Harrazi, bugün, Dış İlişkiler Stratejik Konseyi ve El Cezire Katar
Araştırmaları Enstitüsü’nün ortak girişimiyle Doha’da düzenlenen ikinci
İran-Arap diyalog toplantısının açılış oturumunda şunları söyledi: “Bölge
liderlerine önerim, “güçlü bir bölge”ye doğru hareket edilmesi ve çok şükür
başlayan bu doğrultuda ilk adım, farklılıkların diyalog yoluyla
çözülmesidir.”
Harrazi, geçen yıl yaptığı konuşmaya atıfta bulunarak
“İran ve Suudi Arabistan birbirini dışlayamaz” demişti ve şimdi iki
ülke liderlerinin kararıyla İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin
normalleşme sürecine girmesinden dolayı mutlu olduğunu da sözlerine ekledi.
Konsey Başkanı, İran’ın BAE ve Kuveyt ile ilişkilerinin
yeniden geliştirilmesine ve İran’ın Katar, Umman ve Irak ile ilişkilerinin
güçlendirilmesine atıfta bulunarak, “Umman Kralı’nın Tahran’ı ziyareti,
İran ile Fars Körfezi ülkeleri arasında gelişen ilişkilerin bir başka işareti
olduğunu” belirtti.
Çok kutuplu dengedeki mevcut uluslararası gelişmelere
değinen Harrazi, bölge liderlerinin bağımsız bir politika benimseme konusunda
zekalarını sergilediklerini belirterek, “Bu gelişmeler, bölge ülkelerinin
uluslararası gelişmeleri kendi ülkeleri ve bölge çıkarları için kullanma
olgunluğunun ve zekasının bir göstergesidir” dedi.
İran Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı günümüz
dünyasının yeni bir düzene geçtiğinin altını çizerek, şunları ekledi: “Bu
yeni düzenin özelliklerini kesin olarak değerlendirmek henüz mümkün olmasa da
ancak bölgesel örgütlerin yeni dünya düzeninde özel bir yere sahip olacağı ve
gösterecekleri güç, kabiliyet, birlik ve bağımsızlık derecesine göre yeni
düzenin asıl aktörleri ve aktivistleri olacağı da muhakkaktır.”
Harrazi, “Güçlü Aktörlerden” oluşan “Güçlü
bir bölge”nin ortaya çıkmasını bugün bölgenin ihtiyacı olarak nitelendirdi
ve şunları kaydetti: “Tüm bölgenin güvenliğini, refahını ve ilerlemesini
sağlamanın yanı sıra uluslararası düzeyde aktif ve etkin bir oyuncu olabilmek
ve bölgemizin uluslararası kararlardaki konumunu istikrara kavuşturabilmek için
bölgesel iş birliğine ihtiyacımız var.”
Konsey Başkanı, Kolektif çıkarların gerçekleştirilmesi
gereğini, dürüst ama samimi diyalog, ekonomik, bilimsel ve kültürel alanlarda
işbirliği, ılımlılık gösterme ve bölgede dışarıdan gelenlerin bulunmadığı bir
kolektif güvenlik mekanizması oluşturma kararı olarak nitelendirdi ve
“Güvenlik” ve “gelişme” kavramlarının sürekli ve ayrılmaz
kavramlar olduğunu vurguladı.
Fars Körfezi’nin güvenliğini, Yemen’deki gelişmeleri, Suriye
ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasını ve Filistin
meselesini bu bölgedeki dört temel mesele olarak ortaya koydu ve İran’ın Fars
Körfezi’ndeki güvenliğe bakışına ilişkin olarak, “İran İslam Cumhuriyeti,
Fars Körfezi’ndeki ve her bir ülkesindeki güvenliği kendi güvenliği olarak
görmektedir ve bizim yabancı güçlerin varlığına karşı çıkmamız, bölgede
istikrarsızlığın sebebi olmasındandır. ABD’nin ve İsrail’in apartheid rejiminin
Fars Körfezi bölgesindeki varlığı güvenlik getirmediği gibi bölge için
tehlikeli bir gelecek de yaratacaktır.” dedi.
Yemen’deki son gelişmeleri ve Suriye ile diğer Arap ülkeleri
arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasını memnuniyetle karşılayan Harrazi,
Filistin meselelerini “İslam dünyasının atan kalbi” ve tüm
Müslümanların endişesi olarak nitelendirdi ve Siyonist ordunun Gazze’de vahşice
katliam yapmasına da değinerek, direniş saflarının kararlılığını övdü ve şöyle
söyledi: “İsrail apartheid rejiminin işlediği suçlara karşı koymak ve
Filistinlilerin haklarını savunmak ancak direnişle mümkündür.”
Ayrıca şöyle ifade etti: “Filistin meselesinin nihai
çözümü, Filistinli mülteciler de dahil olmak üzere Müslüman, Hristiyan veya
Yahudi Filistin’in tüm orijinal sakinlerinin referandum yoluyla tek bir siyasi
sistemin oluşturulmasıdır.”
