Batı’nın Suudi Arabistan’a yönelik askeri desteğini artırması, Suudilerin Yemen ile olan hesaplaşmasında karşı karşıya kaldığı baskıların her geçen gün daha da kritik bir boyut kazandığını göstermektedir.
Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Suudi Arabistan’a mütekabil bir hava ablukası dayatma operasyonları, sonuçlarını Riyad’ın ekonomi sahasına ve uluslararası itibarına kadar genişletirken; Suudi rejiminin San’a güçleriyle baş edebilmek adına dış askeri yardım ve destek arayışları da kesintisiz devam etmektedir. Önümüzdeki hafta Riyad’da düzenlenmesi planlanan ve “Çöl Davos’u” olarak bilinen Gelecek Yatırım Girişimi Konferansı’nın ertelenmesi, Batılı ülkelerin Suudi Arabistan ile olan askeri iş birliğini genişletmesiyle eş zamanlı olarak iki paralel süreci gözler önüne sermektedir: Bir yanda Suudiler için giderek tırmanan güvenlik ve ekonomi maliyetleri, diğer yanda ise ülkenin kendi askeri kısıtlamalarını dış müttefiklerine dayanarak telafi etme çabası.
Suudi Arabistan’ın en önemli ekonomik etkinliklerinden biri ve Muhammed bin Selman’ın 2030 Vizyonu’nun vitrini konumundaki Çöl Davos’unun ertelenmesi, Ensarullah ile yaşanan çatışmanın sonuçlarının artık sadece savaş alanıyla sınırlı kalmadığını göstermesi bakımından hayati önem taşımaktadır. Son yıllarda kendisini uluslararası yatırımlar için güvenli bir liman olarak tanıtmaya çalışan Suudi Arabistan, bugün güvenlik kaygılarının devasa ekonomik planlarının ve dış sermaye çekme hedeflerinin üzerine gölge düşürdüğü bir gerçeklikle yüzleşmektedir. Riyad’ın savunma tedbirlerini genişlettiği ve Batılı ülkelerle askeri iş birliğini derinleştirdiği yönündeki raporlarla birlikte değerlendirildiğinde bu tablonun önemi daha da netleşmektedir.
Bu çerçevede İngiltere Savunma Bakanlığı dün resmi bir açıklama yaparak Suudi Arabistan’a Typhoon savaş uçakları, askeri danışmanlar ve bir adet askeri nakliye uçağı sevk edildiğini duyurdu. Bakanlığın açıklamasına göre bu teçhizat ve personelin sevk amacı; Suudi Arabistan’ın Ensarullah’ın füze/İHA saldırılarına karşı koyma çabalarına destek vermek ve ülkenin saldırılara karşı savunma kapasitesini pekiştirmektir. Bu karar, Ensarullah saldırılarının Suudi Arabistan üzerindeki güvenlik baskısını tırmandırdığı bir vasatta, Londra’nın Riyad’a yönelik askeri desteğini genişlettiğinin en taze göstergesidir.
İngiltere’nin bu hamlesinin önemi, sadece birkaç savaş uçağı veya danışman birlik gönderilmesinin ötesinde analiz edilmelidir. Avrupalı bir gücün askeri teçhizat ve personeliyle Suudi Arabistan’ın savunma sürecine bizzat müdahil olması; Riyad’ın karşı karşıya kaldığı tehditleri bertaraf etmede sadece kendi öz kapasitelerine güvenemediğini ve halen dış müttefiklerinin operasyonel desteğine muhtaç olduğunu kanıtlamaktadır. Bu destek Suudilerin savunma ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabilir; ancak aynı zamanda Suudi Arabistan’ın Ensarullah operasyonları karşısında karşılaştığı meydan okumanın vardığı muazzam boyutları ifşa etmektedir.
Bu, İngiltere’nin son dönemde Suudi Arabistan’a sağladığı ilk askeri destek değildir. Londra geçen ay da Suudi savaş uçaklarına havada yakıt ikmali sağlanması sürecine katıldığını ilan etmişti. Havadan yakıt ikmali, hava operasyonlarının kesintisiz sürdürülebilmesi için hayati bir bileşendir ve bu tür bir desteğin sunulması uçuşların devamlılığını ve savaş uçaklarının operasyonel kapasitesini artırmaktadır. Şimdi bu sürece Typhoon savaş uçaklarının, askeri danışmanların ve nakliye uçağının eklenmesi, iki ülke arasındaki askeri iş birliğinin boyutlarının genişlediğini göstermektedir; Ensarullah’ın Suudi Arabistan üzerindeki baskıyı artırdığı koşullarda daha da kritik bir anlam kazanan bir iş birliği…
Ancak asıl mesele, dış ülkelerin Suudi Arabistan’a ne kadar teçhizat ve personel sağladığı değil; bu desteklerin sahadaki dengeleri ne derece değiştirebileceğidir. Suudi Arabistan geçmiş yıllarda Yemen’deki hedeflerini ilerletmek için silah üstünlüğünden ve dış güçlerin desteğinden faydalanmıştır; fakat çatışmaların sürmesi ve Ensarullah’ın askeri baskılarını genişletmesi, gelişmiş silahlara sahip olmanın San’a güçlerini dizginlemek için tek başına yeterli olmadığını kanıtlamıştır. Mevcut şartlarda da dış desteğin artırılması Suudilerin savunma ihtiyaçlarına kısmen yanıt verebilse dahi, bu durum saha dengelerinin mutlak olarak Riyad lehine değişeceği anlamına gelmemektedir.
Nitekim Ensarullah’ın Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarına cevaben misilleme operasyonlarını şiddetlendirmesi ve San’a güçlerinin muhtelif cephelerdeki ilerleyişi, Riyad’ı elindeki tüm kapasiteleri kullanmaya sevk etmiştir. Suudi Arabistan artık kendisinin ve Yemenli müttefiklerinin askeri ve saha zafiyetlerini kapatabilmek adına dış desteği her düzeyde artırmak zorundadır. Bu destek sadece silah tedarikiyle sınırlı kalmayıp; yakıt ikmali, lojistik destek, askeri danışmanlık ve savunma sistemlerinin takviyesini de kapsamaktadır. Tüm bu tedbirler kümesi, Ensarullah baskılarına karşı koymanın Suudi Arabistan’ın ana güvenlik önceliklerinden birine dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Bu süreçte askeri baskılar ile bunun ekonomik sonuçları arasındaki doğrudan bağa da dikkat edilmelidir. Ensarullah’ın mütekabil hava ablukası dayatma stratejisi, etkilerinin sürmesi ve genişlemesi halinde Suudi Arabistan’ın güvenlik maliyetlerini tırmandırabilir, ülkenin ekonomik faaliyetlerini ve uluslararası bağlantılarını vurabilir. Çöl Davos’unun böyle bir konjonktürde ertelenmesi, ekonomik takvimdeki basit bir erteleme olayı değildir; bu gelişme, güvenlik kaygılarının Riyad’ın makroekonomik planlarını dahi vurabileceğini göstermektedir. Gelecek stratejisinin önemli bir bölümünü dış sermaye çekmek, turizmi geliştirmek ve Suudi Arabistan’ı ekonomik faaliyetler için güvenli bir merkez olarak sunmak üzerine kuran bir hükümet için bu tür sonuçlar olağanüstü bir kritiklik taşımaktadır.
Bu açıdan bakıldığında, Ensarullah’ın Suudi Arabistan üzerindeki baskısı sadece saldırı sayısı veya doğrudan hasar miktarı ile ölçülemez. Bu baskının en önemli boyutlarından biri; altyapıyı korumak, hava sahası güvenliğini sağlamak ve yatırımcılar ile dış ortaklara güven vermek için sürekli maliyet dayatmasıdır. Riyad saldırılara karşı koymak için ne kadar çok desteğe ihtiyaç duyarsa ve aynı zamanda güvenlik sonuçlarını yönetmeye ne kadar çok kaynak ayırmak zorunda kalırsa, ülkenin askeri ve ekonomik hesaplamaları üzerindeki baskı da o derece artacaktır. Kuşkusuz tek bir konferansın ertelenmesi Suudi Arabistan’ın ekonomik durumunda kalıcı bir değişimi kanıtlamak için tek başına yeterli değildir; ancak askeri gelişmeler ve artan dış destekle yan yana getirildiğinde, krizin etki alanının ne kadar genişlediğinin göze çarpan bir işaretidir.
Karşı tarafta ise Ensarullah, askeri baskıyı sürdürerek Suudi Arabistan’ın Yemen’deki politikalarını devam ettirme maliyetini yükseltmeye ve Riyad’ı daha fazla kısıtlamayla karşı karşıya bırakmaya çalışmaktadır. Suudi Arabistan’ın askeri yanıtı ve dış ülkelerin desteğini alma çabaları, bu baskıların Suudi güvenlik hesaplarında ne kadar merkezi bir yer edindiğini göstermektedir. Yine de dış yardımın artmasını Suudi Arabistan’ın mutlak acziyeti veya müttefiklerinin desteğinin tamamen etkisizliği şeklinde okumamak gerekir; temel soru, tüm bu desteklerin Ensarullah operasyonlarını durdurmaya ve Riyad üzerindeki askeri ile ekonomik baskıyı hafifletmeye yetip yetmeyeceğidir.
Son gelişmelerin gösterdiği genel eğilim; Suudi Arabistan’ın Ensarullah’ı dizginlemek için dış müttefikleriyle iş birliği yoluyla savunma ve operasyonel kapasitesini olabildiğince takviye etmeye çalıştığı, ancak bu çabaların San’a güçlerinin baskılarının sürdüğü ve etkilerinin askeri meydanın ötesine taştığı bir vasatta gerçekleştiğidir. Çöl Davos’unun ertelenmesi ve İngiltere’nin askeri desteğini genişletmesi; aynı tablonun parçası olan iki farklı fakat irtibatlı gelişmedir: Suudi Arabistan bir yandan tırmanan güvenlik maliyetleri ve ekonomik sonuçlarla yüzleşmekte, diğer yandan bu durumla baş edebilmek için daha fazla dış desteğe sığınmaktadır.
Tüm bunlara rağmen, gelişmelerin genel seyri Ensarullah’ın lehine işlemeye devam ediyor gibi görünmektedir. Batı’nın Suudi Arabistan’a sağladığı askeri desteğin artması, tek başına inisiyatifin yeniden Riyad’ın eline geçtiğinin bir kanıtı olmaktan ziyade, Suudilerin maruz kaldığı baskıların ulaştığı kritik boyutu gözler önüne sermektedir. Eğer Ensarullah operasyonları Suudi Arabistan’ın askeri ve ekonomik maliyetlerini mevcut seviyede tutmayı veya daha da yukarı çekmeyi başarırsa, bu baskılar Riyad’ın çatışmayı sürdürme yönündeki hesaplamalarını doğrudan etkileyebilir. Böyle bir vasatta belirleyici olan unsur; sırf Suudi Arabistan’a sevk edilen savaş uçağı ve danışman sayısı değil, Riyad’ın bu destekleri sahadaki gidişatta gerçek bir değişime dönüştürebilme kapasitesidir —ki şu ana kadarki gidişat, Suudi Arabistan üzerindeki baskının arttığını ve Ensarullah’ı dizginlemenin her geçen gün daha da zorlaştığını doğrulamaktadır.
Not: bu analiz tasnimnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
