İmam Muhammed Bakır’ın (as) Veladet Yıl Dönümü

rasthaber
Rasthaber – RASTHABER ailesi olarak Hz. İmam Muhammed Bakır’ın (as)
veladet yıldönümü münasebeti ile, başta Veliyyi Emri Müslimin’e,
Müçtehitlerimize ve tüm Ehlibeyt âşıklarına tebrik arz ederiz.

İmam Muhammed Bâkır (a.s); Resulullah’ın (s.a.a),
kendisinden sonra İslâm ümmetine önderlik etmeleri ve ümmeti, yüce Allah’ın,
bütün kirlerden arındırıp tertemiz kıldığı Masum İmamların önderliğinin
gölgesinde takdir ettiği güven ve selâmet sahiline ulaştırmaları için
belirlediği pak Ehlibeyt İmamlarının beşincisidir.

İmam Bâkır (a.s); temiz ve pak kılınmış, yücelik ve kemal
merdivenlerini sonuna kadar tırmanmış bir sülâleden dünyaya geldi. Bu sülâlenin
bireyleri; fikir, akide, akıl, duygu, irade ve pratik davranış alanlarında
bütün eksiksiz insanî şahsiyet değerlerine sahip oldukları gibi, erdemler
dünyasının göz kamaştırıcı zirvelerini oluşturuyorlardı. Bunlar sadece Allah’a
kulluk eden, kendilerini tamamen O’na adayan şahsiyetlerdi. Allah sevgisinde
erimiş, İslâmî risaletin değerleri uğruna kendilerini feda etmişlerdi.
Gerçekten rabbanî kimselerdi. Zaten bu niteliklerinden dolayıdır ki, Hz. Resul
(s.a.a) tarafından Kurân’a eş tutulmuşlardı. Onlar, Hz. Peygamber’den (s.a.a)
sonra görkemli önderler, İslâm risaletini tatbikle görevli emin şahsiyetler;
ümmeti yönlendirmeye, eğitmeye, işlerini idare etmeye, ümmetin tekâmülünün
gereklerine cevap vermeye, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaya ehil masum
liderlerdi.

İmam Bâkır (a.s), Hz. Ali (a.s) soyundan gelen temiz ve arı
bir ebeveynden dünyaya geldi. Dedeleri Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’in (a.s)
hasletlerini üzerinde toplamıştı. Birkaç yılı, dedesi Hüseyin’in (a.s)
himayesinde geçti. Sonra babası İmam Zeynelabidin’in (a.s) denetiminde yetişip
gelişti. İlk gençlik çağına, buluğ vaktine ve kemalin zirvesine ulaşıncaya
kadar babasından hiç ayrılmadı. Hz. Peygamber’in (s.a.a) mübarek hicretinin
birinci yüzyılının son on yılının ilk yarısında (hicrî doksan küsur yılında)
babasının şehit düşmesine kadar hep onun yanındaydı.

Babası Ali b. Hüseyin (a.s), dedesi Hüseyin’den (a.s) sonra,
İmam Bâkır (a.s) için görkemli bir önderlikti. Babası “Zeynü’l-Abidin
(İbadet Edenlerin Süsü)”, “Seyyidü’s-Sacidin (Secde Edenlerin
Efendisi)”, “Kudvetü’z-Zahidin (Zahitlerin Önderi)”,
“Siracü’d-Dünya (Dünyanın Çırası)” ve “Cemalü’d-Din (Dinin
Güzelliği)” lâkaplarıyla ün salmıştı. Şerefinden, efendiliğinden,
ilminden, liyakatinden ve aklının mükemmelliğinden dolayı büyük imamlık
makamına yaraşır bir şahsiyetti. Nitekim onunla aynı çağda yaşayan herkes buna
tanıklık etmiştir.

İmam Bâkır (a.s), ilim ve irfanı işte bu yüce şahsiyetten,
yani babasından öğrendi. Nihayet bütün ilim dallarında en yüksek noktaya çıktı
ve yeni bilgiler sundu. Gerçekten dedesi Resulullah’ın (s.a.a): “İlmi
bütün hakkıyla yaracaktır.” diyerek ilimleri yaran anlamında
“Bâkır” diye önceden müjdelediği vasfa sahipti.

Resulullah (s.a.a), Müslümanlara onun doğumunu müjdelemişti.
Nitekim İmam Bâkır (a.s), peş peşe gelen fetihlerden, medeniyetlerin
karışmasından, karşılıklı kültürel etkileşimlerden sonra İslâm ümmetini
derinden sarsan kasırgalar döneminde şer’î ilimleri yeniden ihya etmişti. İmam
Bâkır (a.s), İslâm’ın özünden fışkıran kültürel bir hareket başlatarak ümmete
yol göstericiliğini eksiksiz bir şekilde yerine getirdi, Ehlibeyt’in (a.s)
şahsında somutlaşan risalet pınarından ümmete kana kana içirdi.

İmam Muhammed Bâkır (a.s), bütün hayatı boyunca Medine’de
kalarak ilmiyle Müslüman ümmeti aydınlattı. Resulullah’ın (s.a.a) tohumlarını
ektiği, İmam Ali’nin (a.s), sonra İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in (üzerlerine
selâm olsun) terbiye ettiği, onlardan sonra da babası Ali b. Hüseyin’in (a.s)
beslediği salih Müslümanlardan oluşan cemaatin işlerini idare ederek rehberlik
işlevini kusursuz bir şekilde yerine getirdi; bu cemaatin tekâmülünün,
olgunluğunun ve yüceliğinin sebeplerini hazırladı.

İmam Bâkır (a.s) doğumundan şehit edildiği güne kadar
Emevîlerden zulüm gördü. Bundan sadece Ömer b. Abdulaziz’in yaklaşık iki buçuk
yıl süren kısa halifelik dönemini istisna tutabiliriz.

Emevî zulmünün en şiddetli devirlerine tanık oldu. Aynı
zamanda bu azgın cahiliye akımının tarih sahnesinden silinmenin eşiğine
geldiğini de gördü. Bütün bu zulümler yaşanırken onun gibi yüksek bilinç,
azametli şahsiyet ve kemal düzeyinde bir önder nice acıları yutkunmak zorunda
kaldı.

Bu olumsuzluklara rağmen çok sayıda fakih, âlim ve müfessir
de yetiştirebildi. İslâm dünyasının çeşitli bölgelerinden Müslümanlar onun
yanına akın ediyordu. Onun üstünlüğü konusunda eşi görülmemiş bir ittifak
vardı.

İmam Bâkır (a.s), İslâm dünyasında yaşanan gelişmelerden
kopuk bir hayat yaşamıyordu. Aksine kitleleri bilinçlendirme amacına yönelik
aktif bir faaliyet yürüttü, halkın vicdanını harekete geçirmek için yoğun bir
faaliyet içinde oldu. Ümmetin düzeyini yükseltmek, eski saygınlığını yeniden
diriltmek için çaba gösterdi; bu uğurda malını harcadı, tıpkı saygı değer
ataları ve büyük ecdadı gibi manevî bağışlarını esirgemedi. Sadece takva, sabır
ve ihlâs bakımından örnek olmakla yetinmedi. Kendi döneminde yaşayan nesil için
ve gelecekteki bütün nesiller için her yönden görkemli bir örnek oldu.

Doğduğu gün, ilim ve ameliyle cihat ettiği gün, şehit
edildiği gün ve tekrar diriltileceği gün selâm olsun ona!

İmam Muhammed Bakır`dan (a.s) Öğütler

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın