Kâğıt Üzerindeki Kazanımlar, Sahadaki Belirsizlikler

İran ile ABD arasında varılan anlaşmanın nihai hale gelmesi, takdire değer çabalara rağmen, taahhütlerin zamanlaması ve bölgesel dengeler açısından bazı belirsizlikler barındırıyor. Bu belirsizliklerin göz ardı edilmesi, anlaşmanın getirilerini azaltabilir. Bu hassas dönemde ulusal çıkarların güvence altına alınması ise temel ilkelere kararlılıkla bağlı kalınmasına ve erken tavizlerden kaçınılmasına bağlıdır.

Diplomasi sahası, inceliklerin, hassasiyetlerin ve her biri bir milletin kaderini ve bölgesel dengeleri değiştirebilecek kelimelerin alanıdır. 24 Haziran Pazar gecesi nihai hale gelen son anlaşmayla birlikte siyasi ilişkilerde yeni bir sayfa açılmış oldu. Şüphesiz bu anlaşma, ülkenin müzakere heyetinin yoğun çabalarının ve fedakârlıklarının bir sonucudur ve takdiri hak etmektedir.

Özellikle Devrim Lideri, İran ile ABD arasındaki mutabakat konusunda yayımladığı mesajda, İran halkının ve kendisinin açıklanan şartların yerine getirilmesini beklediğini açıkça ifade etti. Bu nedenle, anlaşmanın maddelerine gerçekçi bir gözle bakmak ve sözünde durmamakla tanınan karşı tarafı dikkate almak, müzakere heyeti ile hükümetin sorumluluğunu daha da artırmaktadır.

Bununla birlikte, gazetecilik görevi ve ulusal çıkarlara duyulan hassasiyet, diplomasi alanındaki yetkilileri desteklerken aynı zamanda heyecandan uzak ve gerçekçi bir bakışla anlaşmadaki muhtemel belirsizlikleri ve eksiklikleri incelemeyi gerektiriyor. Amaç, uygulama sürecinde karşı tarafın herhangi bir istismarının önüne geçmektir.

Kazanımlar gerçekleşmeden acele edilmemeli

Son günlerde tartışma yaratan ilk konu, taahhütlerin uygulanma takvimine ilişkin ilk tutumlardan geri adım atıldığı yönündeki algıdır.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, anlaşmanın tamamlanmasının ardından ikincil görüşmelerin ancak İran’ın dondurulmuş varlıkları serbest bırakıldıktan sonra başlayacağını açıkça ifade etmişti. Bu yaklaşım, “sonraki tavizden önce somut sonuç alma” ilkesine uygundu.

Ancak Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Taht Revançi’nin gazetecilere yaptığı, görüşmelerin cuma günkü imzanın hemen ardından başlayacağı yönündeki açıklaması şu soruyu gündeme getirmektedir:

Henüz İran’ın bloke edilen varlıkları ekonomiye geri dönmemişken ve ortada yalnızca kâğıt üzerindeki bir imza varken, ikincil müzakerelerin erkenden başlatılmasının gerekçesi nedir?

Müzakere heyetinin, varlıklar tamamen serbest bırakılıncaya kadar aceleci davranmaması ve önceki tutumunu koruyarak masadaki üstünlüğünü muhafaza etmesi beklenmektedir.

Kâğıttan sahaya; cephelerin birliği

İkinci konu ise İran’ın bölgesel güvenlik doktriniyle doğrudan bağlantılı olan “cephelerin birliği” anlayışıdır.

İran’ın temel yaklaşımı, İran’a yönelik saldırıların durdurulmasının, Lübnan’daki savaşın sona ermesi, İsrail’in işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi ve bu ülkeye yönelik saldırıların son bulmasıyla eş zamanlı olması gerektiği yönündeydi.

Ancak anlaşmanın tamamlanmasına rağmen, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının sürdüğü görülmektedir. Başarılı diplomasi, kâğıt üzerindeki kazanımların sahada da karşılık bulmasını gerektirir.

Karşı tarafın cepheleri birbirinden ayırarak bölgesel yükümlülüklerinden kaçmasına ve Direniş Ekseni müttefiklerinin baskı altında kalmasına izin verilmemelidir.

“İran’a komşu bölgeler” ifadesi bir diplomatik tuzak olabilir

Üçüncü ve belki de en stratejik mesele, ABD’nin bölgedeki varlığıyla ilgilidir.

Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney, ABD güçlerinin bölgeden çıkarılması konusunda şu uyarıda bulunmuştu:

“Zamanın ibresi geriye dönmeyecek ve bölge halkları ile toprakları artık Amerikan üslerinin kalkanı olmayacaktır. ABD, bölgede ne kötülük yapabileceği güvenli bir noktaya ne de askeri üsler için eski konumuna sahip olacaktır.”

Şehit lider de defalarca Amerikalıların Batı Asya’dan çıkarılması gerektiğini vurgulamış, son savaş da bunun gerekliliğini bir kez daha göstermişti.

Bu nedenle son anlaşmada Amerikan güçlerinin çekilmesi konusunun daha açık ve net şekilde yer alması bekleniyordu.

Ancak anlaşmada yalnızca “Amerikan üslerinin İran’ın çevresinden çıkarılması” ifadesine yer verilmesi dikkat çekiyor.

“Yakın çevre” kavramı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Tarihsel tecrübeler, muğlak ve esnek ifadelerin Washington’a farklı yorumlar yapma ve yükümlülüklerden kaçma imkânı tanıdığını göstermektedir.

Bu nedenle çekilmenin sınırlarının açıkça belirlenmemesi, elde edilen kazanımları azaltabilir.

Müzakere heyeti, bu milletin evlatları ve ülkenin diplomatik sınırlarının koruyucularıdır. Bu değerlendirmeler eleştiri amacıyla değil, ulusal çıkarları ve ülkenin gücü için canlarını feda edenlerin emanetini koruma sorumluluğuyla yapılmaktadır.

Nihai imza sürecinde ve uygulama aşamasında, bu belirsizliklerin giderilmesi ve temel ilkelerin korunması için daha fazla dikkat gösterilmesi beklenmektedir.

Böylece ulusal çıkarlar açısından dönüm noktası olabilecek bir anlaşma, ülkenin güvenliği için zafiyet unsuruna dönüşmeyecektir.

Diplomasinin meyvesi, uygulamada halkın ve Direniş Cephesi’nin yüzünü güldürmelidir.

Not: bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın