Mearsheimer: Savaş Dursa Bile ABD’nin İran Düşmanlığı Bitmeyecek

Betul

Chicago Üniversitesi Profesörü John Mearsheimer, ABD ile Avrupalı ve Arap müttefiklerinin İran, Yemen ve Rusya’ya karşı yürüttükleri üç ayrı savaşta başarısızlığa uğradığını savunuyor. Mearsheimer, ABD’nin İran’a, Direniş Ekseni’ne, Çin’e ve Rusya’ya yönelik düşmanca politikalarının süreceğini, ancak Washington’ın bu politikalar ve askerî güç yoluyla siyasi hedeflerine ulaşamayacağını belirtiyor.

Mearsheimer, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın teşvikiyle Yemen’e karşı yeniden savaşa girdiğini öne sürüyor. Amerikalı profesör, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin Ukrayna’yı da kazanma ihtimali bulunmayan bir savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini ifade ediyor.

Mearsheimer, sonuç olarak ABD ve genel anlamda Batı’nın üç cephede de başarısızlığa uğradığını ve bu durumun uluslararası sistemde çok kutuplu düzene geçişi hızlandıracağını savunuyor.

ABD, Belirgin Bir Stratejisi Olmadığı İçin İran Savaşını Kaybedecek

Mearsheimer’a göre ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırılarda geniş çaplı askerî ve ekonomik imkânlar kullanmalarına rağmen zafer için net bir strateji ortaya koyamadı. Baskı politikasını sürdürmelerine karşın giderek daha zor bir duruma sürüklendiler.

Mearsheimer, Trump’ın İran’a karşı iki ayrı geniş çaplı askerî çatışma sürecini takip ettiğini ancak hedeflediği sonuçlara ulaşamadığını belirtiyor. Washington’ın daha sonra deniz ablukası ve ekonomik baskı yöntemlerine yöneldiğini kaydeden profesör, bu adımların İran’ı teslim olmaya yaklaştırdığına ilişkin herhangi bir işaret bulunmadığını ifade ediyor. Aksine Tahran’ın savaşa direnme ve ABD’nin hedeflerini engelleme konusunda kararlı olduğunu vurguluyor.

Washington’ın önündeki seçenekleri değerlendiren Mearsheimer, ABD’nin ne açık bir zafer stratejisine ne de zaferin nasıl tanımlanacağına ilişkin net bir yaklaşımına sahip olduğunu belirtiyor. Ekonomik baskı ve deniz ablukasının İran’ı geri adım atmaya zorlayamadığını savunan profesöre göre geniş çaplı askerî operasyonlara yeniden başvurulması da ABD’nin durumunu iyileştirmeyecek.

Askerî geçmişi de bulunan Mearsheimer, ABD kara birliklerinin İran’a gönderilmesini de ciddi bir seçenek olarak görmüyor. Washington yönetiminin böyle bir operasyon için gerçekten hazırlık yaptığına dair somut bir işaret bulunmadığını kaydediyor.

Savaş Sona Erse Bile ABD’nin İran’a Yönelik Düşmanca Politikaları Sürecek

Chicago Üniversitesi profesörüne göre İran’la yaşanan askerî çatışmalar bir noktada sona erebilir ancak ABD’nin İran’a yönelik düşmanca girişimleri devam edecek.

Mearsheimer, bu politikanın sürmesinin temel nedenlerinden biri olarak İsrail’in etkisine işaret ediyor. İsrail’in İran’ı varoluşsal bir tehdit olarak gördüğünü belirten profesör, Tel Aviv yönetiminin ABD üzerindeki derin siyasi nüfuzunun Washington’ı İran’la karşı karşıya gelmeye devam etmeye yöneltebileceğini savunuyor. Bu nedenle Mearsheimer, İran ile ABD arasında anlamlı ve kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılmasını neredeyse imkânsız görüyor.

Mearsheimer ayrıca savaşın, İran’ın nükleer silah edinme yönündeki motivasyonunu artırdığını düşünüyor. Nükleer anlaşmanın bulunmamasına ve uluslararası nükleer denetim meselesine değinen profesör, İran’da nükleer silah edinilmesini savunan seslerin giderek daha fazla duyulduğunu belirtiyor.

Ona göre bu eğilim, daha uzun süreli ve daha tehlikeli bir çatışma döneminin önünü açabilir.

Rusya ve Çin, İran’a Destek Vererek Stratejik Çıkarlarını Koruyor

Mearsheimer, İran savaşını yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olarak değil, büyük güçler arasındaki daha geniş rekabetin bir parçası olarak değerlendiriyor.

Rusya ve Çin’in İran’a destek verdiğini belirten profesör, bu desteğin İran toplumunun kararlı tutumu ve ülkenin askerî ve maddi kapasitesiyle birleşerek Tahran’ın ABD’ye karşı direnme gücünü artırdığını savunuyor.

Mearsheimer’a göre Moskova ve Pekin, Washington’ın stratejik rakipleri olarak ABD’nin zafer kazanmasını engellemekte çıkar sahibi. ABD’nin izlediği politikalar da Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasındaki yakınlaşmayı güçlendiriyor.

Profesör, mevcut koşullarda Rusya ve Çin’in İran meselesi nedeniyle ABD ile doğrudan karşı karşıya gelme ihtimalini yüksek görmüyor. Ancak çatışmanın dondurulmuş bir ihtilafa dönüşmesi ve Moskova ile Pekin’in İran’ın güvenliğine yönelik desteğini sürdürmesi durumunda gelecekte gerilimin tırmanma riskinin devam edeceği uyarısında bulunuyor.

Mearsheimer: Trump, Bin Selman’ı Yemen’e Karşı Savaşa Teşvik Etti

Mearsheimer, Temmuz 2026’da Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarının yeniden başlamasıyla ilgili önemli bir iddiada bulunuyor. Profesöre göre Suudi Arabistan’ı Yemen’deki direnişe karşı yeniden savaşa girmeye teşvik eden isim Trump oldu.

Mearsheimer, Riyad yönetiminin saldırı öncesinde Trump’ın görüşünü aldığını, ABD Başkanı’nın Suudi Arabistan’ın harekâtına yalnızca onay vermekle kalmayıp bunu teşvik de ettiğini öne sürüyor. Profesör, yeni savaş sürecinin sorumluluğunu Ensarullah’a değil, Suudi Arabistan’a ve Trump yönetimine yüklüyor.

Mearsheimer’a göre Suudi Arabistan bu savaşta ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya. Riyad’ın çatışmanın sonucunu kendi lehine değiştirmek için ABD’nin askerî desteğine güvenmesi de mümkün değil.

Suudi Arabistan ile Ensarullah arasında daha önce yaşanan savaşı hatırlatan profesör, Yemen direnişinin o dönemde Suudi Arabistan’ın askerî üstünlüğünü etkisiz hâle getirerek çatışmayı çıkmaza sürüklediğini belirtiyor. Mearsheimer, yeni çatışma sürecinde Suudi Arabistan’ın son derece kırılgan bir konumda bulunduğunu, Yemen güçlerinin ise daha avantajlı bir durumda olduğunu savunuyor.

Suudi Arabistan, ABD’nin Destek Vaadinden Yararlanamayacak

Mearsheimer, Washington’ın Riyad’a yönelik güvenlik taahhütlerinin sınırlarına da dikkat çekiyor. Profesör, Bin Selman’ın eylül ayında üç kez Trump’tan yardım istediğini ancak ABD Başkanı’nın bu talepleri açıkça geri çevirdiğini öne sürüyor.

Mearsheimer, ABD’nin İran’a karşı yürütülen savaş sırasında da Suudi Arabistan’ın güvenliğini etkili biçimde sağlayamadığını belirtiyor. Ona göre Riyad, yıllardır Washington’ın desteğine sahip olduğu düşüncesiyle hareket etmesine rağmen kritik anlarda bu desteğin somut sonuçlarını göremedi.

Profesör, Suudi Arabistan’ın gelecekte de çok sayıda bölgesel tehditle karşı karşıya kalacağını ve belirleyici bir kriz anında ABD’nin kendisini savunmak için harekete geçeceğinden emin olmaması gerektiğini ifade ediyor.

ABD ve Avrupa, Ukrayna’yı Kaybedeceği Bir Savaşı Sürdürmeye Teşvik Ediyor

Mearsheimer, Rusya-Ukrayna savaşını değerlendirirken Ukrayna’nın bu çatışmada yenilgiye mahkûm olduğunu savunuyor. Rusya’nın yıpratma savaşındaki üstünlüğüne dikkat çeken profesör, Ukrayna’nın askerî kapasitesindeki sınırlılıklar nedeniyle uzun vadede Rusya karşısında zafer kazanmasının mümkün olmadığını öne sürüyor.

Mearsheimer, Batı’nın politikalarını ve Kiev’e sağlanan askerî desteği savaşın uzamasının başlıca nedenleri arasında gösteriyor. Washington ve Avrupalı müttefiklerinin ulaşılması güç hedeflerde ısrar ederek savaşı sona erdirecek koşulları oluşturmak yerine çatışmanın devamına katkıda bulunduğunu belirtiyor.

Chicago Üniversitesi profesörü, Rusya ile Ukrayna arasında kapsamlı bir barış anlaşması sağlanabileceğine ilişkin bir perspektif bulunmadığını da savunuyor. Moskova’nın Ukrayna’nın NATO’ya katılmasının engellenmesi ve savaş sırasında ortaya çıkan toprak durumunun kabul edilmesi gibi temel taleplerinin, Ukrayna ve Batılı ülkelerin tutumlarından oldukça uzak olduğunu ifade ediyor.

Avrupa’nın Güvenlik Düzeni Daha da İstikrarsızlaşacak

Mearsheimer, Rusya-Ukrayna savaşının da sonuçta bir “dondurulmuş ihtilafa” dönüşeceğini öngörüyor. Böyle bir senaryoda çatışmaların şiddeti azalabilir veya ateşkes sağlanabilir ancak Rusya ile Ukrayna ve Avrupa ülkeleri arasındaki temel anlaşmazlıklar varlığını korur.

Profesöre göre bu durum Ukrayna açısından stratejik bir yenilgi, Avrupa açısından ise uzun vadeli bir istikrarsızlık kaynağı olacaktır. Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkilerin yıllarca düşmanca seyredeceğini belirten Mearsheimer, savaşın yeniden başlaması riskinin de ortadan kalkmayacağını vurguluyor.

Mearsheimer, Rusya ile Batı arasındaki düşmanlığın sürmesinin Avrupa’nın güvenlik düzenini ciddi bir krize sürükleyeceği uyarısında bulunuyor.

ABD’nin Üç Cephedeki Başarısızlığı Çok Kutuplu Dünyaya Geçişi Hızlandıracak

Mearsheimer’a göre ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki savaşı ve Rusya-Ukrayna çatışması, coğrafi koşulları ve hedefleri farklı olsa da ortak bir noktada birleşiyor: ABD ile müttefiklerinin askerî güç ve siyasi baskı yoluyla karşı tarafı kendi istedikleri sonucu kabul etmeye zorlayamaması.

Profesör, Washington ve müttefiklerinin her üç çatışmada da açık bir zafer stratejisi ortaya koyamadığını ve uzun vadeli maliyetleri ve sonuçları etkili biçimde kontrol edemediğini savunuyor.

Mearsheimer’a göre bu tablo, ABD’nin askerî gücünü kalıcı siyasi kazanımlara dönüştürme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyuyor. Bu durum, ABD’nin uluslararası sistemdeki hegemonik itibarını aşındırırken müttefiklerinin Washington’ın gücüne ve güvenlik sağlama kapasitesine duyduğu güveni de zayıflatıyor.

Buna karşılık ABD’nin karşısında yer alan aktörler, kendilerine yönelen baskılara direnmekle kalmayıp Washington’ın hedeflerine ulaşmasını da engelleyebiliyor. Mearsheimer, bu gelişmelerin uluslararası sistemde çok kutuplu düzene geçiş sürecini hızlandıracağını değerlendiriyor.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın