anlatan gazeteci Shibl, BRICS’in kendileri için önemli bir fırsat olduğunu
belirtti. Mısırlı gazeteci, Mısır halkının Batı diktasından kurtulup yeni bir
dünya elde etmeyi memnuniyetle karşıladığını anlattı
Mısırlı gazeteci El Sayed Shibl Barakat, Devlet Başkanı
Sisi’nin liderliğinde küllerinden yeniden doğmaya çalışan Mısır’ın güncel
durumunu anlattı. Arap baharının yarattığı tahribatın ekonomik etkilerinin hala
sürdüğünü ifade eden Shibl, Mısır’ın dolar hegemonyasından kurtulmak istediğini
belirtti. Gazeteci Shibl, Türkiye’ye de mesaj vererek iki ülke arasında
güvensizliği giderecek adımlara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Mısırlı Gazeteci El Sayed Shibl Barakat’ın Aydınlık’a
verdiği röportajın tam metni şöyle:
Arap baharı bölgede birçok ülkeyi zor duruma soktu.
Mısır’da da büyük olaylar yaşandı. O dönemden bu yana Mısır’da hayat nasıl?
Arap Baharı sırasında Mısır, Sina Yarımadası’nda yoğunlaşan
ancak başkentte ve büyük merkezlerde meydana gelen terör operasyonları
nedeniyle çok zor koşullar yaşadı. Bu durum devletin imkanlarını tüketen bir
sürece neden oldu. Toplumun bir bütün olarak önü tıkandı ve kaynakları sınırlı
olan bir ülkede daha fazla sorun birikmesine yol açtı.
Özellikle güvenlik eksikliği nedeniyle Mısır halkı şiddetli
şoklara maruz kaldı. Bu yaşananlar, yatırımın azalmasına, üretim ve yeniden
inşa faaliyetlerinin durmasına neden oldu. Buna ek olarak, tüm aşırılık
yanlılarına, mezhepçilere, modern karşıtı fikirlere sahip olanlara, ortaya
çıkma ve toplumun birliği ve barışını tehdit etme fırsatı doğdu.
Öte yandan Mısır, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ajandası
nedeniyle baskı altındaydı. IMF’ye bağlılık, ulusal paranın sürekli değer
kaybetmesine neden oldu. Fiyatlar yükseldi ve vatandaşların şikâyet sesleri
arttı. Bugün Mısır ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Fiyatlar artmaya devam
ediyor ve hükümet ücretleri artırmak için çalışsa da ücretler bu değişime ayak
uyduramıyor. Bu, devleti ve vatandaşları ilgilendiren en önemli mesele.
İnanıyorum ki, ücretlerin artmasını sağlayabilecek en önemli adım, siyasi
sistemin popülaritesinde, fiyatları kontrol etme kabiliyetinde yatmaktadır. Bu
da hükümeti IMF’in sürekli baskısını reddetmeye ve para birimini yeniden
dalgalandırmaktan kaçınmaya ya da ekonomiye zarar veren bu süreci geciktirmeye
sevk etmiştir.
İHVAN SELEFİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPTI
Arap Baharında
aşırılık yanlıları, mezhepçiler ve modern karşıtı fikirlilerden bahsettiniz. Bu
bahsettiğiniz İhvan-ı Müslimin hareketi midir? Mısır’ın bu fikirlerle
mücadelesi nasıl ilerliyor?
İhvan-ı Müslimin, fanatizm ve din ticareti yapan bir
hareket. Ülkeyi yönettiği dönemde ne kadar başarısız olduklarını kamuoyu görmüş
oldu. Ülke yönetmekle ilgili yeterli esnekliğe sahip değiller. İhvan hareketi,
geniş siyasi ve halk kesimleriyle büyük bir mücadeleye girdi. Eski Mısır Devlet
Başkanı Hüsnü Mübarek’in görevden alınma yöntemine benzer bir şekilde
iktidardan uzaklaştırıldılar. Bugün ülkede yeni kararları kabul etmeyerek
fanatik gösteriler, sabotaj ve trafiği engelleme eylemlerine başvurarak şiddeti
ve gerilimi tırmandırmaya çalışıyorlar. Ayrıca bu örgüt tekfir ve şiddete
dayalı değişim temelli, DEAŞ gibi Selefi hareketlerle işbirliği yaptı. Askeri
kurumlarla mücadeleye girdi ve Sina’da, Kahire’de ve bazı büyük şehirlerde
terör operasyonları görmeye başladık. Lakin bu yaşananlar grup için sonun
başlangıcıydı.
Çünkü destekçilerinin çoğunu kaybetti. Mısır ordusu baskın
geldi ve bugün kuşatıldılar.
DOLAR HEGEMONYASINDAN KURTULMAYA ÇALIŞIYORUZ
Mısır’ın Ukrayna’ya
silah göndermediğini duyduk. ABD’ye baskılarına taviz vermedi. Mısır tarafsız
olduğunu beyan etmiş olsa da bu durum Rusya’nın lehine. Bu durumu nasıl
yorumluyorsunuz?
Mısır, büyük bir ekonomik krizin ortasında. Bu sebeple böyle
bir meseleye dahil olma lüksüne sahip değil. Bundan dolayı, büyük sorunlardan
kaçınmaya çalışarak ve çatışan taraflardan herhangi birini kaybetmemek için bu
tür meselelere karşı her zaman tarafsız kalmaya çalışıyor.
Ülkemiz, BM’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı oy
kullanmıştı. Bu tutumunun hiçbir şekilde Batılı güçlerle aynı çizgide olmak
anlamına gelmediğine dair güvence vermek için Rusya’ya yönelik çeşitli
açıklamalar yaptı. Aynı şekilde Mısır, BRICS örgütüne katılmayı planlıyor ve
doların hegemonyasından kurtulmak için her türlü yolu arıyor. Bu nedenle
Moskova ve Pekin ile daha güçlü ilişkiler arıyor ve bu genel olarak bölge
ülkelerinin, hatta uzun süre önce Batı’nın müttefiki olan Körfez ülkelerinin
yöneldiği çizgi haline geldi.
Toparlarsak, uluslararası düzeyde Mısır, büyük ittifaklara
dahil olmadan dengeyi sağlamak ve çıkarlarını göz önünde bulundurmak istiyor.
Ancak ekonomik baskılar on yıllardır onu uluslararası konularda Körfez
ülkelerinin vizyonuna uymaya zorluyor ve bu da onu ABD ile yakınlaşmaya
itiyordu. Şimdi dünya değişiyor. Rusya, Çin ve İran da yükselişte. Bu da
Batı’nın Arap Yarımadası’ndaki geleneksel müttefiklerini göreceli bir şekilde
de olsa pozisyonlarını değiştirmeye itti. Bu kesinlikle Mısır’ı etkiliyor ve
ona uluslararası işlemlerde daha fazla özgürlük sağlıyor.
MISIR HALKI BRICS’E OLUMLU
Mısır’da BRICS’ten üyelik daveti alan ülkeler arasında.
Özellikle BRICS’in milli paralarla ticaret hamlesi, gelişmekte olan ülkeler
için fırsat olarak görüşüyor. BRICS’in Mısır’a faydası ne olacaktır? Mısır
kamuoyunda BRICS daveti nasıl karşılandı? Ayrıca, tarafsız olduğunu beyan etse
de Mısır’ın Atlantik’te değil Asya bloğunda (ittifakında) olduğunu söyleyebilir
miyiz?
En önemli unsur BRICS ülkelerinin ekonomiye yardımcı olması
ve fiyatları dolara bağlamaktan uzaklaşarak emtia fiyatlarını düşürmek için
çalışmasıdır. Özellikle ithalat ve ihracatta yerel para birimlerinin
benimsenmesi durumunda Mısır, BRICS örgütüne katılmaktan büyük fayda
görecektir. Çünkü bu dolara olan talebi azaltacaktır. Mısır’ın dolar elde
etmede büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu bilinmektedir. Mısır’ın ödemekle
yükümlü olduğu borçları da var. Bu borçların dolar olması meseleyi daha da
zorlaştırıyor. Bu nedenle doların hegemonyasından kurtulmaya yönelik BRICS
projeleri Mısır’ın en önemli kazanımı. Ayrıca Mısır’ın BRICS örgütüne
katılmasıyla birlikte Çin ve Rusya gibi bugün dünyada büyük bir konuma sahip
olan yeni uluslararası müttefikler kazanıyor. Bu da Mısır’a uluslararası politika
alanında Batı’nın baskılarından uzakta daha geniş bir hareket alanı sağladığı
için çok önemli bir şey.
Mısır halkı da BRICS grubuna karşı son derece olumlu bir
tutum sergilemekte. Ülkelerinin Batı’nın diktalarından kurtulup yeni bir dünya
elde etmesini sağlayacak herhangi bir küresel bloğa katılmasını memnuniyetle
karşılamaktadır.
Tüm bunlara rağmen Mısır hükümeti son tutumunu dış
politikasında kapsamlı bir değişim olarak sunmayı tercih etmedi. Aksine, Kahire
Batı’ya olumlu mesajlar göndermeye hevesli. Çünkü Kahire’nin bugün istediği şey
ekonomik krizi atlatmak ve bazı uluslararası kazanımlar elde etmekten başka bir
şey değil ancak yaklaşık elli yıldır uygulanan “dikkatli hareket etme ve büyük
maceralara karışmama” politikası ışığında…
FİLİSTİN’İ DESTEKLEME SEBEBİ
Mısır Filistin
davasında, Filistin’deki direniş örgütlerinin bir araya gelmesi için önemli bir
ev sahipliği yaptı. Filistin’de Mısır’ın rolü nedir?
Levant bölgesi tarihsel olarak Mısır ile iç içe geçmiş bir
bölgedir. Bu iki bölge çoğu zaman tek bir devletin otoritesi altında olmuştur.
Sonuç olarak Mısır sadece Arap bağlılığından dolayı değil aynı zamanda ulusal
bağlılığından dolayı da Filistin meselesini hiçbir şekilde görmezden gelemez.
Mısır’ın Filistin’deki tüm gelişmeleri takip etmesi, Kahire’nin on yıllardır
Filistin uzlaşısını desteklemesi ve Filistin Yönetimi’ni desteklemeye çalışmasının
sebebi bundan dolayıdır.
ANKARA-KAHİRE İLİŞKİSİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?
Türk siyasetinin belirsizliği, uluslararası kamplar arasında
hızlı ve akrobatik hareketleri, Arap komşularına nüfuzunu kabul ettirme ve bir
“baba” ya da “öğretmen” rolü oynama arzusu nedeniyle Mısır’ı hala
endişelendiriyor.
Tüm bunlar Mısır’ı Türkiye’nin politikaları konusunda
rahatlatmıyor. Ancak Kahire, Ankara’nın Mısır yargısının terörizm ve şiddete
teşvikle suçladığı İhvan’ı ve Mısırlı muhalifleri desteklemeyi bırakması
halinde uzlaşma ve anlaşmalara açık. Türkiye, liderlik ya da baskıyla değil,
bölge ülkeleriyle işbirliği ve uyum arayışında hareket ederse, bunun
başarılmasının herkesin yararına olacağını düşünüyorum.
Türkiye’nin bölge ülkeleri ile tam uyum içinde çalıştığı
zaman, Ortadoğu dünyada önemli bir bölge olacaktır. Uluslararası politikada
önemli bir ağırlığa sahip olacaktır ve tüm ülkeler bağımsızlıklarını elde etme
fırsatını yakalayacaktır.
