ABD’de uzun yıllar yüksek mahkeme yargıçlığı yapan Andrew Napolitano’nun hazırlayıp sunduğu Özgürlüğü Yargılamak programına konuk olan Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü John Mearsheimer, uluslararası ilişkiler, küresel güç dengeleri ve Washington’ın dış politikasına dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Uluslararası ilişkilerde realist okulun dünyaca ünlü teorisyenlerinden olan Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü John Mearsheimer, eski yüksek mahkeme yargıcı Andrew Napolitano’nun YouTube’da yayınlanan Özgürlüğü Yargılamak adlı programında küresel siyasetteki son gelişmeleri değerlendirdi.
Mülakatta Profesör Mearsheimer, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta Çin Halk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirdiği resmi ziyarete, Washington-Pekin hattındaki ekonomik ve askeri rekabete, Ortadoğu’da süregelen İran savaşına ve Amerika Birleşik Devletleri iç siyasetinde siyonizm eleştirileri üzerinden yürütülen tartışmalara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Yargıç Andrew Napolitano’nun, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Pekin ziyaretinde neyi hedeflediği ve ne elde ettiğine yönelik sorusunu yanıtlayan Profesör John Mearsheimer, Trump’ın öncelikli olarak Tahran yönetimini baskı altına almayı amaçladığını belirtti.
Profesör Mearsheimer, Trump’ın niyetine ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Donald Trump’ın bu ziyarette her şeyden daha fazla elde etmek istediği şey, İran savaşını kapatmaya yardımcı olmaları için Çinlilerden bir ölçüde işbirliği koparmaktı. Demek istediğim, Trump şu anda İran savaşına bir çözüm bulmak konusunda çaresiz bir durumda ve görünüşe göre bir çözüm de üretemiyor. Çinlilerin İran üzerinde baskı kurarak bizim orada bir anlaşmaya varmamıza yardım edeceğini umuyordu. Ancak bu cephede hiçbir ilerleme kaydedemedi.”
“Çin, Tayvan konusunda Trump’ın pozisyonunu yumuşatmasını istedi”
Ziyaretin Pekin ayağındaki diplomatik beklentilere de değinen Profesör Mearsheimer, Çin tarafının önceliğinin ise Tayvan meselesi olduğunu aktardı.
Çin yönetiminin, Trump’tan Tayvan konusundaki katı tutumunu esnetmesini ya da belirli tavizler vermesini beklediğini dile getiren Mearsheimer, bu talebin de karşılık bulmadığını kaydetti.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Donald Trump arasındaki görüşmelerin temel uzlaşmazlık alanlarına işaret eden Profesör Mearsheimer, “Çinliler kendi taraflarından Trump’ın bazı tavizler vermesini veya Tayvan konusundaki pozisyonunu yumuşatmasını istiyordu. Bu onlar için merkezi bir meseleydi. Ancak bu da gerçekleşmedi. Dolayısıyla Tayvan meselesinde ve İran meselesinde pek bir şey elde edilemedi” değerlendirmesinde bulundu.
İki büyük güç arasındaki ticaret başlığına da değinen siyaset bilimci, Washington’ın havacılık ve tarım sektörlerinde bazı sınırlı kazanımlar elde etmiş gibi göründüğünü ifade etti.
Mearsheimer, ABD’nin Boeing uçakları ve tarımsal ürünleri içeren birkaç küçük fayda sağladığını, ancak bunların tam olarak nereye varacağını kestirmenin zor olduğunu bildirdi.
Trump’ın ticaret alanındaki asıl büyük beklentisinin nadir toprak elementleri olduğunu vurgulayan Profesör Mearsheimer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bence Trump’ın ticaretle ilgili olarak gerçekleşmesini isteyeceği şey, Çin’in Amerika Birleşik Devletleri’ne nadir toprak elementleri satışı konusundaki katı tutumunu gevşetmesini sağlamaktı. Bizim acil şekilde nadir toprak elementlerine ihtiyacımız var ve Çinliler bu pazarı tamamen kontrol ediyorlar. Bize nadir toprak elementleri sağlama konusunda çok sert oynuyorlar. Bu durum sadece ekonomik açıdan değil, stratejik açıdan da muazzam sonuçlar doğuruyor. Çünkü elinizde bol miktarda nadir toprak elementi yoksa her türlü silahı inşa edemezsiniz ve biz bu konuda korunmasız, açık bir pozisyondayız. Ancak Trump bu cephede de pek bir ilerleme kaydetmiş gibi görünmüyor. Bu yüzden burada pek bir şey olduğunu düşünmüyorum.”
Profesör Mearsheimer, mülakat öncesinde de analistlerin ya da kamuoyunun bu ziyaretten büyük bir dış politika atılımı veya ekonomik devrim beklemediğini, yeterli ön hazırlık yapılmadığı için ortaya çıkan bu sonuçsuz tablonun şaşırtıcı olmadığını sözlerine ekledi.
“Çin, İran’ın diz çökmesini istemiyor”
Yargıç Andrew Napolitano’nun, İsrail’in İran’ı Suriye gibi parçalanmış bir yapıya dönüştürme isteğinin aksine Çin’in İran’ın egemenliğini korumak isteyip istemediği yönündeki sorusu üzerine Profesör Mearsheimer, Pekin’in Ortadoğu politikasının sınırlarını çizdi.
Çin’in Washington tarafından Tahran’a diz çöktürülmesine izin vermeyeceğini belirten Mearsheimer, “Trump, Çinlilerin İranlıları diz çöktürmeyeceğine dair mesajı net bir şekilde aldı. Çin’in bu savaşın kapanmasını isteyeceğine şüphe yok. Çin bir yönüyle bu savaştan fayda sağlıyor çünkü Amerika Birleşik Devletleri bu çatışmayla Ortadoğu’ya çakılmış durumda. Washington halihazırda kıymetli mühimmatını burada harcadı ve daha da fazlasını harcayabilir. Bu mühimmatlar dolayısıyla Doğu Asya’da Çin’i çevrelemek için kullanılamaz hale geliyor. Bu durum Çin’in bakış açısından iyidir” dedi.
Savaşın uzamasının Çin için ekonomik riskler de barındırdığına dikkat çeken Profesör Mearsheimer, küresel ekonominin uçuruma doğru sürüklenmesi halinde bundan en büyük zararı ihracata dayalı Çin ekonomisinin göreceğini kaydetti.
Çin’in dünyanın dört bir yanına mamul mal ihraç ettiğini hatırlatan siyaset bilimci, diğer ülkelerin derin ekonomik krizlere girmesi durumunda Çin mallarını satın alamayacaklarını, bunun da Pekin üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratacağını belirtti.
Mearsheimer, “Son tahlile baktığınızda Çinliler bu savaşı çözmek ve kapatmak isterler ancak bunu yapabilecek bir konumda değiller. Şu anda bu savaşı gerçekten kapatabilecek tek kişi, İranlılara tavizler vererek Trump’tır; ki kendisi de görünüşe göre bunu yapmaya niyetli değil” ifadelerini kullandı.
“Tayvan, Çin halkı için kutsal bir topraktır”
Mülakatta, Tayvan’a yönelik askeri yardımlar da masaya yatırıldı. Trump’ın Tayvan’a milyarlarca dolarlık yeni silah satışlarını onaylaması durumunda ne olacağı sorusuna yanıt veren Profesör Mearsheimer, halihazırda onaylanmış olan 11 milyar dolarlık ilk dalga yardımın ardından şimdi 14 milyar dolarlık ikinci bir dalganın konuşulduğunu bildirdi.
Trump’ın bu parayı eninde sonunda onaylayacağını düşünen Mearsheimer, şu analizi paylaştı:
“Bu durum Çinlileri öfkelendirecek, belki de çileden çıkaracaktır. Ancak bu konuda ne yapabilirler? Tayvan yüzünden bir savaş başlatacak değiller. Trump da Doğu Asya’da Tayvan nedeniyle bir savaşa girmekle ilgilenmediği için bunun yaşanmamasını sağlamak adına kesinlikle büyük çaba sarf edecektir. Ancak şu anki zaman diliminde Trump’ın Tayvan konusunda geri adım atacağını hayal etmek benim için zor.”
Yargıç Napolitano’nun, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ilk büyük heyetler arası toplantıda daha Trump’ı takdim bile etmeden Tayvan konusunda uzun bir konuşma yaptığını hatırlatması üzerine Profesör Mearsheimer, konunun Çin milliyetçiliği ve stratejisi açısından taşıdığı önemi şu sözlerle aktardı:
“Tayvan’ın neredeyse her Çinli için inanılmaz derecede önemli bir mesele olduğuna şüphe yok. Çin’e gitmiş ve Çinlilerle konuşmuş olan herkes, burada sadece yönetim kademesinden bahsetmiyorum, sokaktaki ortalama bir Çinli bile Tayvan’ı geri almanın ve onu Çin’in bir parçası yapmanın kendileri için muazzam bir önem taşıdığını çok iyi bilir. Orası onlar için kutsal bir topraktır. O topraklar aslen 1894-1895 savaşında Japonlar tarafından ellerinden alınmıştı ve Çinliler orayı canıgönül her şeyden çok geri istiyorlar. Ayrıca Çin için çok ciddi bir stratejik değeri var ki bu da doğal olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayvan’ın Çin’e dönmesini istememesinin nedenlerinden biridir. Çinliler için bu çok hassas bir mesele ve durumu tehlikeli kılan da bu.”
“Tarihte görmediğimiz türden bir rakiple karşı karşıyayız”
ABD’nin küresel ölçekte gerileyen bir güç, Çin’in ise yükselen bir devlet olmasının arka planını özetleyen Profesör Mearsheimer, Washington’ın 1990’lardan 2017’ye kadar uyguladığı hatalı angajman politikasını eleştirdi.
Clinton ve Bush yönetimlerinin Çin’i 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne sokmak için fazla mesai harcadığını belirten Mearsheimer, bu hamlenin Çin’in 2000’lerin başındaki büyümesini körüklediğini kaydetti.
Washington’ın 2017 yılında bu politikayı terk ederek çevreleme stratejisine geçtiğini ancak Çin ekonomisinin hızla büyümeye devam ettiğini belirten Profesör Mearsheimer, şu uyarıda bulundu:
“Çinliler zenginlik ve gelişmiş teknolojiler üretme yeteneği bakımından Amerika Birleşik Devletleri ile arasındaki farkı kapattı. Biz rekabet edemediğimiz için derin bir krizde değiliz, rekabet edebiliriz ancak yükselen bir güçle rekabet ediyoruz. Ve bu yükselen gücün nüfusu bizim dört katımızdan fazla. Onların bizim dört katımız nüfusa, muazzam bir zenginliğe ve en az bizimkiler kadar iyi, hatta daha iyi gelişmiş teknolojiler üretme yeteneğine sahip olduğu bir senaryoyu düşündüğünüzde başımız gerçekten büyük bir belada demektir. Bugün içinde bulunduğumuz durum tam olarak budur. Tarihte daha önce hiç görmediğimiz türden denk bir rakiple karşı karşıyayız.”
Profesör Mearsheimer, Donald Trump’ın 2017’de Beyaz Saray’a çıktığında angajman politikasının dişli bir düşman yarattığını anladığını ve hakkını teslim etmek gerekirse çevreleme politikasını benimseyerek akıllıca bir iş yaptığını ifade etti.
Ancak Trump’ın özellikle ikinci dönemindeki dış politika hamlelerinin Çin’i çevreleme yeteneğini zayıflattığını belirten Mearsheimer, “İran’daki savaş yüzünden, bir zamanlar yapmak istediği gibi Asya’ya yönelmiyoruz. Aslında Asya’dan uzaklaşıyoruz, böylece İran’a karşı bu aptalca savaşı yürütebiliyoruz” dedi.
“Washington, Rusya ve İran’ı Çin’in kollarına itti”
Trump yönetiminin ve önceki hükümetlerin politikalarının Rusya ile Çin’i birbirine yakınlaştırıp yakınlaştırmadığı sorusunu yanıtlayan Profesör Mearsheimer, bu sürecin 2014 yılındaki Ukrayna kriziyle başladığını aktardı.
Batı’nın farkında olmadan Rusları Çinlilerin kollarına ittiğini dile getiren Mearsheimer, Şubat 2022’de Ukrayna’da büyük çaplı çatışmaların başlamasıyla bu ortaklığın perçinlendiğini bildirdi. Profesör Mearsheimer, oluşan yeni ittifak eksenini şu sözlerle açıkladı:
“Şu anda İran’daki savaşa baktığınızda İranlıların, Rusların ve Çinlilerin tamamının Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı birlikte çalışmakta ortak bir çıkarı olduğu bir durumla karşı karşıyayız. İran’ın bakış açısından bu zaten bariz, ancak bence Çin ve Rusya’nın bakış açısından da Amerika Birleşik Devletleri ölümcül bir düşmandır. Amerika Birleşik Devletleri karşısında konumlarını zayıflatmamak için aptalca bir şey yapmamaya büyük özen göstermek zorundalar; bu da bu üç ülkenin birbiriyle koordinasyon halinde olduğu anlamına geliyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün Çin’e varıyor ve eminim ki onun Xi Jinping ile ilişkileri, Trump’ın Xi ile olan ilişkilerinden çok daha samimi ve dostane olacaktır. Hem Putin’in hem de Şi’nin, Başkan Trump’ın kendilerine ve İran’a yönelik agresif dış politikasını boşa çıkarmak için nasıl birlikte çalışabileceklerini konuşacaklarına inanıyorum.”
“Trump’ın önünde anlaşma yapmaktan başka bir çıkış yolu yok”
New York Times gazetesinin, Trump’ın İran’a yönelik hava saldırılarını iddia ettiği gibi müzakereler veya Körfez müttefiklerinin talebi üzerine değil, İran’ın Amerikan hava operasyonlarını izleme, hava savunmasını geliştirme ve sürpriz bir saldırıyı erkenden tespit etme yeteneğinin çok güçlenmesi sebebiyle durdurduğuna yönelik haberini de değerlendiren Mearsheimer, bu iddialara katıldığını belirtti.
İstihbarat topluluğunun da kırk günlük bombardıman kampanyasında İran ordusuna iddia edildiği kadar büyük bir zarar verilemediğini ve İran’ın hasar gören varlıklarını hızla onardığını bildirdiğini aktaran Profesör Mearsheimer, devletlerin savaşarak öğrenme sürecine girdiğini ve İran’ın da Amerika ile İsrail’e karşı nasıl daha etkili savaşılacağını çözdüğünü vurguladı.
Körfez ülkelerinin pozisyonuna dair de konuşan siyaset bilimci, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Amerikan ordusuna hava sahalarını ve askeri üslerini kapatmış olabileceğini dile getirdi.
Bu ülkelerin, İran’ın kendi petrol, gaz ve tuzdan arındırma tesislerini vurarak ülkelerini harabeye çevirmesinden korktuklarını belirten Mearsheimer, “Bombardımana yeniden başlamak sorunu çözmeyecek. Bu durumda Trump iseniz ne yapacaksınız? Bu savaşa son vermek için yapabileceğiniz tek bir şey var, o da İranlılarla nihayetinde özellikle nükleer zenginleştirme konusunda bazı tavizler alabileceğiniz bir anlaşma müzakere etmektir. Ancak büyük tavizler koparamayacaksınız. Dahası, İran’ın savaşı kazandığı neredeyse herkes için netleşecek ve Trump’ın o zaman küçük düşmeyi kabul etmesi gerekecek ki şu an buna hiç niyeti yok. Statükoyu sürdürmek istemiyorsa anlaşma kesmek dışında hiçbir çıkış yolu bulunmuyor” dedi.
“Antisemitizm suçlaması büyük bir susturucudur”
Mülakatın son bölümünde, ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Thomas Massie’nin, siyonizm ve Gazze’deki soykırım eleştirileri nedeniyle antisemitizmle suçlanmasına yönelik tartışmaları değerlendiren Profesör John Mearsheimer, Massie’ye yüzde yüz katıldığını ifade etti.
Kendisinin de profesör Stephen Walt ile birlikte “İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası” kitabını yazdıktan sonra sayısız kez benzer suçlamalara maruz kaldığını hatırlatan Mearsheimer, bu mekanizmayı şu sözlerle nitelendirdi:
“Biz lobiyi ele aldığımız kitabımızda bu konuya bir bölüm ayırdık ve antisemitizm suçlamasını ‘büyük susturucu’ olarak adlandırdık. Bu suçlamanın yapılma amacı insanları susturmaktır. Çünkü antisemitizmin tarihsel geçmişi göz önüne alındığında birini antisemit olarak damgaladığınızda o kişiyi toplum önünde tamamen itibarsızlaştırmış olursunuz. Kimse antisemit olarak çağrılmak istemez. Ancak zaman içinde bu ifade o kadar gevşek ve o kadar aptalca şekillerde kullanıldı ki bu suçlama artık etkisini ve keskinliğini kaybetti. Massie’yi, beni ya da sizi antisemit olarak nitelendirmek ciddi bir argüman değildir. Hiçbirimiz antisemit değiliz. Hepimiz İsrail’i son derece kritik şekilde eleştiriyoruz, Gazze’deki soykırımı eleştiriyoruz. Ve güya bu durum sizi antisemit yapıyor. Bu çok çılgınca bir iş yapma biçimidir. Massie’nin de yorumlarının sonunda ima ettiği gibi, bu durum Amerikalı ya da Batılı Yahudilerin yararına olmayacaktır. Tam tersine ters tepecektir, çünkü insanlar artık bu duruma çok öfkeleniyor. Dolayısıyla bu suçlama sadece etkisini kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda ters tepiyor.”
Harici
