Soykırım Koalisyonu, Uyurgezer Savaş Ve İran’la Hesaplaşma

rasthaber
Rasthaber –  Bölgede Amerikan güçlerinin dahil olduğu büyük bir savaş
patlak verirse İsrail, Gazze’yi aradan çıkartıp Lübnan’a yüklenecek. Kafasında
bu var. Büyük yangın karşısında Gazze’deki suçlar teferruata dönüşecek. Burada
en büyük tuzak kışkırtılan İran-Amerikan savaşı.

Orta Doğu’da sorunun kaynağını tanımlayan temel
parametrelerle sürekli oynayarak gerilimi dönüştürme siyaseti meselenin
kendisinden daha mühim hale geliyor. Özünde bütün mesele sürgün, işgal ve
kolonizasyon sistematiği üzerinde gelişen bir “İsrail Sorunu” idi. Sorunun
kaynağını değiştirmek için uzun vadeli çatışmanın etiketini “Filistin Sorunu”na
dönüştürmek erişilmesi gereken bir hedefti. Bunun başarılması uzun sürmedi.
Oslo Anlaşması da “Filistin Sorunu”nu peyderpey halletmeye yönelikti. İki
devletli çözüm koca bir yalandı. Filistin davasının ulusal karakterinin
aşındırılması ve İslamcı güçlerin öne çıkmasından sonra üçüncü evreye geçildi:
Filistin-İsrail çatışması artık İsrail-Hamas çatışması olarak
çerçevelenmeliydi. Filistin davasının tüm bağlamlarından koparılması ve Abraham
Anlaşmaları ile tarihe gömülmesi de bir devam stratejisiydi. 7 Ekim’den beri de
uluslararası kamuoyuna zerk edilen mesaj “İsrail’in kolları Gazze, Lübnan,
Suriye, Irak ve Yemen’e uzanan İran’ın liderliğindeki “Şer Ekseni” ile savaştığı
yönünde. İsrailli yetkililer bu savaşı aynı zamanda özgür dünyayı korumak için
verdiklerini, Batılılar adına savaştıklarını, haliyle ABD ve İsrail’in birlikte
yılanın başını kesmeleri gerektiğini savunuyorlar. Hakim medya ve siyasetin
dili bu diskuru çoktan satın aldı.
‘Soykırım Koalisyonu’ için üzerinde durulması gereken sorun, İsrail’in
Filistin’i peyderpey yok etmesi, Gazze’de katliam yapması, insanları açlığa
mahkum etmesi ve “öl ya da göç et” diyen dayatması değil işgal ve
saldırganlığın var ettiği Hamas’ın 7 Ekim saldırısı, yine İsrail işgaline
direniş hareketi olarak ortaya çıkmış olan Hizbullah’ın Gazze ile dayanışması,
Yemen’deki Husilerin Gazze’ye ilaç gönderilmesi ve ateşkes sağlanması için
Kızıldeniz’i ısıtması, Irak ve Suriye’deki milis güçlerinin İsrail’i koruyan
ABD’nin üslerine saldırması.
Batılı hamileri “Nehirden denize Filistin” sloganını “soykırım planı” olarak
mahkum ederken İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu açıkça “Nehirden denize
tüm toprakların İsrail kontrolünde olması gerektiğini” belirterek soykırım
savaşını yürütme kararlılığını koruyor. İsrail’in Gazze’deki hiçbir niyet ya da
kararı bu hedefin bir milim ötesinde değil.
Eski Başbakan Naftali Bennett 28 Aralık’ta Wall Street Journal’da “ABD ve
İsrail İran’ı Doğrudan Karşılarına Almalı” başlıklı yazıyla Amerikan yönetimine
seslenirken “Ayetullahlara Hamas, Hizbullah ve Husi vekilleri aracılığıyla kaos
tohumları ekmenin bedelini ödetin” diyordu. İsraillilerin sorunun kaynağını
örtmeleri ve bu kaynağa işaret eden ne varsa hepsinden kurtulmaları gerekiyor!
Ne var ki Holokost’u büyük bir ekonomik ve politik endüstriye dönüştürenlerin
hesabında Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçundan sanık sandalyesine
oturmak yoktu. Bunu önleyememek İsrail ve destekçileri için büyük bir
başarısızlık.

***
İsrail ya mahkemenin emrettiği üzere soykırımı önlemek ve ölümcül yaşam
koşullarını ortadan kaldırmak için her türlü tedbiri alacak ya da arkasındaki
küresel “Soykırım Koalisyonu”na güvenerek Lahey’e meydan okuyacak. İkincisini
seçerek şaşırtmadı. Uluslararası mahkemeyle savaşmaya karar verdiklerinin en
somut göstergesi BM’nin Filistinlilere yardım ajansı UNRWA’yı bitirmeye yönelik
kampanya için harekete geçilmesiydi. Aldığı her nefesi bir yalan olarak
dışarıya saçan İsrail istihbaratı, Gazze’de 13 bin çalışanı olan UNRWA’dan 12
kişinin 7 Ekim’deki dehşet saldırıya katıldıklarını öne sürdü. “Hamas
militanlarının 1400 kişiyi öldürdüğü, kadınlara tecavüz ettiği ve 40 bebeğin
kafasını kestiğine” dair suç paketini olduğu gibi kabul eden İsrail’in dostları,
UNRWA aleyhine yüklenen infaz metnine göre pozisyon almakta tereddüt etmedi.
İlk taşı ABD ve İngiltere attı. Ardından Almanya, İtalya, Hollanda, İsviçre,
Finlandiya, Avusturalya, Avusturya, Kanada, Japonya, Fransa, İsviçre, Estonya,
Romanya UNRWA’nın finansal kaynaklarını kesti.
Lübnan, Ürdün ve Suriye’nin yanı sıra Batı Şeria ve Gazze’de toplam 58 kampta
kayıtlı 5,9 milyon mülteciyle ilgilenen, 706 okulda 540 bin öğrenciye eğitim
veren, 140 sağlık kuruluşuyla hizmet sağlayan UNRWA tam olarak İsrail’in
kurtulmak istediği mülteci sorununu temsil ediyor. UNRWA, mülteciler ve geri
dönüş hayali… UNRWA’nın açık kalması demek İsrail’in gömmeye çalıştığı bir
davanın BM kanalıyla canlı tutulması demek. UNRWA, İsrail’le yaşıt. İsrail’in
doğuşunu tersten anlatıyor. İsrail doğarken Filistinliler evlerinden sürüldü,
mülteci oldu. İsrailliler UNRWA’nın fişi çekilmedikçe mülteciler meselesinin
gündemden düşmeyeceğini biliyor. Hesaplaşma, Gazze’deki savaşla başlamış değil.
Yıllardır itibar suikastlarından kaçınmıyor. Gazze’de UNRWA’nın kampları,
okulları ve sağlık kuruluşlarını bombalıyor. UNRWA’nın en az 145 tesisi
vuruldu, 152 çalışanı öldü. UNRWA’yı düşürmek Filistinlilerin hayat damarlarını
ve nefes borularını kesmekten farksız. UNRWA’ya desteği kesen ülkeler toplu cezalandırmaya
ve soykırım suçuna eşlik ediyor. Bu ülkelere tepki gösteren 28 uluslararası
yardım kuruluşu Gazze’de insani felaketin hızla büyüdüğünü ve 1 milyonu aşkın
insanın UNRWA’nın barınaklarında yaşam savaşı verdiğini hatırlattı.
Yanı sıra Gazzelileri göçe zorlamak ya da dize getirmek için insani yardımları
önleyen aç bırakma siyaseti Uluslararası Adalet Divanı’nın ihtiyati tedbir
kararından sonra da sonlanmadı. Bir tarafta yerleşimciler Gazze’de yeniden
işgal ve yasadışı yerleşimlerin kurulması için kampanya yürütüyor diğer yandan
gelen yardımları fiilen önlemek için terör estiriyor.

***
Bölgede Amerikan güçlerinin dahil olduğu büyük bir savaş patlak verirse İsrail,
Gazze’yi aradan çıkartıp Lübnan’a yüklenecek. Kafasında bu var. Büyük yangın
karşısında Gazze’deki suçlar teferruata dönüşecek. Burada en büyük tuzak
kışkırtılan İran-Amerikan savaşı. Bu noktada ABD’nin Ürdün’ün Suriye sınırının
dibindeki Kule 22 üssüne SİHA saldırısında üç askerini kaybettiği saldırıya
misilleme yaparken İran’ı hedefe koyup koymayacağı önem kazanıyor. Bu üs
Suriye’deki Amerikan oyununun bir parçası. Çöllük alanda, insansız bölgede. 350
kadar Amerikan askeri buradan Suriye, Ürdün ve Irak sınırlarının kesişme
noktasında muhaliflerin eğitilip donatıldığı Tenef üssüne gardiyanlık yapıyor.
Tenef, Suriye tarafında. Ürdün-Suriye sınırının üzerindeki Rukban kampı da bu
üssün koruma çemberinde. Fakat üssün asıl işlevi bunun ötesinde: Amaç, İran’ın
milis ve silah sevkiyatını izlemek, Irak-Suriye sınırlarından geçişleri
sınırlamak ve en önemlisi İsrail’in Irak ve Suriye’deki saldırılarını
kolaylaştırmak.
Irak İslami Direnişi ABD’nin İsrail’e desteğine misilleme olarak Amerikan
üslerinin hedef alındığını açıkladı. Biden yönetimi İran’ı sorumlu tutup
gereken yanıtın verileceğini duyurdu ama hedeflerin İran içinde olup olmayacağı
netlik kazanmadı. Saldırıyla bağlantılı olduğu iddiasını reddeden İran, olası
Amerikan misillemesini yanıtsız bırakmayacaklarını Irak aracılığıyla iletti.
Parmakla gösterilen Irak Hizbullah’ı Amerikan güçlerinin çekilmesi için
Washington’la müzakereye giren Irak hükümetini zor durumda bırakmamak için ABD
üslerine saldırıları şimdilik durdurduğunu açıkladı. ABD ile savaş istemediğini
belirten İran’ın Irak Hizbullah’ının kararında etkili olduğu düşünülüyor.
Amerikan Kongresi’nde “Bombala İran’ı Bombala” tayfası fırsat bu fırsat diyerek
İran’a ağır bir bedel ödettirilmesi için Biden yönetimini sıkıştırıyor.
İsrail’in sabırsızlıkla beklediği bir hamle! Fakat Biden yönetimi misillemeyi
nasıl kalibre edeceği konusunda zorlanıyor. Tartışma şu yönde: Misilleme
İran’ın canını yakacak kadar sert olmalı ama büyük bir savaşı kışkırtacak
ağırlıkta olmamalı. Bir başka ifadeyle çok ağır misillemeden kaçınılmalı ama
İran’ı vekil güçleriyle ABD’ye saldırmaya devam etmekten alıkoymayacak
hafiflikte de olmamalı.
Cumhuriyetçi kanat savaş davullarını çıkartırken Biden gazetecilerin soruları
üzerine “Orta Doğu’da daha geniş çaplı bir savaş istemiyoruz. Peşinde
olduğum şey bu değil” dedi. Amerikan askeri ve siyasi kanatlarında
“İran’ın savaş istemediği” tespitlerinin tekrarlanması büyük bir tırmanıştan
kaçınmak için anlaşmalı bir misilleme arayışına işaret ediyor. Ama misilleme
potansiyel olarak misillemeyi doğurur. Kimse savaşa yol açmayacak bir
misillemeyi garanti edemez.
Tahran’ı suçlayan mesajlara karşın Amerikalı yetkililer Irak, Suriye, Yemen ve
Lübnan’daki direniş güçlerine klasik anlamda “İran’ın vekilleri” demenin
yanıltıcı olabileceği, bu sınıflandırmanın meseleyi basitleştireceği, bunların
Tahran’la koordinasyon içinde olsalar da kendi özerkliklerini muhafaza
edebilecekleri değerlendirmesini yabana atamıyor. Bu değerlendirme, İran’ın
bunları durdurma ya da dizginleme kapasitesinin sınırlarına işaret ediyor. Irak
Hizbullahı Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el Hamidavi’nin şu açıklamasını da bu
çerçevede dikkate almalı: “Irak Hizbullahı, başkalarının müdahalesi olmaksızın
Gazze’nin mazlum ve kararlı halkını destekleme kararı aldı. Direniş
Ekseni’ndeki kardeşlerimiz, özellikle de İran İslam Cumhuriyeti, bizim cihadi
eylemlerimizin mahiyetini bilmiyor ve işgalci Amerikan güçlerine yönelik
şiddetin tırmandırılmasına itiraz ediyordu. Biz insani görevlerimize ve
inançlarımıza bağlı kalarak hareket ettik.” Bu İran’ı misillemeye hedef
olmaktan çıkarma çabası olarak okunabilir ama Tahran’ın bu grupları
dizginlemekte zorlandığına dair bilgiler de epey zamandır konuşuluyordu.

***
Amerikan siyasetinde bir açmaz var ki bu savaştan kaçınırken savaşı kışkırtmak
gibi bir çelişkiyi barındırıyor. Biden yönetiminin bölgede Amerikan
konuşlanması için biçtiği rol, savaşın Filistin sınırlarından taşmasını
önlemek. Bu pratikte İsrail’e Gazze’de dokunulmazlık içinde soykırım yapma
fırsatı sunuyor. Evet taraflar şimdiye dek tam teşekküllü bir savaştan
kaçınmayı başarsa da halihazırda uyurgezer bir savaş hali var. Lübnan-İsrail
sınırlarından Suriye-Irak sathına, Yemen’den Kızıldeniz-Akdeniz yayına kadar
geniş bir alanda Gazze’nin yansımaları görülüyor.
“Soykırım Koalisyonu” külahı tersinden geçirmeye çalışıyor; çatışmanın
kaynağına gidemiyor, katliama “Dur” diyemiyor, işgalin bitmesini isteyemiyor;
bunun yerine İsrail’i temin ediyor, Filistinlere sürgün adresi arıyor; İran’a
parmak sallıyor, Yemen’i savaş açmakla tehdit ediyor, ateşin üzerindeki
Lübnan’la Hizbullah’a şantaj yapıyor.
CIA Direktörü William Burns, Foreign Affairs için kaleme aldığı yazıda
“Orta Doğu’yu son 40 yıldır bu kadar karmaşık ve patlamaya hazır
görmedim” diyor. Filistin’i yok sayma, Filistinlileri insanlıktan ihraç
etme, İsrail’e mutlak koruma sağlama ve her halükârda öldürme lisansını
yenileme bölgeyi bu noktaya getirmiş olmasın? Fakat Orta Doğu’daki Amerikan
düzeni artık dikiş tutmuyor. 7 Ekim’den bu yana yaşananlar insanlara giydirilen
deli gömleğini paramparça etti. Filistin topraklarının işgal ve yerleşimci
terörü bölgedeki pek çok soruna kaynaklık etti, etmeye de devam ediyor. Belki
de Orta Doğu’daki sorunun adını yeniden koymak gerekiyor; Filistin sorunu mu
İsrail sorunu mu?

gazeteduvar

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın