Donald Trump’ın İran’ı isteklerini kabule zorlama düşüncesiyle başlattığı savaş, bugün Beyaz Saray’ın karmaşık davranışlarında ve çelişkili kararlarında işaretleri görülen bir çıkmaza dönüşmüş durumdadır.
İran ile savaş, Donald Trump için kendi kararlarıyla girdiği bir bataklığa dönüştü; birkaç ayın ardından çıkmak için debelendikçe daha da derine battığı bir bataklık…
ABD Başkanı İran ile savaşa girdiğinde; artan askeri baskıların ve ardı arkası kesilmeyen tehditlerin nihayetinde İran’ı kendi taleplerine boyun eğmeye zorlayacağını zannediyordu. Bu anlayışla saldırıları sürdürdü ve savaş ateşini körükledi; çatışmaların devam etmesinin kendisini hedeflerine yaklaştırmak bir yana, çaresizlik ve başarısızlıktan başka bir şey getirmeyeceğinden habersizdi.
Amerika’nın çaresizliğinin en son işareti CNN kanalının son haberinde görülebilir. Bu ağın bazı Amerikalı yetkililere dayandırdığı habere göre Trump, Tahran’ın isteklerini kabul etme konusundaki isteksizliğine son derece öfkelenmiş durumda ve bu konu kapalı kapılar ardında sinirli toplantılara ve müttefikleriyle küfürlü telefon görüşmelerine yol açmış bulunuyor.
Ancak asıl soru şu: ABD Başkanı’nı bu noktaya getiren etken nedir? Birkaç gün içinde İran’ın işini bitirebileceğini düşünen Trump, bugün neden tekrarlayan bir savaş, geri çekilme ve müzakere döngüsüne sıkışmış durumdadır ve davranışlarındaki kafa karışıklığı belirtileri neden her zamankinden daha belirgindir?
Savaş Denkleminin Değiştiğine İşaret Eden İtiraflar
Bugünlerde Batılı ve İran karşıtı medya bile İran ile savaşın ardından Trump’ın yakasına yapışan krizden bahsediyor. Örneğin, son yıllarda İran İslam Cumhuriyeti ile ilgili pek çok gelişmede İran karşıtı bir yaklaşım benimseyen BBC Farsça gibi bir yayın organı dahi bu kez İran’ın savaş meydanındaki gücünü itiraf etmek zorunda kaldı.
Nitekim BBC Farsça Haber Merkezi Yayın Yönetmeni Omid Parsanejad, son gelişmelere değinerek İran’ın operasyonel stratejisini değiştirerek insiyatifi ABD’nin elinden aldığını vurguluyor; ona göre bu değişim, Washington’ın bölgesel müttefiklerinin hesaplarını bile altüst etti.
Bu tür itiraflar sadece Farsça yayın yapan muhalif medyayla sınırlı değil; pek çok Amerikalı yetkili ve medya organı da savaştan aylar sonra İran’ın kendileri için yarattığı kilitlenme durumunu itiraf ediyor.
Pek çok savaş uzmanı, Trump’ın İran savaşında stratejik bir çıkmazla karşı karşıya kaldığına ve yolun devamının onun için kolayca öngörülebilir olmadığına inanıyor. Trump’ın sadece ilk hesaplamalarına dayanarak hedeflerine ulaşamadığını değil, aynı zamanda savaşın devamının ABD ve müttefikleri için ne gibi sonuçlar doğuracağı sorusuyla da karşı karşıya olduğunu düşünüyorlar.
Bu bağlamda The Atlantic dergisi İran-ABD savaşına ilişkin bir raporda şunları yazdı: “2500 yılı aşkın bir süredir askeri komutanlar büyük Çinli stratejist Sun Tzu’nun ‘Düşmanını tanı’ tavsiyesine uydular. Ancak Trump ve ekibi İran’la savaşta en önemli noktayı gözden kaçırmış gibi görünüyor: Zafer sadece askeri baskıyla elde edilmez, aynı zamanda karşı tarafın önceliklerini ve tolerans eşiğini doğru anlamayı gerektirir. Bu tür yanlış anlamalar, savaşı sınırlı bir çatışmadan yıpratıcı ve genişleyen bir döngüye dönüştürdü.”
İran’ın Ürdün’deki Amerikan güçlerine yönelik füze saldırısı, Tahran’ın artık sadece savunma pozisyonunda olmadığını, aynı zamanda sürpriz unsurunu da sahaya geri getirmek istediğini gösterdi.
Ayrıca savaş gazetecisi ve İngiltere Kraliyet Askeri Akademisi eski öğretim görevlisi Paul Moorcraft, BBC ile yaptığı bir mülakatta şunları vurguluyor: Trump, savaşın bir sonraki adımı hakkında net bir tabloya sahip değil ve Beyaz Saray’ın son kararları belirli bir stratejiye dayanmaktan ziyade mevcut koşulların yarattığı öfke ve baskı altında alınıyor.
Devamında İran’ın direniş kapasitesine dikkat çeken Moorcraft, Tahran’ın Washington’ın ilk değerlendirmelerinin aksine askeri baskıya dayanma konusunda yüksek bir yetenek sergilediğini belirtiyor.
Moorcraft’ın açıklamaları, ABD’nin bu savaştaki temel zorluklarından birinin sadece askeri kapasite değil, aynı zamanda çatışmanın devam etmesinin sonuçlarını öngörememek olduğunu gösteriyor; bu durum Washington için savaşın sonraki aşamalarına girmenin maliyetini artırabilir.
Savaş Stratejisinden Trump’ın Çılgınlığına
Birleşik Devletler’i İran’la savaşta kafa karışıklığıyla karşı karşıya bırakan en önemli nedenlerden biri, son aylarda ve özellikle bölgedeki en son gelişmelerde ülkenin askeri altyapı ve ekipmanlarına indirilen ağır darbelerdi.
ABD altı aydan fazla bir süredir İran İslam Cumhuriyeti ile askeri bir çatışmanın içindeyken ve bu savaş için bölgesel üslerindeki operasyonel, lojistik ve destek kapasitesinin önemli bir kısmını konuşlandırmış durumdadır.
Böyle bir ortamda, İran’ın füze ve İHA saldırılarının devam etmesi, sadece ABD için savaşın sürdürülme maliyetini önemli ölçüde artırmakla kalmadı, aynı zamanda Amerika’nın bölgedeki savaş gücünün önemli bir kısmını da sıkıntıya soktu; bu konu Amerikalılar arasında Trump’a yönelik birçok eleştiriye ve onun öfkesine yol açtı.
İlk Hedef: ABD’nin Bölgedeki Gözlerini Kör Etmek
İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri arasındaki koordineli operasyonların ilk aşaması; Amerikan ordusunun komuta, gözetleme ve hava savunma ağını devre dışı bırakmaya odaklandı.
Bu operasyonların çoklu dalgalarında; ABD’nin Kuveyt, Bahreyn, Ürdün, Katar ve bölgenin diğer noktalarındaki üslerinde bulunan erken uyarı radarları, tespit ve önleme sistemleri, komuta ve kontrol merkezleri, uydu iletişim ekipmanları ve hava savunma sistemleri sürekli olarak füze ve İHA saldırılarının hedefi oldu. Bu strateji, ABD’yi hava operasyonlarını tespit etme, önleme ve yönetme yeteneğinden mahrum bırakmak amacıyla izlendi.
Açıklanan istatistiklere göre, sadece son 17 gün içinde 7 komuta ve kontrol merkezi, 3 uydu iletişim sistemi, 6 Patriot savunma sistemi, 3 hava ve deniz kontrol/izleme radarı, 8 tespit ve erken uyarı radar sistemi, 7 füze savunma radarı, 3 EPS radar sistemi, 2 FPS-117 radarı, 5 uzun menzilli radar, 2 hava savunma radarı ve 1 taktik radar kompleksi vuruldu.
Bu ağın zayıflatılması, ABD’nin bölgedeki erken uyarı ve hava savunma şemsiyesinin bir kısmını fiilen operasyonel devreden çıkardı ve İran İslam Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin sonraki operasyon dalgalarını gerçekleştirmesinin önünü açtı.
Bu süreç, bazı Amerikalı askeri yetkililerin bile savunma sistemlerinin savunmasızlığını kabul etmek zorunda kalmasına neden oldu.
Bu bağlamda CENTCOM Sözcüsü Kaptan Tim Hawkins, BBC muhabirinin Amerikan üslerine yapılan saldırılar ve ülkenin savunma sistemlerinin performansına ilişkin zorlayıcı sorularına yanıt verirken net bir cevap vermekten kaçınarak, “Hiçbir hava savunmasının kusursuz olmadığını söylememe izin var” dedi. Bu açıklama, ABD’nin bugün geçmişin aksine artık bölgedeki askeri altyapısının tam dokunulmazlığına güvenemeyeceğini gösteriyor.
ABD’nin Bölgedeki Lojistik Gücünün Felç Olması
Gözetleme, komuta ve hava savunma ağının zayıflatılmasının ardından sıra Amerikan ordusunun bölgedeki destek omurgasının hedef alınmasına geldi.
İran İslam Cumhuriyeti Ordusu ve Devrim Muhafızları Ordusu, Yıldırım (Sâıka) ve Nasr-2 operasyonlarının çeşitli aşamalarında lojistik ve tedarik merkezlerine odaklanarak; Al-Udayri, Al-Doha ve Arifjan kamplarının mühimmat depolarını, Ali Al-Salem, Şeyh İsa ve El-Azrak üslerinin yakıt tanklarını, birliklerin konuşlanma merkezlerini, savaş uçağı ve helikopter bakım-onarım merkezlerini ve füze hangarlarını defalarca İHA saldırılarıyla hedef aldı. Bu saldırılar, Amerikan birliklerinin destek ve yeniden hazırlanma süreçlerinde ciddi aksamalara yol açtı.
Yayımlanan verilere göre bu operasyonlar sonucunda 6 savaş uçağı ve helikopter bakım-onarım merkezi, 3 destek ve lojistik merkezi, 12 yakıt tankı, 17 mühimmat ve gemi/hava aracı parçaları deposu ile 6 füze hangarı imha edildi. Bu darbeler silsilesi, ABD üslerinin operasyonel kapasitesinin yeniden inşasını son derece zorlaştırdı.
ABD’nin Operasyonel Altyapısı Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetlerinin Hedefinde
ABD’nin operasyonel altyapıları birer birer imha edildi ve İran’ın saldırılarından muaf kalamadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından yayımlanan verilere göre; altı MQ-9 İHA hangarı, bir F-15 savaş uçağı hazırlık hangarı, içinde sekiz adet sıfır İHA’nın bulunduğu bir İHA hangarı, iki komuta merkezi, uçak gemisi yakıt ikmal platformu, P-8 deniz karakol uçağı hangarı, dört HIMARS füze platformu, beş savaş uçağı hangarı, dört Patriot savunma kompleksi, altı füze fırlatma platformu, bir yakıt pompalama istasyonu, iki sinyal haberleşme merkezi, bir istihbarat veri merkezi, Amazon şirketine bağlı bir yapay zeka ve veri işleme merkezi, bir uzaktan kumandalı deniz araçları depolama merkezi, bir yakıt iskelesi, dört uçağı koruyan sığınak (shelter) ve altı uçuş/park pisti vurulan hedefler arasında yer aldı.
Savaş Uçağından Tankere: İran Ateşi Altında
Amerikan uçuş ekipmanlarının önemli bir kısmı karadayken İran füzelerinin hedefi oldu. Devrim Muhafızları tarafından açıklanan verilere göre bu süre zarfında; Amerikan ordusuna ait 11 savaş uçağı ve helikopter, 8’i kullanılmamış sıfır olmak üzere 17 keşif ve operasyonel İHA, sığınak içindeki 1 adet F-15 savaş uçağı, 1 adet P-8 deniz karakol uçağı, 1 adet C-17 stratejik nakliye uçağı, 8 adet tanker uçak, 4 adet ağır helikopter ve ABD’ye ait 6 yedek füze imha edildi. Bu istatistikler, sadece 17 gün içinde Amerikan hava gücüne vurulan ağır darbeyi gözler önüne seriyor.
Bu şartlar altında ABD’nin bölgedeki üslerinin büyük bir kısmı operasyonel kabiliyetini kaybetti; kaybedilen ekipmanların yenilenmesi ve savaş hazırlığının tekrar kazanılması zaman alacaktır. Bu durum Washington’ın çatışma seviyesini düşürme çabalarının ve müzakere konusunu yeniden gündeme getirmesinin nedenlerinden biri olabilir.
ABD İçin Ekonomik Çıkar Sağlamayan İlk Savaş!
Amerikan savaş makinesi savaştan asla bıkmaz; aksine her zaman dünyanın farklı noktalarındaki savaşlardan beslenmiştir. Birleşik Devletler için geçmiş yıllardaki savaşlar, siyasi ve güvenlik hedeflerini güvence altına almanın yanı sıra her zaman önemli ekonomik çıkarlar da getirmiştir. Silah satışından askeri sanayiye yatırımlara, ülkelerin petrolüne erişimden enerji pazarının genişletilmesine kadar savaş, ABD için son derece karlı bir ticaret olmuştur.
İran ile savaşın, ABD için ekonomik açıdan karlı olmamakla kalmayıp kendisine büyük maliyetler yükleyen ilk savaş olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Son aylarda ve özellikle geçen haftalarda İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimini sürdürmesi, ABD ve müttefiklerine ağır maliyetler yükledi. Gemi trafiğinin azalması, sigorta ve deniz taşımacılığı maliyetlerinin artması, enerji piyasasındaki aksamalar ve petrol/gaz ihracatı üzerindeki doğrudan etkiler, savaşın devam etmesinin ABD’ye getirdiği sonuçlardan sadece birkaçıdır. Dolayısıyla böyle bir ortamda ABD’nin çaresizliği ve kafa karışıklığı pek de şaşırtıcı görünmemektedir.
Müzakere: Güç Toplamak İçin Bir Fırsat!
Çatışmanın başından bu yana ABD’nin davranışı incelendiğinde, Washington’ın İran’a karşı ikili ve öngörülemez bir strateji izlediği görülmektedir: Savaşın devamını maliyetli gördüğü her an, barış ve müzakereyi yeniden gündeme getirerek ve gerilimi azaltmaktan bahsederek çatışma yolunun sonuna gelindiği izlenimini yaratmaya ve bu yolla İran’ı müzakere masasına çekmeye çalışıyor.
Ancak aynı zamanda, bu yolun başarısız olması durumunda baskıları artırarak aynı hedefleri tekrar takip edebilmek adına saldırı tehdidini ve askeri seçeneği de bir kenara bırakmıyor. Son ayların deneyimi, bu geçici geri adımların ABD stratejisinde bir değişiklikten ziyade savaş maliyetlerini yönetme, kaybedilen gücü yeniden toplama hem “tehdit” hem de “müzakere” araçlarını eş zamanlı kullanma çabası olduğunu göstermiştir.
Snn.ir
