Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında Tahran yönetimi ile Maskat arasında Hürmüz Boğazı’na dair yürütülen yeni seyrüsefer görüşmelerinin ABD’ye stratejik bir nefes borusu açabileceği uyarısı yaparak, Maskat toplantısını sert bir dille eleştirmektedir.
İran ile Umman arasındaki mutabakatın Körfez ülkelerinin dışişleri bakanlarının katılımıyla kesinleştirilmesi hedeflenen Maskat (Salalah) toplantısı, İran iç siyasetinde ve stratejik çevrelerde derin tartışmalara yol açmıştır. Karar vericilerin “bu adımı sadece teknik bir deniz rotası düzenlemesi” olarak sunmasına karşın, krizin geldiği nokta itibarıyla şu temel çelişkiler ve çekinceler öne çıkmaktadır:
- “Yeni Deniz Rotası” Çelişkisi ve TSS Muamması
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın uluslararası basına verdiği demeçlerde “Hürmüz’deki seyrüsefer hattını Umman ve bölge ülkeleriyle tanzim edip Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) bildireceğiz” açıklaması ile Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Irakçi’nin “Gündemimiz Hürmüz Boğazı’nda yeni bir deniz rotası belirlemektir” ifadeleri arasında belirgin soru işaretleri mevcuttur.
Uluslararası deniz hukukunda seyrüsefer güvenliğini sağlayan Trafik Ayırma Düzeni (TSS) zaten onlarca yıldır Hürmüz Boğazı’nda yürürlüktedir. Eğer öngörülen düzenleme mevcut TSS sisteminden farklıysa ve Irakçi’nin ifade ettiği gibi “yeni bir deniz rotası” ise, bu yeni rotanın hangi tavizleri barındırdığı ve neden tam da askeri/ekonomik ablukanın zirveye çıktığı bir dönemde gündeme getirildiği belirsizliğini korumaktadır.
- ABD’nin Sözüne Güvenilirlik ve İslamabad Taahhütleri
Hükümet yetkilileri, Umman ile yapılan görüşmelerin boğazın tamamen açılması anlamına gelmediğini ve boğazın açılmasının “ABD’nin İslamabad Mutabakatı’ndaki taahhütlerine fiilen dönmesine” bağlı olduğunu vurgulamaktadır.
Ancak eleştirmenler, Washington’ın geçmişteki taahhüt ihlallerini hatırlatarak şu uyarıyı yapmaktadır: ABD yalnızca sözde değil, sahada somut adımlar atmadan (bölgeden çekilme, yaptırımların kaldırılması, Gazze ve Lübnan’a yönelik saldırıların durdurulması) Hürmüz Boğazı konusundaki en küçük diplomatik esneklik dahi Washington’a karşılıksız bir koz teslim etmektir.
- Körfez Ülkelerinin “Gözlemci” Sıfatıyla Katılımı
Toplantıya Suudi Arabistan, BAE, Katar ve Kuveyt gibi Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyelerinin gözlemci olarak davet edilmesi, Direniş Ekseni nezdinde eleştiri konusudur. Çatışma süreçlerinde ABD ve İsrail ile işbirliği yürüten, Batı askeri üslerine ev sahipliği yapan bu rejimlerin “tarafsız gözlemci” olarak masaya oturtulması stratejik bir geri adım olarak nitelendirilmektedir.
Trump’ın en yakın müttefiki Umman’ı dahi “Aramıza girerse bombalarız” diye tehdit edebildiği bir ortamda, Körfez monarşilerinin Washington’dan bağımsız bir tutum takınamayacağı aşikardır.
- Küresel Basınç ve Babülmendep Zaferinin Zamanlaması
Yemen Ensarullah güçlerinin Babülmendep Boğazı ve Meyyun Adası’nda sağladığı stratejik hakimiyet, Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı’nı eş zamanlı olarak kilitleyerek ABD ve Batı ekonomisini tarihin en ağır tedarik krizine sokmuştur.
Hürmüz Boğazı, küresel ticaretin ve enerji piyasalarının en duyarlı şah damarıdır. Bu su yolunda gemi trafiğine -güzergah ne olursa olsun- sağlanacak en ufak bir kolaylık, boğulma noktasına gelen ABD ekonomisine ve müttefiklerine nefes aldıracaktır. Güç dengelerinin Direniş Ekseni lehine döndüğü bir evrede Maskat masasında atılacak aceleci adımlar, Yemen’de ve bölgede elde edilen tarihsel saha kazanımlarını diplomasi masasında zayıflatma riski taşımaktadır.
