“Muhammed el-Kık”, bölgedeki son gelişmelere işaret ederek ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın hedeflerini Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve küresel ekonomiyi korumak kılıfıyla kendi kamuoyuna meşrulaştırmaya çalıştığını iddia etti. Oysa savaşın asıl hedefi bu iddiaların ötesinde olup bölgedeki güç dengesini değiştirmek, İran’a karşı ittifaklar kurmak ve Ortadoğu’nun jeopolitiğini yeniden tasarlamayı amaçlayan daha geniş planlarla bağlantılıdır.
Filistinli yazar ve siyasi analist Muhammed el-Kık, Mısır’ın “Mekamileyn” YouTube kanalına yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: ABD yöneticileri, İran’a yönelik askeri saldırının küresel ekonomiyi özgürleştirme ve Amerika’nın azametini geri kazanma amacını taşıyan küresel bir hamlenin parçası olduğuna Amerikan toplumunu inandırmaya çalışıyor; çünkü Amerikan askerleri İranlıların eliyle öldürüldü. Amerikan medyasında da bu konulara odaklanılıyor.
Amerikan medyasında İran’ın altyapısına yönelik gece saldırılarının, öldürülen Amerikan askerlerine bir misilleme ve boğazı yeniden açma çabası olduğu izlenimi veriliyor. Ancak gerçekte ABD Dışişleri Bakanı ve diğer yöneticiler, Amerikan vatandaşlarının dikkatini “sonuç” denklemine değil, “gerekçelendirme” denklemine çekmeye çalışıyor. Gerçek sonuç şu ki, ortada geniş çaplı bir savaş yürütülüyor ve ABD ile İsrail rejiminin koordinasyonu olmadan hiçbir şey yapılmıyor. Bazı Arap ülkeleri de onlara eşlik ediyor. Son zamanlarda İran’ın altyapısını yok etmek amacıyla iki Avrupa ülkesi de bu sürece katılıyor. İran’ın iç cephesini hedef alarak ardından kara harekatı aşamasına geçmeyi hedefliyorlar.
Filistinli analist açıklamalarına şöyle devam etti: Yakıt fiyatları yükseliyor; bu savaş şu ana kadar ABD için hiçbir sonuç vermediği gibi bu ülke İranlıların elinde hor ve hakir kalmıştır. Bu nedenle ABD Dışişleri ve Savunma Bakanları, çeşitli Arap ve İngiliz medyalarında bu savaşın amacının İran’daki rejimi değiştirmek olmadığını, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik bir çaba olduğunu iddia ediyorlar. Trump da bugünlerde İran’da rejim değişikliğinden bahsetmiyor. Dışişleri Bakanı da İranlıların teslim olacağını, müzakere masasına döneceğini ve müzakere masasına gelmeleri için üzerlerindeki baskıyı artıracaklarını iddia ediyor.
Muhammed el-Kık şunları ekledi: Açık çatışmalar devam ediyor ve bazı aktörler ellerindeki kozlarla bu süreçte rol oynuyor. Şu ana kadar tüm araçlar İran ve ABD tarafından kullanılmış değil. İran tarafı Babülmendep Boğazı’nı da bir koz ve baskı aracı olarak kullanabilir. Şimdiye kadar ABD, İsrail rejimini savaş sahnesinden uzak tutmaya, Avrupa ve Arap ülkeleriyle bir ittifak kurmaya ve bu ittifakın amacının Hürmüz Boğazı’nı açmak ile İran’ın baskılarından kurtulmak olduğu izlenimini vermeye çalıştı.
ABD şu anda İsrail rejiminin ittifakın dışında kalmasını istiyor; ilerleyen süreçte bu rejim de ittifaka katılacak ve İran’a ağır darbeler indirecektir. İran’ın yaklaşımı ise ABD’nin bölgedeki askeri altyapısını hedef almaktır. İran’ın önümüzdeki günlerde ve saatlerde ABD’nin işgal altındaki topraklardaki askeri altyapısını da hedef alması muhtemeldir. İsrail rejimini oyunun dışında tutmak, Arap ve Avrupa ülkelerine “Eğer İran’la savaşa girmekten korkuyorsanız, biz Hürmüz Boğazı’nı açmak için devredeyiz” diyebilmesi açısından ABD’nin lehinedir.
Görünen o ki şu ana kadar İran’a karşı savaş için ittifak kurma çabaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Amerikan toplumu İran’a karşı savaştan hoşnutsuz ve İsrail’in kendilerini boş bir savaşa sürüklediğini söylüyor. Bu savaş ekonomik ve sosyal açıdan ABD’ye zarar veriyor. ABD üslerinde binlerce asker bulunuyor ve alarm sirenleri çaldığında aileleri kimin hayatta kaldığını, kimin hedef alındığını endişeyle takip ediyor.
Filistinli analist şunları aktardı: Trump sürekli tehdit ediyor ve ardından tehditlerinden vazgeçiyor. Bazılarının düşündüğü gibi hasta değil; aksine tehditlerini artırarak daha fazla taviz koparma peşindedir. Tehlikeli olan husus, onun yeni bir Ortadoğu kurma arayışında olmasıdır. Arap ülkelerini bölmeyi ve zenginliklerini yağmalamayı hedefliyor. Arap ülkelerinin ordularını çökertmeyi ve Filistin davasını ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bu sloganı ilk başkanlık döneminde ve “Yüzyılın Anlaşması” planında açıkça ilan etmişti.
ABD, İsrail’i İran’la savaş alanından uzak tutarak İran karşıtı bir ittifak kurmaya çalışmaktadır. Oysa bu rejim savaşın asıl körükleyicisidir ve kesinlikle bu savaşta rol oynayacaktır. Basra Körfezi’ne kıyısı olan Arap ülkelerinden yalnızca ikisi bu savaşa katılacaktır; diğer ülkeler ise ulusal ve bölgesel güvenliklerine ilişkin stratejik hedefleri, Mısır ve Türkiye ile olan ilişkilerinin niteliği, İran’da olası bir rejim değişikliği sonrası süreç ve yeni Ortadoğu konusu nedeniyle bu savaşa katılamazlar. Çünkü yeni Ortadoğu planında bu ülkeler de parçalanacaktır.
Şu anda bölge uçurumun kenarındadır. Trump, Netanyahu ve İsrail rejimi; intikam alma ve caydırıcılık güçlerini yeniden kazanma zihniyetine sahiptir. Ateşkesle güttükleri tek amaç ise zaman kazanmaktır. Eğer bölge çökerse, bölgedeki tüm ülkelerin göz ardı edeceği kırmızı çizgileri vardır. Bölgedeki Arap ülkelerinin ve hatta bölgesel aktörlerin, Trump ve Netanyahu’nun arzuları doğrultusunda bölgenin parçalanmasını önlemek adına mecburen yeni bir ittifaka girmeleri uzak bir ihtimal değildir.
İran’a yönelik bir kara harekatı olasılığı son derece yüksektir. Bu harekatın, Amerika’nın azametini yeniden tesis etmek amacıyla İran’ın bir şehrine gayrişahsi/nükleer veya kimyasal (gayrimuntazam) silahlarla düzenlenecek bir saldırıyla başlaması muhtemeldir. Elbette İran’ın da kendi hesapları mevcuttur. İranlılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı konvansiyonel olmayan silahlarla saldırı düzenleme çabaları hakkında hassas istihbarata sahiptir. Netanyahu böyle bir macerayla kendisini iç ve dış başarısızlıktan kurtarmak istemektedir. Tüm taraflar şu anda zorlu hesaplamalar yürütmektedir ve her türlü hesap hatası tüm tarafları çok ciddi meydan okumalarla karşı karşıya getirecektir.
Filistinli analist sözlerini şöyle tamamladı: İslam İnkılabı Lideri’nin şehit edilmesinden bu yana İran’ı parçalama planının masada olduğu netleşmiştir. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler bu planın uygulanmasına karşı çıkmıştır. Türkiye’nin şu anda İranlılarla stratejik güvenlik temasları içinde olması uzak bir ihtimal değildir. Rusya da İran ile stratejik güvenlik ilişkisine sahiptir. Şu anda İran’ı parçalama planı yürürlüktedir ve ardından Türkiye de parçalanmak üzere ateş altına alınacaktır. Bu durumun Suriye üzerinde de ağır olumsuz etkileri olacaktır. Dolayısıyla İran’ın parçalanmasını önlemek için çaba gösterilmelidir. Yani mesele sadece zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesi meselesi değildir; yeni denklemler şekillenmektedir.
tahririeh.com
