Yemen’in Siyonist Rejimle Savaşa Girmesinin İç, Bölgesel ve Uluslararası Boyutları

rasthaber
Rasthaber –  Yemen’in Gazze savaşına girmesi iç, bölgesel ve uluslararası
denklemleri altüst etti. Böylece Yemen’in iç arenasında yeni koşullar oluştu.
Yemen’deki durum öyleydi ki, 7 Ekim öncesinde Suudilerin Ensarullah’la
yürüttüğü müzakerelerin başarıya ulaştığına dair ciddi işaretler vardı.
Umman’ın arabuluculuğuyla Riyad’a giden Yemen Kurtuluş Hükümeti temsilcileri de
çalışanların maaşlarının ödenmesi, Hudeyde Limanı’nın gelirlerinden
yararlanılması, hava ve deniz ambargosunun kaldırılması alanındaki taleplerini
belli düzeyde yerine getirmeyi başarmıştı.

Elbette bu müzakereler sürecinde çıkmazlar yaşandı ve
bunlardan en önemlisi Suudi Arabistan’ın anlaşmalardaki tutumuydu ama görünen o
ki bu engel aşılabilirdi, hatta Yemen’deki Ensarullah karşıtları bile olası bir
anlaşmadan bahsediyordu. Meşhur deyişiyle müzakerelerden beyaz dumanlar
yükselmişti. Her ne kadar Yemen’de Yemenli taraflar arasında herhangi bir barış
belirtisi olmasa da Ensarullah’a yönelik saldırılarını yalnızca Suudi Arabistan
durdurdu. Ancak durumun eğilimi askeri gerilimlerin azaltılması yönündeydi.
Suudi Arabistan’ın Ensarullah ile anlaşma konusunda aceleci yaklaşımı öyle oldu
ki hem sürgündeki hükümete bağlı yerel medyada (Başkanlık Konseyi) hem de Aden
medyasında (Güney Yemen’in ayrılıkçı hükümeti) Suudi Arabistan’a yönelik ciddi
eleştiriler yapıldı.

Bu arada Aksa Tufanı operasyonu ve ardından Siyonist rejimin
Gazze’ye yönelik insanlık dışı saldırılarına karşı Yemen, füze ve İHA
saldırılarıyla tepki gösterdi. Bir sonraki aşamada ise Yemenli savaşçılar,
İsrail’e giden ve gelen gemilere karşı harekete geçti. Bu da Suudi Arabistan ve
BAE gibi bölgesel aktörlerin denklemlere girmesine yol açtı. Öyle ki Suudi
Arabistan’la barış görüşmeleri durduruldu hatta Suudi Savunma Bakanlığı bile
Yemen füzelerine karşı Siyonist rejime destek amacıyla hava savunma sistemi ile
müdahale etti. Oysa Suudi Arabistan’ın Yemen Kurtuluş Hükümeti ile müzakerelere
girmesi ve Ensarullah’a önemli tavizler vermesi aslında Yemen bataklığından
kaçma girişimiydi.

BAE’nin konumu ise Suudi Arabistan’ın Ensarullah ile yaptığı
anlaşmaya karşı çıkması ve Fars Körfezi bölgesinde İsrail’in müttefiki konumu
nedeniyle önem taşıyor. Şimdi Siyonist rejime gizlice yardım etme peşindeler.
Yemenliler ise sürekli olarak BAE’yi yeni bir saldırıyla tehdit ediyor. BAE
hedef alınırsa, sonuçları tüm aktörler açısından öngörülemeyen, her şeyi
kapsayan bir bölgesel çatışmanın ortaya çıkabileceğinden pratik olarak
bahsedebiliriz.

Yemenlilerin Bab’ul Mendeb’de İsrail gemilerini hedef
almasının ardından, şimdi de Amerika’nın gelişiyle kriz uluslararası bir boyut
kazandı. Aslında Amerika’nın Basra Körfezi’ndeki koalisyonunun uzantısı olan,
İngiltere, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ülkelerinin de
üye olduğu 40 ülkeden oluşan bir koalisyon oluşturuldu ki bu yapı Hürmüz
Boğazı’nda İran aleyhine adım atacaktı. Batılı kaynakların iddialarına göre 40
üyesi bulunan ve operasyon alanı 3 milyon mil uluslararası sular olan bu
koalisyon, bu kez Yemen’deki Ensarullah’a karşı devreye girdi.

Burada önemli olan soru şu ki Amerika’nın İsrail’e baskı
yapmak isteyip istemediğidir ve 70’lerde olduğu gibi, Siyonistlerin Suriye ve
Mısır’daki amatör Arap ordularını Sovyetlerin yardımı olmadan ezmelerinin yolu
açarak İsrail’in elini serbest mi bıraktılar? Ya da zayıf Biden yönetiminin,
savaşı durdurmakla ilgilenmesine rağmen Tel Aviv’e baskı yapma iradesinden
yoksun mudur? Biden şimdi büyük bir çıkmazla karşı karşıyadır ve bu çıkmazdan
çıkmak için uluslararası arenadaki siyasi prestijini ve askeri gücünü harcamak
zorunda.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın