genel merkezinde yaptığı basın toplantısında Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat
depremlerinin ardından yapılan çalışmaları değerlendirdi.
Karamollaoğlu, şunları söyledi:
“Bugün 22 Şubat Çarşamba. Ne yazık ki 16 gündür, ülke ve
millet olarak yakın tarihimizin en zor ve acı dolu günlerini yaşıyoruz.6 Şubat
tarihinde Kahramanmaraş merkezli ve daha iki gün önce de Hatay merkezli meydana
gelen depremler sadece o bölgeyi değil, ülkemizin tamamını derinden sarsmıştır.
Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, geride
kalanlara sabır ve başsağlığı, yaralılarımıza da acil şifalar niyaz ediyorum.
Türkiye’mizin bir deprem ülkesi olduğunu bilmeyen var mı?
Sormak bile abes. 7’den 77’ye herkes bu gerçeği biliyor; dahası bugüne dek
onlarca kez de acı bir şekilde bu gerçek tecrübe edilmişti. Peki bu gerçeğin
bilinmesine rağmen, yetkililer tarafından gerekli hazırlıklar yapılmış ve yeterli
tedbirler alınmış mı? Maalesef hayır! Yaşanan bir depremi, büyük bir afete
çeviren ve yıkımın boyutlarını artıran şey işte bu vurdumduymazlıktır. Deprem
öncesi ciddiyetsizlik, deprem anındaki acziyet ve sonrasında koordinasyon
konusundaki beceriksizlik maddi ve manevi kayıplarımızı kat be kat
arttırmıştır. Bu bölgede, tarihi tam olarak bilinmese de tahmini olarak
beklenen bir deprem konusunda onlarca uzman, yüzlerce kez uyarmıştı. Yapılması
gereken hazırlıklar hususunda belki binlerce rapor hazırlanmış; Allah aşkına
hangisi dikkate alındı? Depreme hazırlık konusunda neler yapıldı, daha doğrusu
neler yapılmadı?
“Oy kaygısıyla kaç bin hasarlı bina görmezden
gelinmiş”
Deprem öncesi defalarca kez hatırlattığımız hususları şimdi
bir kez daha soruyoruz. AFAD başta olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız yeterli
ve liyakatli kadrolara sahip miydi? Özel İletişim Vergisi başta olmak üzere,
toplanan vergiler bugüne kadar nerelere harcanmıştır? İmar aflarıyla birtakım
mağduriyetlerin giderilmesinin yanında, “oy kaygısıyla” kaç bin hasarlı bina
görmezden gelinmiş ve bunlardan kaçı bu depremde yıkılmıştır? Bugüne dek
Türkiye genelinde; kaç bina kontrol edilmiş, kaçında hasar tespit edilmiş ve bu
tespit edilenlerin kaçı için işlem yapılmıştır? İnsanlarımızın 5-10 bin lira kira
ödediği, en az 2-3 milyon ödeyip satın aldığı evlerinin adeta kendilerine mezar
olduğu bu çarpık sistemin sorumluları kimlerdir Allah aşkına! Her şeyin ama her
şeyin pahalı olduğu ülkemizde, insan canı neden bu kadar ucuz? Anlamak mümkün
değil.
“Hodri meydan Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı
aldık”
Beyefendiler bunları soranları not alıyorlarmış, tek tek
defter tutuyorlarmış. Uzmanların dile getirdiklerini not almayanlar, yapılacak
hazırlıkların defterini tutmayanlar; elbette ancak bunları not alır. Hodri
meydan! Biz de vatandaşlarımız da notlarımızı aldık, defterimizi tutuyoruz.
Zira birlik ve beraberlik çağrımız sizin nezdinizde yine karşılık bulmadı, yine
çözümü değil algıyı öncelediniz. Şefkat ve merhameti değil öfke ve nefret
dilini tercih ettiniz, en azından bu kez kucaklayıcı olabilirdiniz fakat siz
yine kutuplaştırmayı tercih ettiniz. ‘Beton karın doyurmaz’ dedik, ‘aşırı ve
yanlış betonlaşma öldürür’ dedik, dinletemedik; şimdi yine insanı değil inşaatı
önceliyorsunuz, hem de müthiş bir acelecilikle. İnsanın yüreği yanıyor; her
seferinde en yanlış kararlar nasıl alınıyor hakikaten akıl alır gibi değil.
“Neden müdahalede bu kadar geç kalındı?”
Her şeyin panzehiri ve çözümü olarak sunulan
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değil miydi? Bu sistemin en büyük avantajı
‘hızlı karar almak’ olarak takdim edilmişti, öyleyse neden müdahalede bu kadar
geç kalındı? Kolluk kuvvetleri, madenciler ve iş makineleri neden bölgeye bu
kadar geç sevk edildi? Çok net bir şekilde soruyoruz. Ülkemizin en disiplinli
gücü olan ordumuz, hazırlıklı olmasına rağmen 100 bin Mehmetçiğimiz ilk andan
itibaren niye sahaya indirilmedi? Daha ilk saatlerde 4. seviye alarm durumu
ilan edilmişken, yani durumun vahameti anlaşılmışken; peki neden insanlar
günlerce enkaz altında ve yakınları da enkaz başında iş makinesi bekledi? İlk
48 saat çok ama çok önemlidir. Özellikle bu kritik süreçte, enkaz çalışmaları
için gerekli ekip ve ekipmanların yönlendirilmesi, temel ihtiyaçların
giderilmesi ve yardım faaliyetlerinin doğru koordine edilmesi hususunda nasıl
bu denli beceriksiz bir yönetim anlayışı sergilendi?
Bugüne kadarki yanlış anlayışla, süregelen bu çarpık
zihniyetle bunun altından kalkmamız mümkün değildir. Düşünün ki, akıllarına ilk
gelen şey okulları kapatmak. Onlarca alternatif arasından yine en yanlış kararı
nasıl aldılar anlamak mümkün değil. Neden her seferinde ilk vazgeçilen şey
eğitim oluyor, neden sürekli aynı hatalar tekrar ediliyor? Bu yanlış karardan 2
ay sonra dönmek bir şey ifade etmez; hemen bu yanlıştan vazgeçilmeli, üniversiteler
derhal yüz yüze eğitime başlamalıdır.
“İstanbul için hangi tedbirler alındı?”
Muhtemel depremler için şimdi hangi hazırlıklar yapılıyor?
İstanbul için hangi tedbirler alındı? Mesela riskin en yüksek olduğu
illerimizden Bingöl’ün afet bölgesi ilan edilmesi için daha ne bekleniyor? Son
depremlerden etkilenen vatandaşlarımızın yeniden hayata tutunabilmeleri için
hangi adımlar atılıyor, ne kadar bir bütçe ayrılmıştır? Yapılacak yeni
inşaatlar için zemin etütleri, mikro-bölgeleme çalışmaları titizlikle yapıldı
mı ki; yüz binlerce konut için daha şimdiden ihaleler konuşulmaya başlandı?
Hatta temeller atılıyor. Aynı yanlış anlayışla, aynı çarpık zihniyetle atılacak
her bir yanlış adım önümüzdeki günlerde çok daha büyük problemlere neden
olacaktır. Bu sebeple; krizi daha da derinleştirecek, alelacele alınan
kararlardan derhal vazgeçilmelidir. Sağlıklı ve kalıcı çözümlere odaklanmak
mecburiyetindeyiz.”
