Yahudi İsrail sömürge tarihi ve işgal ettikleri Afrika, Asya, Amerika,
Avustralya’da telkin ettikleri eğitim incelendiğinde Anglosaksonların 1636
Boston Deklarasyonu tümüne emsal teşkil etmiştir. Âlemin en bereketli, en
zengin ve milyonlarca insanın yaşadığı Asya, Afrika ve Amerika kıtaları için
“geldiğimiz bu vahşi coğrafyalara tanrımızın iradesiyle geldik. Buraları
insansız topraklar ve biz topraksız insanlarız. Bu topraklara, Batı
medeniyetini inşa edeceğiz. Bu topraklarda yaşayanlar henüz medeni olamamış
barbar ve hayvanlardır. Buraları üslerimiz haline getireceğiz. Bu üslerimizden
tüm Dünyaya demokrasiyi, medeniyeti, hukuku götüreceğiz. Kabul edenler bizi ve
tanrıyı hoşnut etmiş olurlar. Kabul etmeyenler, itiraz ve isyan edenler hem
kılıçlarımızın darbelerini hem de tanrının gazabını üzerlerinde görürler.”
dediler.
Özellikle İngiltere, ABD ve İsrail
arasındaki derin ilişkilerin sırrı benzer bir sömürge tarihine sahip
olmalarındandır. Britanya adalarını işgal eden Anglosaksonlar, Amerika’yı işgal
eden Haçlılar ve Suriye’nin güney vilayeti Filistin’i işgal eden Siyonistler
üçüz kardeştir. Bugün Batının Siyonist İsrail barbarizmine neden dilsiz şeytan
kaldığının temelinde bu suç kardeşliği yatar. Batının tekelci hegemonyasına en
önemli katkıları Siyonist Yahudi burjuvazisi ve memurları katkıda bulunmuştur.
Siyonist Yahudilerin temel itikadı olanı “biz tanrının seçkin topluğuyuz”
ifadesi, diğer tüm Batı devletlerinin sömürge politikalarına meşruiyet
kazandırması için kullanılmıştır.
ŞAŞALI ÜNİVERSİTELERDE BAŞKANLIK YAPAN ZİHNİYET
Batının Emperyalist-Siyonist sistemin pazarlayıcılarından
olan Samuel Huntington (1927-2008), ABD Savunma Bakanlığında baş danışmandı.
Polonya asıllı ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı üstat Siyonist Zbigniew
Brzezinski (1928-2017) rehberi olunca tekelci kapitalizm ve Siyonizm’i
medeniyet inşa eden, bunların dışında kalanları ise medeniyetten nasibini
almamış zararlı hayvanlar olarak telakki etmesi de gayet normal. Bu zihniyetin
Harvard, Columbia, John Hopkins, Yale gibi ABD’nin en şaşalı üniversitelerinde en
hassas bölümlerin başkanlığını yapmış olmalarına da şaşırmamalı. En önemli
özellikleri Anglosakson beyaz ırk ve Batı “Yahudi-Hristiyan medeniyetinin”
üstünlüğünü propaganda etmesidir.
Bunların dışında kalanlar gereksizdir. Üstün ırk Samuel
Efendi ve iplerini elinde tutan efendilerinin izni kadar yaşama hakkına
sahiptir. Samuel Huntington efendi 2004’te yayınladığı “Biz Kimiz? Amerika’nın
Ulusal Kimliğinin Maruz Kaldığı Zorluklar” kitabında ABD sistemini tehdit eden
en önemli tehlikeyi keşfetmiş; Başta Meksika olmak üzere Latin Amerika’dan
gelen göç dalgaları. Latin Amerika kökenli göçmenlerin bazı
eyaletlerde hâkim unsur haline gelecek, Anglosakson kökenliler belli
eyaletlerden kaçacak, ABD giderek çift dilli, çift kültürlü bir topluma
dönüşecekmiş. Bunu engellemek için, ABD gerçek milli kimliği olarak kabul
ettiği, Avrupalı ilk göçmenlerin Anglosakson-Protestan değerlerine dönmeliymiş.
Üstadı Kissinger da “Avrupa’ya yabancıları almayın” demişti. Bugün Avrupa’da
yükselen ırkçı-faşist söylemlerin, partilerin ve hükümetlerin finansörleri
tekelci kapitalist sistemin efendileridir.
ALLAH’IN TEMSİLCİLERİYİZ DİYEREK YAPTILAR
Allah’ın seçkin topluluğuyuz dediler milyonlarca Amerikalı
yerliyi katlettiler. Allah’ın yeryüzündeki temsilcileriyiz dediler Amerika
kıtasını talan ettiler. Geniş topraklar üzerinde bedava çalışacak kölelere
gereksinim var dediler Afrika kıtasından milyonlarca insanı sardin istifleyerek
Amerika’ya taşıdılar. Zenci dediler, negro dediler; faşizmin, ırkçılığın
alasını icra ettiler. Allah’ın mesajlarını yaymaya geldik dediler Meksika’dan
Teksas’ı ve milyonlarca kilometre karelik toprakları çaldılar. Kaliforniya’da
altın bulduk dediler binlerce Avrupalı haydut ve eşkıyayı Pasifik okyanusuna
yığdılar. Bu kadar talan bize yetmez dediler, biz Allahın risaletini,
Anglosakson “demokratik değerleri” bütün dünyaya yaymak istiyoruz dediler,
Pasifik Okyanusuna çullandılar.
“ABD kendi ülkesinde savaş yaşamak istemiyorsa her on senede
bir dışarıda bir savaş yaratmalı. Zira savaşlar Amerikan halkının yaşam
sigortasıdır. Her on senede bir savaş olmalıdır. Ben her türlü savaşı
selamlarım” diyen, 1901’de 42 yaşında ABD başkanı seçilen Theodore Roosevelt’e
Nobel barış ödülü verdiler.
ABD’nin en “demokrat” başkanı Wilson ne demişti: “Dünyanın
bütün pazarları ABD’ye hizmet etmeli, açık olmalıdır. Dünya pazarları, ABD’nin
bankaları, sanayisi ve kültürüne tabi olmalıdır.” ABD tarihi karanlık eylemler
ve politikalar tarihidir. İşgal, ölüm mangaları, mafyavari suikastlar,
uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, kendi gemilerini batırma, uçaklarını düşürme,
ikiz kulelere saldırı, tehdit, şantaj ve askerlerini dahi öldürme
çirkefliğinden bile çekinmeyen ABD’nin bu tür eylemlerine onlarca örnek vermek mümkün.
Muhatap kaldığım en önemli sorudur: Peki bu ABD’de hiç iyi bir şey yok mudur?
Şüphesiz ki var. En güzel çiçekler bataklıkta açar. Ama alımlı ve narin
çiçeklerin varlığı bataklık gerçeğini örtmez. ABD tarihi karanlık ve zalim bir
bataklıktır.
MADİSON’UN SAVAŞ TANIMI
1795 tarihinde Political Observations gazetesi, ABD’nin 4.cü
Devlet Başkanı olan James Madison’a, “savaşı neden doğa ve insanı kemiren bir
virüs olarak tanımladınız?” diye sorar. Madison’un yanıtı tarihi önemdedir:
“Kamu özgürlüğünün en ölümcül düşmanı savaştır. Savaş özgürlüklerin düşmanı
olan bütün mikropları birleştirir ve yayar. Savaş orduların üst öğesidir.
Borçlar ve vergiler bunun ürünüdür. Çoğunluğu bir zümrenin istibdadı ve
kontrolü altına sokar. Hiçbir ulus, özgürlüğünü sürekli bir savaş ortamında
muhafaza edemez.” demişti. ABD halkı ya bu zihniyeti ve ilkesel program haline
getirecek, müreffeh, hür ve onurlu dünya milletlerin parçası olacak yahut
mazlumların ahı altında kalacak.
Tüm hastalıkların, savaşların ve alemi tehdit eden
virüslerin kaynağı olan Tekelci kapitalist sistemi saklamak için “yabancı
göçmenler” kurban seçilmektedir. Ne yazık ki, Almanya ve Batıda Nazi ve faşist
partilerin iktidarını sağlayan tekelci kapitalistler çöken sistemlerinin
suçlusu olarak Yahudileri, azınlıkları, aykırı düşünenleri işaret etmiş ve
zombi toplum esas düşman yerine kendisini kurtarmak için kalemini, bileğini
feda edenleri düşman olarak görmüştür. Bu oyun Avrupa ve ABD’de yeniden sahneye
sürülmüştür. ABD Tekelci Kapitalist sistemi ve onun yaşam kaynağı olan,
silahlanma, enerji, gıda, su ve stratejik deniz güzergâhlarını kontrol etme,
işgal, talan ve sömürge politikaları sebebiyle dünya tüketilmekte ve
çürütülmektedir. İnsan başka bir mahlûkata ve sıfata dönüştürülmektedir.
İSTEDİĞİNİZ KADAR DİKENLİ TEL ÇEKİN
Milyonlara zenginlik getirmeseniz, huzur ve istikrar
sağlayamazsanız o vakit milyonlar zenginliğin peşinden gider. Ve istediğiniz
güvenlik önlemlerini alın, dikenli telleri inşa edin bu akını durduramazsınız.
Dünyanın ezici çoğunluğunu fakir, hüsran ve umutsuz bırakırsanız bir azınlığın
saadetini hiçbir gücünüz, oyununuz, tiyatronuz, yalanınız koruyamaz. Ayrıca,
haysiyetleri, bağımsızlıkları, toprakları ve canları için milyonların size
karşı direnmesi, sizi kovması ve sizi cezalandırması hak olur.
Derslerle dolu olanı Allah söyler, “Bir zerre şer işlersen
şer, bir zerre hayır işlersen hayır hasat edersin. Yaptığın sana geri
dönecektir.” Yunus söyler; “Zulüm ile âbad (mâmur) olanın akıbeti (neticesi,
sonu) berbat olur.” Anadolu söyler: “Alma mazlumun ahını çıkar aheste,
aheste. Mazlumların ahı dağları devirir, Şahları indirir.”
aydınlık
