Gazze’de Kalıcı İşgalin Altyapısı Olarak Sarı Çizgi

Gazze Şeridi’ni kuzeyden güneye yaran, yer yer iki, yer yer yedi kilometre derinliğe ulaşan Sarı Çizgi, “geri çekilme hattı” olarak tanımlanıyor. Ama sahaya baktığınızda görünen bambaşka. Bu çizgi, geçici bir askeri düzenleme değil yeni bir işgal sınırının sessizce inşa edilen altyapısı.

İlk bakışta teknik bir güvenlik hattı gibi sunulsa da Sarı Çizgi uluslararası hukuk açısından açık bir toprak gaspının, demografik mühendisliğin ve kalıcı ilhak planının parçası. Al Jazeera’nın aktardığı veriler bu hattın Gazze’nin yüzde 52 ila 58’ini kapsadığını gösteriyor. Yani Gazze’nin tarım arazilerinin büyük kısmı kuzey-güney ulaşım damarları ve sivil yaşamın belkemiği bu çizginin içinde kalıyor. Bu tesadüf değil, bilinçli bir tercihin sonucu.

Sahada yükselen sarı beton bloklar bu hattın kâğıt üzerindeki bir tasarımdan ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyor. “Geçici” denilen bu çizgi boyunca kalıcı askeri üsler, termal gözetleme kuleleri, asfalt yollar ve lojistik merkezler inşa edildi. Bu tablo bize şunu söylüyor. Sarı Çizgi bir ateşkes hattı değil, fiili bir sınır üretme pratiğidir.

Uluslararası hukuk açısından mesele son derece net. Cenevre Sözleşmeleri bir işgal gücünün işgal ettiği topraklarda kalıcı altyapı kurmasını, sivillerin dönüşünü engellemesini ve tarım alanlarını askeri bölge ilan etmesini açıkça yasaklar. Buna rağmen İsrail, Sarı Çizgi boyunca yaşayan Filistinlilerin evlerine dönmesini engelledi, tarımı durdurdu ve yaklaşan sivilleri doğrudan hedef aldı. BBC Arabic’in sahadan aktardıkları bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşması İsrail güçlerinin bu hattın gerisine çekilmesini öngörüyordu. Ancak sahadaki gerçeklik bunun tam tersini gösterdi. Ateşkesten sonra yüzlerce Filistinli topçu ateşiyle, insansız hava araçlarıyla ve keskin nişancı atışlarıyla öldürüldü. Bu tablo, ateşkesin bir barış mekanizması değil İsrail açısından zaman kazandıran, sahayı yeniden dizayn etmeye yarayan taktik bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.

“Bu Bizim Yeni Sınırımız”

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in Sarı Çizgi’ye dair sözleri, bu niyeti artık örtme gereği bile duyulmadığını gösteriyor. Zamir, Sarı Çizgi’yi açıkça “yeni sınır”, “ileri savunma hattı” ve “saldırı hattı” olarak tanımladı. Askeri literatürde bir hattın hem savunma hem saldırı hattı olarak adlandırılması onun geçici değil kalıcı olduğunun ilanıdır. Bu, ilhak niyetinin askeri dille açıkça duyurulmasıdır.

Burada dikkat çekici olan İsrail’in siyasi söylemiyle askeri pratiği arasındaki kopukluk. Netanyahu hükümeti diplomatik zeminde ateşkeslerden, geçiş süreçlerinden söz ederken askeri komuta sahada Gazze’nin fiilen ikiye bölündüğünü ilan ediyor. Bu çelişki bize şunu anlatıyor. İsrail devleti ateşkesi bir barış süreci olarak değil, işgalin yeniden yapılandırılması olarak görüyor.

Sarı Çizgi bu yönüyle klasik sınır çizgilerinden farklı. Bu hat, Filistinlileri doğrudan katletmeden sürgün etmenin, tarımı yok ederek açlığa mahkûm etmenin ve coğrafyayı askeri zonlara bölerek yaşamı imkânsız hâle getirmenin aracıdır. Bu nedenle Sarı Çizgi yalnızca bir askeri düzenleme değil modern bir sömürge tekniğidir.

Gazze’nin doğusunun “Doğu Gazze”, batısının ise fiilen “Batı Gazze” olarak ayrıştırılması yeni bir iç sınır yaratıyor. Bu sınır sadece coğrafyayı değil, toplumu, ekonomiyi ve siyaseti de parçalıyor. Independent Arabia’nın işaret ettiği gibi bu Filistin toplumunu uzun vadede çökertecek bir mühendisliktir.

Bu noktada Sarı Çizgi bize tek bir soruyu dayatıyor. Bu gerçekten bir ateşkes hattı mı, yoksa soykırımın mekânsal organizasyonu mu? Sahadaki veriler bu sorunun cevabını zaten veriyor. Sarı Çizgi, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltan, onları açlığa, susuzluğa ve güvensizliğe mahkûm eden bir ölüm kuşağıdır. Gazze’de yaşam ile ölüm arasındaki çizgi bugün tam olarak buradan geçiyor.

Ateşkesi Bir Savaş Aracına Çevirmek

Sarı Çizgi meselesi yalnızca İsrail’in askeri tercihleriyle açıklanamaz. Bu hat aynı zamanda uluslararası hukukun bilinçli biçimde askıya alındığı bir kırılma noktasıdır. Gazze’de yaşananlar artık hukukun ihlali değil; hukukun yok sayılmasıdır.

Birleşmiş Milletler Şartı, sivillerin korunmasını, işgal altındaki topraklarda demografik değişimin yasaklanmasını ve askeri işgalin geçici olmasını açıkça hükme bağlar. Buna rağmen İsrail, Sarı Çizgi boyunca kalıcı askeri yapılar kurdu, sivil yerleşimi tamamen yasakladı ve Filistinlilerin dönüş hakkını fiilen ortadan kaldırdı. UN OCHA verileri bu tabloyu teyit ediyor.

Burada asıl mesele İsrail’in hukuku ihlal etmesi değil, uluslararası sistemin bu ihlali normalleştirmesidir. ABD ve Avrupa Birliği, Sarı Çizgi uygulamasını açıkça kınamaktan kaçındı, meseleyi “güvenlik” gerekçeleriyle izah etmeye çalıştı. Bu tutum, hukukun güç karşısında nasıl askıya alındığını gösteriyor.

Ateşkes kavramı da tam bu noktada anlamını yitiriyor. Klasik uluslararası hukukta ateşkes, çatışmanın durması, sivillerin korunması ve müzakere zemininin açılması demektir. Gazze’de ise ateşkes, İsrail tarafından askeri yeniden konuşlanma ve işgalin yeniden dizaynı için kullanıldı. Ateşkes ilan edildikten sonra Sarı Çizgi boyunca saldırıların sürmesi, sivillerin keskin nişancılarla öldürülmesi ve tarım alanlarının bombalanması bunun açık kanıtı. Human Rights Watch’un raporları bu gerçeği net biçimde ortaya koyuyor.

Bu Çizgi Sadece İsrail’in Suçu Değil

Uluslararası kurumların sessizliği bu sürecin en kritik unsurlarından biri. BM Güvenlik Konseyi kararları ya veto edildi ya da yaptırıma dönüşmedi. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise deliller ortadayken süreci ağırdan aldı, siyasi baskılarla işlevsizleştirildi. Bu yüzden Sarı Çizgi yalnızca İsrail’in suçu değildir. Bu hat, küresel sistemin Filistinlileri hukukun koruması dışına ittiğinin ilanıdır. Gazze’de yaşayan bir Filistinli için bugün “uluslararası hukuk” artık soyut bir kavramdan ibarettir.

İslam dünyasının tutumu da bu hukuksuzluğu pekiştirdi. Birçok İslam ülkesi Sarı Çizgi uygulamasını diplomatik açıklamalarla geçiştirdi, somut yaptırımlardan özellikle kaçındı. Bu da Filistin meselesinin İslam dünyasında giderek bir söylem meselesine indirgendiğini gösteriyor. Sarı Çizgi bu anlamda sadece askeri bir hat değil, hukukun askıya alındığı bir eşiğin adıdır. Bu eşik aşıldığında artık hiçbir norm, hiçbir ilke bağlayıcı değildir.

Yeni Sömürge Düzeni

Sarı Çizgi’nin en kritik boyutu, soykırım pratiğinin mekânsal organizasyonuna dönüşmesidir. Soykırım yalnızca kitlesel katliam değildir. Bir halkın yaşam koşullarını sistematik biçimde ortadan kaldırmak da bu suçun temel unsurlarındandır.

Sarı Çizgi boyunca tarımın yok edilmesi, su kaynaklarının kesilmesi, hastanelere erişimin engellenmesi ve sürekli askeri baskı, Filistinlilerin yaşamını sürdürülemez hâle getirdi. Doctors Without Borders’ın raporları Gazze’de kontrollü bir insani çöküş üretildiğini ortaya koyuyor.

İsrail bu süreçte doğrudan katliam yerine, yaşam alanlarını daraltarak açlık ve hastalık yoluyla yok etme stratejisini tercih ediyor. Bunun nedeni basit. Bu yöntem uluslararası kamuoyunda daha az tepki çekiyor. İşte modern soykırım tam da böyle bir biçim alıyor.

Sarı Çizgi aynı zamanda “kontrollü kaos” alanıdır. Bu hat boyunca sürekli belirsizlik, güvenlik boşlukları ve zorunlu yer değiştirmeler üretilir. Ama bu kaos rastgele değildir. İsrail tarafından yönetilen, sınırları belirlenmiş bir kaostur. Amaç, Filistin toplumunun kolektif direncini kırmaktır. İnsanlar sürekli yer değiştirmeye zorlanır, sosyal bağlar kopar, ekonomi tamamen çöker. Bu, klasik sömürgecilikten farklı, nüfusu tamamen edilgenleştirmeyi hedefleyen yeni bir sömürge modelidir.

Gazze’de kurulan bu düzen, askeri işgalle insani yardım söylemini aynı anda kullanır. Bir yanda Sarı Çizgi boyunca ölüm kuşağı oluşturulur, diğer yanda kontrollü yardım koridorları açılarak “kriz yönetiliyor” algısı üretilir. Amnesty International’ın vurguladığı gibi bu ikili yapı soykırımın üzerini örten bir propaganda mekanizmasıdır.

Velhasıl, Sarı Çizgi geçici bir güvenlik hattı değildir. Bu hat, Gazze’nin geleceğini belirleyecek kalıcı bir işgal sınırıdır. Filistinlilerin yaşam hakkını sistematik biçimde ortadan kaldıran modern sömürgeciliğin somutlaşmış hâlidir. Tarihsel olarak bakıldığında da Sarı Çizgi, İsrail’in önce fiili, sonra hukuki ilhak stratejisinin yeni aşamasıdır. Bu aşamanın hedefi açıktır. Gazze’yi yaşanamaz hâle getirmek ve Filistinlileri bu topraklardan zorla uzaklaştırmak/milligazete

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın