Ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesi, İsrail’in stratejik su yollarını kontrol etme ve bölgesel rakiplerinin nüfuzunu sınırlandırma politikasının temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
2025 yılının son günlerinde İsrail, Somali’nin kuzeybatısında yer alan ve fiilen özerk bir yapı olan Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Bu adım, ABD dışında uluslararası toplumun büyük bölümünün tepkisini çekti.
Yaklaşık 6 milyon nüfusa sahip Somaliland, 1990’lı yılların başından bu yana tek taraflı özerklik ilan etmiş durumda. Bölgenin stratejik önemi; Aden Körfezi, Kızıldeniz ve Cibuti’ye yakınlığıyla, yani kritik deniz ticaret yollarının kesişim noktasında yer almasıyla öne çıkıyor. İsrail’in Somaliland’ı tanıması, Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini değiştirmeye yönelik alışılmadık ancak hesaplı bir stratejik hamle olarak değerlendiriliyor.
İsrail basınında yer alan haberlere göre bu karar, ABD ile koordinasyon içinde alındı. Bu durum, söz konusu adımın Tel Aviv’in Aden Körfezi ve Kızıldeniz’e yönelik uzun vadeli bölgesel hedeflerinin bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.

İstihbarat ve Deniz Hakimiyeti Hedefi
Begin–Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin raporlarına göre İsrail, Somaliland üzerinden istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR), liman güvenliği ve deniz alanı farkındalığı (MDA) kapasitesini artırmayı hedefliyor. Bu kapsamda insansız hava araçları, uydu sistemleri ve sensör ağlarıyla sürekli veri toplanması ve operasyonel istihbarata dönüştürülmesi planlanıyor.
Uzmanlara göre İsrail için Somaliland’ın tanınması başlı başına bir hedef değil; ticaret yollarını, deniz trafiğini ve istihbarat ağlarını kontrol etmeye yönelik daha geniş bir stratejinin ilk adımı niteliğinde.
Sudan’dan Libya’ya: Ayrılıkçı Hat
İsrail’in ayrılıkçı hareketlere desteği Somaliland ile sınırlı değil. Sudan örneğinde Tel Aviv’in, özellikle 2011’de Güney Sudan’ın ayrılmasına giden süreçte ayrılıkçı gruplara uzun yıllar askeri ve lojistik destek verdiği biliniyor. Eski İsrail diplomatları ve akademik raporlar, bu desteğin Arap dünyasını ve İsrail karşıtı ekseni zayıflatmaya yönelik bilinçli bir strateji olduğunu ortaya koyuyor.
İsrail basınına göre bu politika, Afrika Boynuzu’nda Türkiye ve Etiyopya gibi aktörlerin etkisini dengelemeyi amaçlayan daha geniş bir ittifak arayışının parçası.
Libya’da ise 2011’de Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle başlayan iç savaş sürecinde İsrail’in, dolaylı yollarla ayrılıkçı unsurlara ve General Halife Hafter’e destek verdiği öne sürülüyor. Akdeniz’e açılan uzun kıyı şeridi nedeniyle Libya, İsrail açısından stratejik önem taşıyor.
Yemen ve Babülmendep Boyutu
Yemen’de de İsrail’in ayrılıkçı hareketlere yönelik ilgisi dikkat çekiyor. 2012’den bu yana Tel Aviv’in, ülkenin güneyinde faaliyet gösteren Güney Geçiş Konseyi’ni (STC) destekleyerek Yemen’in kuzey-güney şeklinde bölünmesini teşvik ettiği belirtiliyor. Güney Yemen’in önemi, Babülmendep Boğazı, Aden Körfezi ve Kızıldeniz’e erişim sağlamasından kaynaklanıyor. Bu hat, İsrail’in Eilat Limanı’na giden ticaret yolları açısından hayati kabul ediliyor.
Gazze savaşının Ekim 2023’te başlaması ve Ensarullah’ın İsrail karşıtı cepheye aktif şekilde katılmasıyla Yemen’in stratejik önemi İsrail açısından daha da arttı. Son iki yılda İsrail savaş uçakları, Ensarullah kontrolündeki bölgelere defalarca saldırı düzenledi. Yalnızca 2025 yılında gerçekleştirilen 20 büyük hava saldırısının, uzun menzilli uçuşlar ve havadan yakıt ikmali gerektirmesi nedeniyle İsrail’e ciddi maliyet yüklediği belirtiliyor.
Bu nedenle İsrail’in, Ensarullah’a coğrafi olarak daha yakın noktalar oluşturmayı bölgesel politikasında öncelik haline getirdiği ifade ediliyor. Somaliland’ın tanınması ve Yemen’de BAE ile Suudi Arabistan destekli güçlerin son dönemdeki hareketliliği, bu stratejinin parçaları olarak görülüyor.
İsrail’in önde gelen ekonomi ve güvenlik sitelerinden Globes ve Makor Rişon, Somaliland’ın Yemen’in karşısında yer alan konumunun, Ensarullah’a karşı operasyonları kolaylaştırabileceğini yazdı. Her ne kadar Somaliland yetkilileri topraklarının askeri amaçlarla kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıklasa da, sahadaki dengelerin ABD’nin siyasi ve mali desteğiyle değişebileceği belirtiliyor.

Bölgesel Tepkiler ve Sonuç
Uzmanlara göre İsrail’in Somaliland’ı tanıması, Kızıldeniz’de nüfuzunu artırmayı, Yemen’deki operasyon maliyetlerini düşürmeyi ve ayrılıkçı eğilimleri güçlendirmeyi hedefleyen daha geniş bir politikanın parçası. Ancak bu adımın Afrika genelinde yeni ayrılıkçı hareketleri tetikleyebileceği uyarıları yapılıyor.
Nitekim Çin, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Afrika Birliği, bu karara sert tepki gösterdi. Analistler, İsrail’in ayrılıkçı hareketlere verdiği desteğin; İsrail karşıtı ülkeleri zayıflatma, stratejik deniz geçitlerini kontrol altına alma ve özellikle Türkiye gibi bölgesel rakiplerin nüfuzunu sınırlama amacını taşıdığını vurguluyor.
Bu politikaların önemli bir bölümünün, Tel Aviv’in İbrahim Anlaşmaları kapsamındaki müttefikleriyle ve ABD’nin açık onayıyla hayata geçirildiği belirtiliyor.
Not: tesnim haber ajansından tercüme edilmiştir
