Cehennemin Ortasında Bir Cennet

Euzubillahi mineşşeytanir racim, Bismillahirrahmanirrahim

Bu yazıyı İmam Hüseyin as.’ın oğlu hazreti Ali Ekber as.’ın doğum gecesinde kaleme alırken; kalbimi de elde etmeyi umduğum sevabı da O’na emanet ediyorum…

Kerbela kıyamının üzerinden yıllar geçmesine rağmen birçoğumuz Hz. Ali Ekber as.’ın Allah’a olan yakınlığını yeteri derecede idrak edemedik.

İmam Seccad as.’dan nakledilen bir hadis var ki; ebeveyn evlat ilişkisinde bildiğimiz tüm ezberleri bozup, kafamızdaki tüm tasavvurları yok ediyor.

‘İmam aleyhi’s-selâm evlatlarından birine şöyle buyurdu: Oğlum, Allah beni senin için beğenmiş, ama seni benim için beğenmemiştir; (işte bunun içindir ki) benim hakkımda sana tavsiyede bulunmuştur, ama senin için bana tavsiyede bulunmamıştır. Az bir hediyeyle de olsa (babana) iyilik yapmayı terk etme.’

Birçoğumuz düşünürüz ki; anne babanın amellerine dikkat etmesi neticesinde Allah anne-babanın evladını salihlerden kılar ya da tam tersine helal haramına dikkat etmeyen anne babalara ceza olarak Allah hayırsız evladı verir. Nitekim salih evlat birçok peygamberin duasının neticesidir veya salih olmayan peygamber evlatlarına bakıldığında mutlaka annelerinin imanında bir problem olduğu görülür; hz Nuh as, Hz Yakup as….

‘Ona İshak’ı ve (İshak’ın oğlu) Yakub’u nâfile bir hediye (fazladan bir lütuf) olarak ihsan ettik ve her birini salih kimseler yaptık.” (Enbiya, 21/72)’

Bunun gibi birçok ayete baktığımızda ise veya peygamberliğin ve imametin tertemiz bir soy zincirinden devam ettiğini gördüğümüzde ise; imanın soyla devam eden bir bağ olduğunu düşünürüz. Bu gerçekten böyle midir? Iman insanlara kan bağıyla aktarılan bir şey midir veya insanlar hangi yetilerle dünyaya gelirler?

‘Küçük günahlar dışında büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlara gelince; şüphesiz, Rabbinin bağışı boldur. Sizi yerden var ederken ve siz annelerinizin karınlarında cenin hâlinde iken sizi en iyi bilen O’dur. O hâlde kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir. ‘ (Necm. 32)

Ayeti kerimesi de insanların bu dünyaya gelmeden önce cenin halindeyken bile bazı yetilere sahip olduğuna işaret etmektedir. Peki bu yetiler nelerdir ve insan dünyaya gelirken neyi beraberinde getirmektedir?

Seyyid Ali Asgar Razvi’nin kaleme almış olduğu Hz. Hatice kitabında bir bölüm vardır ki; oldukça önemlidir ve bu konuda farklı bir bakış açısını yakalamamıza neden olacaktır.

‘Hz. Muhammed (s.a.v.) de Arap toplumunu yeniden düzenlemeyi arzuluyordu. Bu amaçla ortaya koyduğu yeni doktrin, toplumun temel taşı olarak kan yerine inancı esas almaktı. Ancak Araplar, putperest gelenek ve görenekler içinde büyümüşlerdi; kabile ve akrabalık temellerine inanıyorlardı. Onlar için kan, toplumsal örgütlenmenin tek geçerli temeliydi. Eğer bu denklemde kanın yerini inanç alırsa, Arap toplumunun tüm yapısının yıkılacağına inanıyorlardı.

Ancak Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yalnızca Arap bir toplumla pek ilgisi yoktu. Onun amacı, kan bağıyla değil, imanla bir arada tutulan İslami bir toplumun kurulması ve sağlamlaştırılmasıydı. Bu nedenle, imanın kurtarıcı ve aşkın gücünü özenle geliştirdi ve teşvik etti…’

Kitabın bu bölümüne dikkat edildiğinde; Hz. Resulullah’ın muminler arasında kurmaya çalıştığı kan bağı değil de iman bağı; imanın da nasıl nesillerden nesillere geçtiğinin ipucuna vermekteydi. İnsan kimi severse, kime iman etse onunla bir bağ kurup; imanını da bunun gölgesinde oluşan karakterini de bu vasıtayla şekillendirmekteydi. Üstünlük de hiçbir zaman akrabalık bağıyla geçmemekteydi; bu yüzden İmamı Zaman as.’ın devleti ulus devleti değil temelleri iman üzerine bina edilecek bir devlet olacaktır. Yani bir İranlı Veliyi Emrle bir velayet bağıyla bağlı olmadıkça isterse imamzade olsun yine de bir ayrıcalığı yoktur İslam toplumu için… Bu görüş bazılarının Rehber de İran Azerisidir diye Rehberi bile bu sebeple sevmesinin bile ne kadar tutarsız görüş olduğunu göstermektedir bizlere. Kaldı kİ; biz Azeriler iki devlet bir milletiz diyenlerin sözlerinin ne kadar İslami, ne kadar velayete ters bir doktrin olduğunu bu ilkeyle daha iyi anlayacağızdır.

Peki iman kan bağıyla değil muhabbet, velayet üzerine bina edilmişse; birçok ayet ve hadiste vurgulanarak tavsiye edilen sılayı rahim bağı ne içindir?

‘İş başına gelecek olsanız, değil mi ki, sizden (ancak) yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenir?’ Muhammed as.,22.  ayetinde sılayı rahim üzerinde o kadar vurgu yapılmıştır ki; riayet edilmemesi bozgunculukla yan yana zikredilmiştir.

Bazı ayetler var ki; İslam hakkında İslam her zaman kolay olanı emreder, üstesinden gelmeyeceğimiz bir işi bize asla yüklemez şeklinde düşünüp adeta dünyada İslam’ın emirlerine uyduğumuz takdirde cennetteymiş gibi yaşayacağımız algısına kapılmamıza eden olur. Amener Resulu, Tur 40 vs. birçok ayet buna örnek olarak gösterilebilir…

Yahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?! (Tur 40)

Allah, hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmaz… Amener Resulu

Ama birçok zaman sılayı Rahim konusu da dahil imtihanlarımız o kadar ağır olur ki; bu ayetlere nasıl bir bakış açısıyla bakacağımızı şaşırırız..

Sılayı Rahim konusunda bir şart var ki; onu da Kuranı Kerim Ankebut Suresinde çok güzel bir şekilde açıklıyor.

İnsana, baba ve annesine iyi davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşmaya zorlarlarsa, onlara itaat etme! Dönüşünüz banadır. Orada yaptıklarınızı size bildiririm. (Ankebut; 8)

Ayetde geçen ‘bana ortak koşmaya’ zorlarlarsa ifadesi de; sılayı Rahim’in getirilerinden birisinin Allahu Tealyı ve emirlerini daha iyi tanıyıp, ona itaatin sınırlarını anlamamıza yardımcı olmasıdır.

Yani; Sılayı Rahim Allahu Tela ile kurulan temiz bir irtibat vasıtasıydı. Kendimizi, artılarımızı, eksilerimizi inceleyebileceğimiz bir velayet aynasıydı. Şeytan birçok amelimizi harap edebilmektedir ama insan sılayı rahimde kendi imtihanını okuyabildiği ölçüde zarar etmeyecek; Allah’ın velayeti bu bağ vasıtasıyla insana yansıyacaktır. Birçoğumuz bazı ayetleri algılayışımızın yanlışından dolayı; bu dünyadaki imtihanlarımızın sılayı rahim dahil kolay olmasını arzu ediyoruz.

Ama Kuranı Kerimle sağlam bir bağ kurduğumuzda; Allahu Teala diğer ayetleriyle bizi kendimize getirmektedir…

Ve Rabbinizden af dileyin, sonra tövbe ederek O’na dönün ki, belirlenmiş bir süreye kadar sizi en güzel şekilde yaşatsın ve her üstünlük sahibine hak ettiği üstünlüğü versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım. Hud Suresi, 3. ayet

Kim çabuk elde edileni (dünya nimetini) isterse, dilediğimiz kişiye, istediğimiz şeyi orada hemen veririz; sonra kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme girmesini kararlaştırırız. (İsra, 18)

Birçoğumuz bu dünyanın cennet olabileceği hayalini kurarken; Ali Ekber as. cehennemin ortasında bir cennetti Hüseyin as. için. Ayetlerde de tüm insanların mutlaka cehennemden geçirileceği beyan edilir. Belki de cennet, cehhenmin ortasından geçip tanımamız gereken güzelliklerdi… Her üstünlük sahibine hak ettiği üstünlüğü versin (Hud 3); kim hangi faziletin erdemlinin oğluysa ona kavuşsun diye…

Furkan Sever

/ Yazarın Diğer Yazıları /
Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın