ABD Başkanı Donald Trump, uluslararası müzakerelerin devam ettiği bir dönemde attığı adımla, Washington’un diplomasi yerine ekonomik baskıyı tercih ettiğini bir kez daha gösterdi. Trump, İran’dan mal veya hizmet ithal eden tüm ülkelere ikincil gümrük vergileri uygulanmasını öngören bir başkanlık kararnamesine imza attı.
Beyaz Saray’ın açıklamasına göre, İran’la “doğrudan ya da dolaylı” ticaret yaptığı değerlendirilen ülkelerin ürünlerine yüzde 25’e kadar ek gümrük vergisi getirilebilecek. Karar, İran dosyasında diplomatik temasların ve olası müzakere kanallarının konuşulduğu bir süreçte gelmesi nedeniyle, ABD’nin iyi niyetli bir çözüm arayışında olmadığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi.
Uzmanlara göre Washington, müzakere masasındaymış gibi görünürken aynı anda böylesine sert ekonomik yaptırımları devreye sokarak, süreci daha baştan sabote ediyor. ABD’nin bu yaklaşımı, diplomasiyi bir çözüm yolu olarak değil, baskıyı meşrulaştıran bir vitrin olarak kullandığı yorumlarına yol açtı.
Kararnamede yer alan ifadeler, ABD’nin yalnızca İran’ı değil, onunla ticari ilişkilerini sürdüren üçüncü ülkeleri de cezalandırmayı hedeflediğini ortaya koyuyor. Bu durum, ülkelerin egemen ticaret kararlarını hiçe sayan ve küresel ticaret düzenini ABD çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışan bir anlayışın ürünü olarak değerlendiriliyor.
Hindistan Örneği: Müzakere Değil Pazarlık
Trump’ın aynı gün Hindistan’a uygulanan yüzde 25’lik ek gümrük vergisini kaldırması, ABD’nin çifte standartlı politikasını gözler önüne serdi. 7 Şubat itibarıyla yürürlüğe girecek karar, yaptırımların ilkesel değil, tamamen politik pazarlık unsuru olarak kullanıldığını gösterdi.
Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, iki ülke arasında ikili ticaret anlaşmasına ilişkin ortak bildirinin önümüzdeki dört ila beş gün içinde imzalanacağını duyurdu. Goyal, ABD’nin Hindistan’a uygulamayı planladığı yüzde 18’lik yeni gümrük vergilerinin ise ancak bu anlaşmadan sonra yürürlüğe gireceğini belirtti.
Analistler, ABD’nin bir yandan müzakere söylemini sürdürürken diğer yandan tehdit ve vergi sopasını devreye sokmasının, küresel diplomaside güveni aşındırdığını ve Washington’un “serbest ticaret” iddialarını boşa düşürdüğünü vurguluyor. Bu yaklaşımın, çözüm üretmekten çok krizleri derinleştirdiği ifade ediliyor.
