İmam Hadi’nin (a.s) Şehadeti

rasthaber

RASTHABER ailesi olarak İmam Hadi'nin (a.s) şehadeti münasebeti ile, başta Veliyyi Emri Müslimin’e, Müçtehitlerimize ve tüm Ehlibeyt âşıklarına başsağlığı dileriz.

Adı: Ali

Künyesi: Ebu-l Hasan

Lakabı: Hadi

Baba adı: Muhammed

Anne adı: Semane

Doğum yeri: Medine

Doğum tarihi: 15 Z.Kade 212 hk.

Şehadet yılı: 3 Recep 254 hk.

Şehadet yeri: Samirra (Irak)

İmam Ebul-Hasan Ali-i Nakî-i Hâdî (a.s) hicri 212 yılının Zilhicce'sinin on beşinde[1] Medine bölgesinde Suryâ ismindeki yerde dünyaya gelmiştir.[2] Babası dokuzuncu imam Cevad (as.), değerli annesi Semane adında faziletli ve takvalı bir cariyedir. [3]Onuncu imamın en meşhur lakapları Takî ve Hâdî'dir. İmama Ebul Hasan Salis de denmektedir.[4] Ravilerinin teriminde, "Ebul Hasan Evvel" Yedinci İmam Musa b. Cafer (as), "Ebul Hasan Sânî" Sekizinci İmam Ali b. Musa Rıza'dır (a.s).

İmam Hâdi (as), hicrî 220 yılında değerli babasının şehadet şerbetini içmesinden sonra sekiz yaşında imamet makamına oturdu. İmamet süresi 33 senedir. Hicretin 254'ünde 41 yaşında şehadete ulaşmıştır.

İmam Hâdi'yi (a.s) görmüş olanlar diyorlar ki: İmam (a.s) orta boylarında, kızıla çalan beyaz tenli, iri gözlü, yayvan kaşlı, iç açıcı ve güler yüzlü bir çehreye sahipti.[5]İmam Hâdi'nin (as) hayatı Abbasî halifelerinden yedisinin hükumetine tesadüf ediyor; İmamet makamına ulaşmadan önce Me’mun, Me’mun’un kardeşi Mu’tesim”ve imamet makamına ulaştıktan sonra ise Mu’tasım'ın hükumeti devam etmiş sonra Mu’tasım’in oğlu Vasık, Vasık’ın kardeşi Mutevekkil, Mutevekkil’in oğlu Muntasır, Muntasır’ın amcası oğlu Mustain ve Mutevekkil’in diğer oğlu Mu’izz'in döneminde yaşamış, Mu’tezz’in döneminde ise şehadete ulaşmıştır.[6]Mütevekkil'in hükumeti döneminde İmam Hâdî’yi (a.s) o zalimin emriyle Medine’den o dönemde Abbasilerin hükumet merkezi olan Samerra'ya götürdüler ve İmam (as) hayatının sonuna kadar orada kaldı.[7]İmam Hâdî’nin (a.s) çocukları, on birinci İmam Hasan Askerî (a.s), Hüseyin, Muhammed, Cafer ve Aliyye isminde bir kızdır. [8]

Halifelerin Davranışı

Mücadelenin devamı ve Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyt'inin zalim ve gaasıp halifelerle muhalefeti İslam ve Şia tarihinin iftihar dolu kanlı sayfalarındandır. Değerli imamlarımız zalimlerle uzlaşmayıp adaletin hakimiyetini isteyip adaleti savunmaları nedeniyle sürekli zalim yöneticileri ve onların zorba amillerini öfkelendiriyorlardı; Şia imamlarının insanları hidayet etme, hakkı ihya etme, mazlumu savunma, zulüm ve fesatla mücadele etmek yolunca hiçbir fırsatı kaçırmayacaklarını bilen gaasıp halifeler kendilerini bu hidayet, irşat ve direniş silsilesi karşısında sürekli tehlikede görüyorlardı.Komplo ve düzenle Emevî zalimlerinin yerini alan ve İslam hilafeti adına saltanat süren Abbasî halifeleri geçmişleri gibi Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeytini ezmek ve lekelemek konusunda ellerinden gelen hiçbir şeyi artlarına koymuyor, ne pahasına olursa olsun Müslümanların gerçek önderlerinin çehresini ters yüz göstermek, insanlara yanlış tanıtmak, çeşitli desiselerle o yüce insanları öderlik makamından uzak tutmak ve halkın onlara ilgisini yok etmek istiyorlardı.Abbasî halifesi Me’mun'un bu hedefe ulaşmak için hileleri, kendini meşru göstermek, önderlik makamını ele geçirmek ve imamet güneşini gizlemek için düzenlediği komploları imam ve halifelerin tarihlerini bilenlere gizli değildir; biz sekizinci ve dokuzuncu imamların hayatlarında bunun bazı bölümlerine değinmiştik.Nübüvvet ve imamet ailesi hakkındaki bu komplo ve planları Me’mun'dan sonra Mu’tasım-i Abbasî sürdürdü. Bu nedenle İmamı (a.s) göz altında bulundurup kontrol etmek ve sonunda da öldürmek amacıyla Medine'den Samerra’ya getirtti. Ve yine bazı Alevileri -Abbasîlerin resmi elbisesi olan- siyah elbise giymedikleri bahanesiyle zindana attı ve çoğu zindanda öldü veya öldürüldüler. [9]Mu’tasım hicretin 227'sinde Samerra'da ölünce[10] yerine oğlu Vasık geçti. O da babası Mu’tasım ve amcası Me’mun'un düşüncelerini sürdürdü. Vasık da İslam adına (!) hilafet süren diğerleri gibi ayyaş ve sarhoş biriydi; bu işte aşırı giderek daha fazla lezzet almak için özel ilaçlar bile alıyordu. Nihayet aldığı o ilaçlar hicretin 232'sinde Samerra'da ölümüne neden oldu.[11] Vasık'ın Alevilere karşı davranışı sert değildi. Bu nedenle onun zamanında Aleviler ve Ebutaliboğulları onun zamanında Samerra’da toplandılar ve nisbî bir rahatlı yüzü gördüler. Fakat Mütevekkil’in döneminde dağıldılar.[12]Vasık'tan sonra Abbasilerin en çirkin ve en cani çehrelerinden olan kardeşi Mütevekkil hilafete geçti. İmam Hâdî’nin  diğer Mütevekkil’le Abbasî halifelerinden daha çok aynı asırda yaşamıştır; İmam (as) onunla dört küsür yıl aynı asırda yaşamıştır. Bu süre İmam (a.s) ve izleyicilerinin en hayatının en zor dönemi sayılmaktadır; çünkü Mütevekkil Abbasi halifelerinin en kötüsü ve en reziliydi. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), ailesi ve izleyicilerine karşı büyük bir kin besliyordu.

Onun hükumeti döneminde Alevilerden bir grup zehirlenmiş, öldürülmüş veya avare edilmiştir. [13]Mütevekkil uydurma rüyalar naklederek halkı, kendi zamanında ölmüş olan "Muhammed b. İdris-i Şafiî'yi izlemeye teşvik ediyor [14] ve böylece onların Ehlibeyt'e yönelmelerini engellemek istiyordu. Hicretin 236. yılında Şehitler Efendisi İmam Hüseyin'in (a.s) mezarını ve onun etrafındaki yapıları yerler bir etmelerini, yerinde ekin ekmelerini ve halkın hazretin mezarını ziyaret etmesini engellemelerini emretti. [15]Mütevekkil, İmam Hüseyin'in (a.s) türbesinin kendine karşı bir üs haline gelmesinden, insanların hazretin şehadet ve mücadelesinden ilham alıp hilafet sarayının zulümlerine karşı kıyam etmelerinden endişeleniyordu. Fakat Şehitler Efendisinin dostları ve sevenleri hiçbir şartta hazretin türbesini ziyaret etmekten çekinmediler; hatta Mütevekkil’in, on yedi defa Hz. Hüseyin'in (a.s) mezarını yıktığı, ziyaretçilerini tehdit ettiği ve türbenin etrafına iki gözetleme kulesi bıraktığı, fakat bütün bu cinayetlere rağmen yine de halkı İmam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmekten alıkoyamadığı rivayet edilmiştir. Ziyaretçiler çeşitli zarar ve işkencelere rağmen yine gidip hazretin türbesini ziyaret ediyorlardı. [16]Mütevekkil'in öldürülmesinden sonra Ehlibeyt dostları ve Alevilerin yardımıyla İmam Hüseyin'in (a.s) mezarını yeniden yaptırıldı. [17]

Mütevekkil'in, İmam Hüseyin'in (as) mezarını yıktırması Müslümanları öfkelendirdi. Bağdat halkı duvarlara ve mescidlere Mütevekkil'e karşı sloganlar yazıyor ve şiirlerde onu kınıyorlardı. Aşağıdaki şiir bunun bir örneğidir:

Vallahi Ümeyye oğulları öldürdülerseZulümle peygamberlerinin kızının oğlunuŞimdi onun soyundan olan kişilerÜmeyyeoğullarının cinayeti gibi bir cinayet işlediler;İşte bu Hüseyn'in kabridir yıkılmışSanki Abbasoğulları üzgünlerHüseyn’in katline ortak olmadıklarınaŞimdi Hüseyin’in kabrini yıkaraİzliyorlar Ümeyyeoğullarını çekinmeden. [18]

İmam Hâdî’yi (as) Samerra'ya Davet

Açıktır ki zalim halifeler Ehlibeyt İmamlarının toplumda etki bırakmasından ve halkın o yüce zatlara yönelmesinden endişelendikleri için onları kendi hallerine bırakmaları imkansızdı. Mütevekkil’in bütün geçmişlerini saran bu korku dışında onun Ali oğullarına karşı duyduğu kin ve nefret de muhalefet ve baskılarını artırıyordu; işte bu nedenle İmam Hâdî’yi (a.s) Medine'den getirip hazreti yakından göz altında bulundurmaya karar verdi.Mütevekkil hicretin 243. yılında İmamı (as) saygılı bir şekilde Medine’den Samerra’ya sürgün edip kendisinin askerî karargahının yanında bir eve yerleştirdi. İmam Hâdî (s) hayatının sonuna kadar, yani hicretin 254. yılına kadar o mahallede kaldı. Mütevekkil sürekli İmamı (s) sıkı bir şekilde göz altında bulundurdu. Ondan sonraki halifeler de hazreti şehid oluncaya kadar öylece göz altında bulundurdular.İmam Hâdî'nin (a.s) sürgüne gönderilme olayı şöyledir:

Mütevekkil'in döneminde Medine'de askeri işleri üstlenen ve halka namaz kıldıran Abdullah b. Muhammed adından bir adam İmama (a.s) eziyet ediyor, Mütevekkil’in yanında hazretin aleyhinde konuşuyordu. İmam Hâdî (a.s) bundan haberdar olunca Mütevekkil'e bir mektup yazarak Abdullah b. Muhammed'in yalan ve düşmanlığını hatırlattı ona. Bunun üzerine Mütevekkil İmam Hâdî'nin (a.s) mektubuna cevap yazıp onu saygıyla Samerra'ya davet etmelerini emretti. Mütevekkil'in İmama (as) yazdığı mektup şöyledir:

Bismillahirrahmanirrahim

Ama sonra; Gerçekten de emir sizin makamınızı bilip akrabalığınızı gözetmekte ve hakkını eda etmeyi gerekli görmektedir…. Emir, Abdullah b. Muhammed'in sizin hakkınızdaki cehaleti, saygısızlığı ve sizi suçlamasından dolayı Medine’deki makamından azletmiştir; Emir, sizin bu suçlamalardan münezzeh olup, söz ve davranışlarınızda iyi niyetli olduğunuzu, ve kendinizi suçlanma konuları için hazırlamadığınızı biliyor. Abdullah b. Muhammed'in yerine Muhammed b. Fazl'ı atamış ve ona size karşı saygı gösterip ikramda bulunmasını, emir ve görüşlerinize itaat etmesini emretmiştir; ancak Emir dört gözle sizi bekliyor ve sizinle ahdini yenilemek istiyor. O halde eğer siz de onunla görüşmeyi ve yanında kalmayı istiyorsanız aileniz, dostlarınız ve hizmetçilerinizden istediğinizi seçip uygun bir zamanda bize geliniz.

Yolculuk zamanı, yol arasında konaklayacağınız yerler ve güzergahı seçmek hepsi sizin üzerinizedir; eğer isterseniz Emirin arkadaşı ordusuyla birlikte nasıl uygun görürseniz sizinle birlikte hareket etsin; ona, size itaat etmesini emrettik; o halde Emirle görüşünceye kadar Allah’tan hayır talebinde bulun; onun yanında kardeşleri, çocukları, ailesi ve akrabalarından hiç biri sizden daha aziz değildir. Vesselam."Şüphesiz İmam Hâdî (a.s) Mütevekkil’in kötü niyetinden haberdardı; fakat Samerra'ya gitmekten başka çaresi yoktu. İmamın (a.s) Mütevekkil'in uğursuz niyetini bildiği ve bu yolculuğa mecbur kaldığı için çıktığının delili, daha sonra Samerra’da, "Beni Medine'den zorla Samerra'ya getirdiler" şeklindeki buyruğudur.Herhalukârda, İmam (a.s) mektubu aldıktan sonra Samerra'ya doğru hareket etti. Bu yolculukta Yahya b. Herseme de o hazretle birlikteydi. Samerra'ya ulaştıklarında Mütevekkil, İmamın  aynı gün şehre girmesine izin vermedi; onu dilencilerle sefillerin bulunduğu "Hanu-s Saalik" adındaki uygun olmayan yerde tutmalarını emretti. İmam (a.s) o gün orada kaldı. Mütevekkil daha sonra hazreti için başka bir ev hazırlayarak oraya yerleştirdi. Görünüşte İmama saygı gösterirken gizlice hazreti taz’if etmeye ve kötülemeye çalışıyor, fakat buna gücü yetmiyordu.İmam Hâdî Samerra'daki ikameti döneminde çok ıstıraplar çekti; özellikle Mütevekkil tarafından sürekli tehdit ve eziyetlere maruz oluyordu; İmam bu dönemde sürekli tehlikeyle karşı karşıyaydı.Ehlisünnet’in ileri gelen alimlerinden İbn-i Cevzî şöyle yazıyor:

Bir defasında Mütevekkil’in yanından, "İmam’ın evinde Kum'daki dostlarından gelen silah, yazılar ve diğer şeyler var ve sizin hükumetinize karşı saldırmaya hazırlanıyorlar" diye İmam Hâdî'yi çekiştirdiler. Mütevekkil bir grubu hazretin evine gönderdi. Onlar geceleyin İmamın evine saldırdılar. Fakat bir şey bulamadılar. O sırada İmamı yalnız başına bir odaya çekilip, kapıyı kendi üzerine kapadığı bir halde buldular. Üzerinde yünden bir elbise vardı; ince kumlar üzerinde oturmuş Allah'a ibadet edip Kuran okuyordu.

İmamı (as) o haliyle Mütevekkil'in yanına götürüp, "Evinde bir şey bulamadık; kıbleye doğru oturup Kur’an okuduğu halde gördük onu" dediler.

Mütevekkil İmamı görünce hazretin azamet ve heybeti karşısında elinde olmaksızın hazrete saygı göster yanında oturttu, sonra elindeki şarap kadehini hazrete sundu. İmam (a.s) yemin ederek, "Benim etim kanım böyle bir şeye karışmamıştır." diye buyurması üzerine Mütevekkil bundan vazgeçip, "O halde bir şiir oku!" dedi.İmam (a.s), "Ezberimde az şiir var" buyurduysa da, Mütevekkil, "İlla da okuyacaksın" diye ısrar edince hazret şu şiirleri okudu:"İnsanlar korunmak için dağ tepelerine tırmandılar;Yiğit kişilerdi, ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.Yüceldiler, sonra düşürüldüler; çukurlara yerleştiler;Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleştikleri yerler (mezarlar).Gömülüp gittiler; sonra da bir feryat eden, artlarından bağırdı.Nerede bilezikler, nerede taht-taç, nerede süsler-püsler?Ne oldu o naz-u naimle beslenen, bezenen yüzler.

Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o yüzler?Kabir bu soruya açık-seçik cevap veriyor da diyor ki:Şimdi yüzlerde kurtlar oynaşmada, kurtlara yem olmuş o yüzler…"

İmam Hâdî'nin (a.s) Şehadeti

Dönemin yöneticileri İmam Hâdî’yi (a.s) zor ve güç kullanarak Medine'den o günün hilafet merkezi olan Samerra’ya getirip sıkı bir şekilde göz altında tuttu; fakat buna rağmen İmam Hâdî (a.s) bütün ıstırap ve kısıtlamalara göğüs gerip hiçbir zaman zalimlerle en küçük bir anlaşmaya razı olmadı. Abbasiler bundan sürekli rahatsızlık duyuyorlardı ve sonunda tek çareyi Allah’ın nurunu söndürmek ve o hazreti öldürmek olarak gördüler.İmam Hâdî (a.s) değerli babaları gibi kendi eceliyle ölmedi; Abbasi halifesi Mu’tezz'in hilafeti döneminde hicretin 254. yılında, Receb ayının üçüncü günü zehirlenerek öldürüldü ve Samerra’da, kendi evinde toprağa verildi.

_________________

[1] – A’lamu’l – Verâ, s. 355, İrşad-i Mufid, s. 301.[2] – Age.[3] – Age.[4] – A’lamu’l – Verâ, s. 355.[5] – Muntaha’l – A’mal, s. 243.[6] – A’lamu’l – Verâ, s. 355; İrşad-i Şeyh Mufid, s. 307; Tetimmetu’l – Muntehî, s. 218 – 251.[7] – Age.[8] – A’lamu’l – Verâ, s. 366.[9] – Mekatilu’t – Talibiyyin, s. 589.[10] – el-Muhtasar-u bi Ahbari’l – Beşer, c. 1, s. 34.[11] – Tetimmetu’l – Muntehi, s. 229 – 231.[12] – Mekatilu’t – Talibiyyin, s. 593.[13] – Mekatilu’t – Talibiyyin, s. 597.[14] – Tarih-i Hulefâ, s. 251 – 252.[15] – Tarih-i Hulefâ, s. 341.[16] – Mekatilu’t – Talibiyyin, s. 597 – 599; Tetimmetu’l – Muntehi, s. 240'tan sonrası.[17] – Mekatilu’t – Talibiyyin, s. 599.[18] – Tarih-i Hulefâ, s. 347.

Bu Haberi Paylaş