Başkomutan’ın Silahlı Kuvvetler komutanlarına mesajı; olası tehditlerle yüzleşmede savunma hazırlığı, caydırıcılık, yeni teknolojiler, Direniş Cephesi’nin birliği ve halkın rolü hakkında yedi stratejik ekseni çizmektedir.
Silahlı Kuvvetlerin üst düzey komutanlarına hitaben Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in mesajının yayınlanması, son günlerin en önemli ve belirleyici siyasi ve güvenlik gelişmelerinden biridir. Bu mesaj; Devrim Lideri’nin Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri, Meclis Başkanı ve Yargı Erki Başkanı da dahil olmak üzere ülkenin üst düzey yetkilileriyle gerçekleştirdiği üst düzey görüşmelerin bir devamı olarak değerlendirilebilir; bölgesel güvenlik gelişmelerinin yanı sıra sistemin üst kademelerinde stratejik, koordineli ve kapsamlı bir yapılanmanın şekillendiğini gösteren görüşmeler.
Amerikan-Siyonist cephesinin İslamî İran’a yönelik düşmanlıklarından kaynaklanan gelişmeler, düşmanların yeni bir kötülük ve tecavüz olasılığını yeniden öne çıkarmıştır. Müzakere ve arabuluculuk sinyalleri hâlâ gündeme getirilmektedir; ancak Başkomutan’ın talimatlarından çıkarılan sonuç, Silahlı Kuvvetler ve hükümetten Meclis, Yargı Erki, medya, üst düzey yöneticiler ve seçkinlere kadar ülkenin tüm organlarının olası yeni tehditlerle yüzleşmek için azami hazırlık içinde olma zaruretidir.
Bu mesaj analiz edildiğinde, ülkenin savunma ve güvenlik mimarisinde yedisi stratejik tedbir ve talimat çıkarılabilir:
- Coğrafi Sınırlama Olmaksızın Anında ve Etkili Yanıt
Birinci tedbir, düşmanın her türlü yeni kötülüğüne anında ve etkili yanıt verme zaruretidir; coğrafi sınırlama olmaksızın takip edilecek bir yanıt. Bu vurgu, Silahlı Kuvvetlerde güncel, cihadi ve etkin bir yapılanmanın şekillenmesi gerekliliğini hatırlatmaktadır. “Coğrafi sınırlama olmaksızın” anahtar kelimesi özel bir öneme sahiptir; zira Başkomutan’ın tedbiri ve Silahlı Kuvvetlerin yeni tasarımlarıyla, İslam Cumhuriyeti’nin milli çıkarları, milli güvenliği sağlamak ve caydırıcı gücü korumak için vereceği yanıtın artık bölgesel savaş çerçevesiyle sınırlı kalmayacağı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, coğrafi sınırları aşmak ülkenin yeni savunma mimarisinin önemli bileşenlerinden biri olabilir.
- Savaşın Sonunu İslam Cumhuriyeti’nin Belirlemesi
İkinci tedbir, Amerikan-Siyonist düşmanın yeni bir kötülük ve tecavüzde bulunması halinde savaşın sonunu İslam Cumhuriyeti’nin belirleyeceği yönündeki stratejik ilkenin vurgulanmasıdır. Bu yaklaşım, temel olarak savaş denklemlerini düşmanın hesaplama sisteminin aksine etkilemektedir. Düşmanın darbesini indirmek ancak uzun vadeli güvenlik, askeri, ekonomik ve stratejik maliyetlere katlanmamak için hızlı ve kısa süreli bir saldırı peşinde olduğu görülmektedir. Buna karşılık Başkomutan’ın stratejik mantığı, düşmanın savaşı başlatan taraf olabileceği ancak sonunu belirleme yetkisini mutlaka elinde tutamayacağı yönündedir. Bu, olası gelecekteki savaşın mimarisindeki stratejik zirvelerden biridir: Savaşın sonunu belirleme yetkisini düşmanın elinden almak.
- Doktrin ve Taktik Olmak Üzere İki Alanda Yerli Savunmanın Derinleştirilmesi
Üçüncü tedbir, doktrin ve taktik olmak üzere iki düzeyde yerli savunma modelinin derinleştirilmesidir. İslam Cumhuriyeti, Kutsal Savunma döneminden itibaren kademeli olarak savunma alanında içsel ve yerli kapasitelere dayalı bir modele ulaşmış ve savaş sonrası yıllarda da Devrim’in Merhum Lideri’nin komuta ve rehberliğinde bu model geliştirilmiştir.
Asimetrik savunma, füze gücü, Direniş Cephesi’nin kapasitelerinden yararlanma, sistemin stratejik derinliği ve Hürmüz Boğazı’nın devasa kapasitesinin savaş denklemlerini etkilemek için kullanılması bu modelin önemli bileşenlerindendir. Kilit nokta, doktrin ve taktiğe eşzamanlı olarak yapılan vurgudur; zira konu sadece operasyonel yöntemlerin düzeltilmesi değil, aynı zamanda İslam Cumhuriyeti’nin genel savunma doktrini çerçevesinin dönüşmesi ve yükseltilmesi olasılığı da gündemdedir. Önceki savunma stratejimiz esas olarak bölgesel savaş temelinde tanımlanmıştı; ancak düşman daha yüksek düzeyde bir kötülük sergilerse, doğaldır ki İslam Cumhuriyeti’nin yanıtı da buna uygun olarak daha güçlü ve daha geniş kapsamlı olmalıdır. Bu açıdan bakıldığında, yerli savunmanın derinleştirilmesi coğrafi sınırların aşılmasıyla anlamlı bir bağlantıya sahiptir.
- Yeni Teknolojilerden Yararlanma ve Güncel Kabiliyetlerin Yükseltilmesi
Dördüncü tedbir, yeni teknolojilere ve güncel kabiliyetlerin yükseltilmesine yapılan vurgudur. On İki Günlük ve Kırk Günlük savaşlar, teknoloji ve savunma teknolojisinin savaş denklemlerinde en belirleyici değişkenlerden biri olduğunu göstermiştir. İslam Cumhuriyeti füze, Hürmüz Boğazı’nda güç kullanımı, düşmanın hava kuvvetlerine darbe indirme ve bazı hava savunma alanlarında önemli kapasitelere sahiptir; bununla birlikte son deneyimler bazı alanların tamir edilmesi ve güçlendirilmesi gerekliliğini de ortaya koymuştur.
Başkomutan’ın yeni teknolojilere yaptığı vurgu bu açıdan anlamlıdır. Hava savunması ve yapay zekadan yararlanma gibi alanlar bu hususta özel bir öneme sahip olabilir. Yüce Lider’in yapay zeka hakkındaki önceki vurguları göz önüne alındığında, son savaşların deneyiminin Silahlı Kuvvetlerin yeni teknolojileri kullanma yeteneğini artırmak için uygun bir zemin sağladığı görülmektedir.
- Hedef Bankasının Güncellenmesi ve Düşmanın Maddi ve Maddi Olmayan Varlıklarının Hedef Alınması
Beşinci tedbir, hedef bankasının güncellenmesi ve Amerikan-Siyonist düşmanın her türlü maddi ve maddi olmayan varlığına dikkat edilmesidir. Kötülük yapmak, cinayet işlemek ve İran’ın milli çıkarlarına, ülkenin kalkınma altyapılarına ve milli gücüne darbe vurmak için kendilerine belirli bir sınır ve kırmızı çizgi tanımayan düşmanlarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla onların her türlü maddi ve maddi olmayan varlığını hedef almaya yapılan vurgu stratejik açıdan oldukça anlamlıdır.
Bu çerçevede konu sadece askeri hedefler ve fiziki altyapılarla sınırlı değildir; aksine yapay zeka altyapıları, teknolojik kapasiteler, düşmanın medya ve propaganda altyapıları ile propaganda araçları ve bazı özel güvenlik ve istihbarat altyapıları da onun maddi olmayan ve stratejik varlıkları arasında yer alabilir. Bu yaklaşım, caydırıcılık mimarisinde gücün daha geniş boyutlarına ve düşmanın hassasiyetlerine dikkat edildiğini göstermektedir.
- Sahaların Birliği; Batı Asya’nın Yeni Düzeninin Şekillenmesinde Stratejik Bir Bileşen
Altıncı tedbir, sahaların birliği anahtar kavramına yapılan vurgudur; Amerikan-Siyonist cephesiyle mücadele için Yüce Lider’in mesajlarında ve stratejilerinde daha önce de vurgulanmış bir kavram. Sahaların birliği sadece taktiksel, yüzeysel veya propagandaya dayalı bir konu değil, aksine inançsal bir temel, düşünsel bir mantık ve İslam Cumhuriyeti’nin stratejik derinliğinin bir bileşenidir.
İslam Cumhuriyeti ile Lübnan Hizbullahı ve Haşdi Şabi’den bölgede aktif diğer gruplara kadar İslamî direniş hareketleri ve grupları arasındaki sinerji ve koordinasyon bu çerçevede anlam kazanmaktadır. Elbette bu gruplar İslam Cumhuriyeti’nin vekalet güçleri değildir; aksine bağımsız siyasi ve inançsal kimliğe ve kapasiteye sahiptirler ve ortak bir stratejik anlayışa dayanarak İslam Cumhuriyeti’nin konumunu Direniş Cephesi’nin merkezi ve ekseni olarak kavramaktadırlar.
Diğer taraftan Amerikan-Siyonist düşman İran’la mücadele etmek için tüm kapasitelerini sahaya sürmüştür; bölgedeki Amerikan askeri üslerinden ve bazı gerici Arap hükümetlerinin kapasitelerinden Irak Kürdistanı ve bölgenin diğer noktalarındaki her türlü casusluk ve istihbarat servislerine kadar. Doğaldır ki karşı noktada da Direniş Cephesi’nin tüm kapasitelerinden yararlanılmalıdır. Eğer Amerikan-Siyonist cephesi ve bölge gericiliği direnişin merkezine ve eksenine tecavüz ederse, İslam dünyasının dört bir yanındaki direniş akımlarının çeşitli kapasiteleri bölgesel denklemlerde aktif hale gelebilir. Dolayısıyla sahaların birliği, Batı Asya’nın yeni siyasi ve güvenlik düzeninin şekillenmesinde stratejik ve belirleyici bir ilke olarak görülmelidir.
- Mebus Milletin Varlığı; Ülkenin Savunma Gücünün En Büyük Destekçisi
Yedinci tedbir, mebus (harekete geçmiş/kalkınmış) milletin varlığına ve bunun sekiz aylık Kutsal Savunma’ya genişletilmesine yapılan vurgudur. Amerikan-Siyonist cephesinin İran’a karşı savaşı sadece askeri bir savaş değildir; aksine istihbarat, güvenlik, medya, propaganda, sosyal ve ekonomik boyutları da içeren hibrit ve çok sahalı bir savaştır. Böyle bir durumda düşmanın komplo ve tasarılarının ana panzehiri milli kenetlenme, toplumsal varlık ve İran milletinin milli ve mektebi direnişidir.
Bu varlığın örneğini On İki Günlük Savaş’ta gördük; Devrim’in Merhum Lideri’nin de sonrasında halkın önemine ve belirleyici rolüne vurgu yaptığı bir varlık. Bu varlığın zirvesine Kırk Günlük Savaş’ın ilk saatlerinde şahit olduk; halkın sahadaki varlığı ve mitingleri düşmanların hesaplamalarını ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya bıraktı. Düşman, son yıllardaki, özellikle de son iki üç yıldaki ekonomik baskıların ve geniş propaganda bombardımanının sistemin toplumsal sermayesini ve desteğini yok ettiğini sanıyordu; ancak milletin yaklaşık sekiz aydır sahadaki varlığı bu hesaplamaların gerçekten ne kadar uzak olduğunu gösterdi. Gerçek şu ki Silahlı Kuvvetlerin ve ülke canfedalarının en önemli destek arkası işte bu mebus milletin varlığıdır; İslam Cumhuriyeti’nin düşmanın komplolarını boşa çıkarmak için en büyük güç kaldıraçlarından biri sayılan bir kapasite.
Daha Büyük Zaferlere Doğru
İslam Devrimi’nin tarihi tecrübesi göstermiştir ki Liderlik’in tedbirleri, talimatları ve talepleri halk, seçkinler, yetkililer ve Silahlı Kuvvetler tarafından ne zaman doğru şekilde dikkate alınıp uygulandıysa büyük kazanımlar elde edilmiştir.
Bugün de İslam Devrimi hareketinin en hassas aşamalarından birinde bulunuyoruz; düşmanın karmaşık, hibrit ve çok katmanlı bir stratejiden yararlandığı ve karşı karşıya gelişin mahiyetinin küresel müstekbirler ve siyonizm cephesiyle varoluşsal bir savaş boyutları kazandığı bir aşama.
Böyle bir durumda ihlas, milli ve mektebi kapasitelere eksiksiz dikkat gösterilmesi ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı’nın talimatlarının hassas ve azami şekilde uygulanması katmerli bir öneme sahiptir. Milletin varlığı, Silahlı Kuvvetlerin tedbirlerinin etkinliğinin artırılması, cihadi yapılanma ve toplumun ekonomik, medya ve psikolojik alanlarında gerekli hazırlık, Allah’a tevekkül ve İlahi vaatlerin doğruluğuna güvenle birlikte bu hassas duraktan geçmenin ana bileşenleridir. Şüphesiz bu kapasitelere dayanarak İslam Devrimi bu aşamayı da geride bırakacak ve inşallah kahraman İran milletini On İki Günlük ve Kırk Günlük savaşlardan daha büyük zaferler bekleyecektir.
Not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
