İslam geleneğinde Deccal, bütün inananlar tarafından bilinen tarihî ve dinî bir gerçektir. Onun görevi ve fitnesi hakkında birçok rivayet bulunmaktadır. Gün geçtikçe Deccal’in destekçilerinin kimler olduğu daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Buna karşılık Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) hakkında da hem hadislerde hem de İslam düşüncesinde önemli bilgiler yer almaktadır. Onların da görevleri ve hakikati temsil eden tarafları zamanla daha belirgin hale gelmektedir.
Aslında Kur’an, bu konularda bize açık bir şekilde yol göstermektedir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki insanlar içinde müminlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve müşrikleri bulursun. İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanları da ‘Biz Hristiyanlarız’ diyenler olarak bulursun. Çünkü onların içinde papazlar ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.” (Maide, 82)
Daha önce de değindiğimiz önemli bir mesele vardır: kimlik ve kişilik meselesi. Kimlik, insana bir aidiyet kazandırabilir; ancak bir insanın gerçek değerini belirleyen şey kişiliğidir. Bir kişinin kimliği Müslüman olabilir; fakat kişiliği bu kimlikle uyumlu olmayabilir. Bu nedenle Kur’an, Müslüman toplumu kendi içinde mümin ve münafık olarak ayırmaktadır.
Nitekim Allah Teâlâ Hucurât Suresi 14. ayette şöyle buyurmaktadır: “Bedevîler ‘İman ettik’ dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat ‘teslim olduk’ deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şey eksiltilmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”
Kur’an ayrıca kimin dost edinileceği ve kimin dost edinilmeyeceği konusunda da müminleri uyarmaktadır. Allah Teâlâ hakikate yönelmemiz için sürekli olarak bize rehberlik etmektedir.
“Onlar müminlerle kâfirler arasında bocalayıp duran kimselerdir. Ne müminlere ne de kâfirlere tam olarak bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa, artık sen onun için bir kurtuluş yolu bulamazsın.” (Nisa, 143)
“Yoksa siz, Allah için cihad edenlerle Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını dost edinmeyenler ortaya çıkmadan bırakılacağınızı mı sandınız?” (Tevbe, 16)
“Allah sizi, dininizden dolayı sizinle savaşan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran kimseleri dost edinmekten men eder.” (Mümtehine, 9)
“Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır.” (Maide, 51)
Bu ayetler ışığında, içinde bulunduğumuz olaylar karşısında tarafsız kalmak mümkün değildir. Çünkü Allah’ın bu konudaki emri açıktır.
Filistin: Modern Dünyanın Turnusol Kâğıdı
Filistin’de yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma değildir. Aksine bu olay, modern dünyanın ahlaki krizinin en çıplak göstergelerinden biridir. Orada yaşanan zulüm, dünya sisteminin gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kavramların çoğu zaman siyasi çıkarların arkasına gizlenmiş söylemler olduğu anlaşılmıştır.
Bu noktada küresel güç yapıları incelendiğinde; Siyonizm, neokonservatif ideolojiler ve bazı küresel elit ağlarının dünya siyasetinde belirleyici rol oynadığı görülmektedir. Bu güçler yalnızca askeri ve ekonomik araçlarla değil, aynı zamanda medya, finans ve kültürel hegemonya yoluyla da etkilerini sürdürmektedir.
Siyonizm, Epstein çevresi ve neokonservatif ideolojik yapılar; dünya üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışan, ahlaki ve siyasi yozlaşmayı temsil eden bir güç odağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yapılar yalnızca Amerika’nın küresel hegemonyasının temelini oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda Avrupa siyasetinin de önemli bir bölümünü etkisi altına almıştır.
Ancak tarih bize şunu öğretmiştir: Zulüm ne kadar güçlü görünürse görünsün, hakikat er ya da geç ortaya çıkar. Dolayısıyla adaleti, inancı ve hakkaniyeti savunan bir kesim (Direniş) ise bu zalim yapıların baskısı altında mücadele vererek varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Günümüzde birçok mesele artık gri alanlardan çıkmış, siyah ve beyaz kadar net hale gelmiştir. Böyle bir ortamda tarafsız kalmak, çoğu zaman zulme dolaylı destek vermek anlamına gelmektedir. Zira zulüm karşısında sessiz kalmak, sonunda o zulmün herkese ulaşmasına zemin hazırlar.
Türkiye Üzerine Kurulan Tuzaklar
Bu noktada Türkiye yönetimine de bazı hususları hatırlatmak gerekir. Elbette devlet yöneticileri yaşanan gelişmeleri yakından takip etmektedir. Türkiye üzerine kurulan stratejik planların farkında oldukları da açıktır. Ancak yine de bu konuda bazı değerlendirmeleri dile getirmek önemlidir.
Türkiye’ye yönelik başlıca tehdit başlıkları şu şekilde sıralanabilir:
- Kıbrıs Üzerinden Baskı Kurulması
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de stratejik bir merkezdir. İsrail, ABD ve İngiltere’nin bölgedeki askeri ve siyasi planları, Kıbrıs’ı bir üs haline getirme yönündedir. Ayni zamanda siyonist israilin yeni yerleşim yeri olma konumundadır. Bu durum uzun vadede Türkiye için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturabilir.
- Kürt Grupları Üzerinden Bölgesel Baskı
İsrail ve bazı küresel güçlerin Irak, Suriye ve İran’daki bazı Kürt gruplarını silahlandırdığı iddiaları bölgesel istikrarsızlık riskini artırmaktadır. Benzer stratejilerin Türkiye içinde de uygulanmaya çalışılması ihtimal dahilindedir.
- Ekonomik Baskı
Ekonomik savaş, modern çağın en etkili araçlarından biridir. Enflasyonun yükselmesi, para biriminin değer kaybetmesi ve ekonomik istikrarsızlık; toplumsal huzursuzlukları tetikleyebilir.
- İç Karışıklık ve Toplumsal Ayrışma
Ekonomik baski neticesinde oluşacak toplumsal huzursuzluk, İstihbarat örgütlerinin sosyal medya ve propaganda araçları üzerinden toplum içinde gerilim üretmeye ve iç kargaşa çıkartarak ülkeyi parçalamaya çalıştığı birçok ülkede görülmüştür. Benzer senaryoların Türkiye’de de uygulanma ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Netice;
Bütün bu gelişmeler ışığında, bölgedeki Müslüman ülkelerin birlik içinde hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin D-8 gibi bölgesel iş birliği mekanizmalarını güçlendirmesi, İslam dünyasında siyasi ve ekonomik dayanışmayı artırması stratejik bir adım olabilir. Bu ayni zamanda bölgemize barış getirecek en önemli faktör’de olabilir.
Aksi takdirde, parçalanmış ve birbirine karşı konumlandırılmış Müslüman toplumların küresel güç mücadeleleri içinde daha büyük zarar görmesi kaçınılmazdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; akıl, basiret, birlik ve adalet temelinde bir dayanışma anlayışıdır.
TASPINARMK
5 mart 2026
