Rasthaber – Haber kaynakları Suudi Arabistan’ın İstanbul başkonsolosluğunda Kaşıkçı’nın cinayetine Kraliyet Muhafızı Albay Mahir Abdulaziz Mutreb ve Adli Tıp Kurumu Başkanı Salah Muhammed Abduh et-Tubeyki ve Zear el-Harbi adlı kişilerin karıştığını ifşa ettiler.
Türkiye Başsavcılığı'ndaki bir kaynak, Suudi Arabistan'ın İstanbul Başkonsolosu konutunda, asit ve kimyasal materyal izleri bulunduğunu ve yapılan soruşturma sonuçlarına göre, Cemal Kaşıkçı'nın cesedinin tamamen asit ile yok edildiğini vurgulamıştı.
Aynı kaynak, Suudi Arabistan'ın İstanbul başkonsolosluğu konutunun bahçesindeki kuyudan alınan örneklerde asit ve kimyasal materyal izleri bulunduğunu kaydetti.
Al-jazeera'ya konuşan Türk kaynak, "Olay günü kiralanan iki jet, Veliaht Prens Selman'ın yakın adamı ve Kaşıkçı olayının faillerinden Mahir Mutreb adına tutuldu. Mutreb'in cinayetin işlendiği gün 19 telefon konuşması gerçekleştirdi, bunların 4'ü Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın ofisi ile yapıldı.
Suudi muhalif gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı 2 ekim 2018 tarihinde evrak işleri için girdiği İstanbul başkonsolosluğundan bir daha çıkmayarak kayıplara karıştı. Suudi Veliaht Prens Bin Selman'ın Kaşıkçı'nın katli için talimat verdiği ve Suudi Arabistan istihbarat unsurlarınca öldürüldüğü ifade ediliyor.
Her geçen gün, Kaşıkçı dosyası ile ilgili daha fazla detaylar ortaya çıkıyor. Tüm bu detaylar ise Al-ı Suud rejim yetkilileri ve özellikle veliaht prens Muhammed bin Salman’ın bu olaydaki izlerini gösteriyor.
Bu bağlamda Guardian gazetesi yazarı Sait Kemali Dehgan Cuma günü twitter hesabından paylaştığı mesajda Amerika’da yaşayan gazeteci yazar Cemal Kaşıkçı’nın, veliaht Muhammed bin Salman’ın İngiltere’den Farsça yayın yapan düşman bir uydu TV kanalını desteklediğine dair bazı delillere ulaştığı için öldürüldüğünü yazdı.
Dehgan “ Cemal Kaşıkçı’nın 26 eylül tarihinde İstanbul’dan kendisini arayarak, Iran International TV kanalı bütçesinin Muhammed bin Salman ve Suud el-Kahtani tarafından karşılandığını açıkladığı için öldürüldüğünü, kendisinin de bu konuyu onaylayabileceğini” söyledi.
Guardian gazetesi daha önce de bir haberinde İngiltere’den Farsça yayın yapan söz konusu TV kanalının, müdürü Muhammed bin Salman ile bağlantılı olan Arabistanlı bir işadamı tarafından finanse edildiğini yazmıştı.
Buna rağmen Kaşıkçı olayında Al-ı Suud üst düzey yetkililerinin ayak izleri ortaya çıkmasına rağmen Amerika yine bin Salman’ın bu cinayetten müberra tutmaya ve dış siyasetinden Suudi Arabistan ilişkilerinde her türlü hissedilen değişiklikten çekinmeye çalışıyor.
Fakat bir çok uzman, Cemal Kaşıkçı’nın korkunç cinayeti sayesinde Suudi Arabistan’da geniş çapta yaşanan insan haklarına yönelik uluslararası çaptaki sessizliğe son verilmesini umut ediyorlardı.
Guardian gazetesi yazarı ve uluslararası avukat Rondey Dixon daha önce şöyle yazmıştı: son yıllarda tutuklanan veya kaybolan bir çok siyasi ve aktivist için Cemal Kaşıkçı ölümü pek de şaşırtıcı değildi. Bin Salman’ın iş başına geldiğinden beri muhalefetin bastırılması ve susturulma siyaseti yoğunlaşmıştır. Suudi Arabistan’da insan hakları ihlallerinin sıradanlaşması durdurulmalıdır.
Şimdi Türkiye’nin baskıları sonucu, bu cinayette parmağı olanların tutuklanması için ortamın hazırlanıp hazırlanmadığı, bu cinayetin emrini verenler ve asıl faillerinin ortaya çıkmasına sebep olup olmayacağını, yoksa dünya yine siyasi çıkarları uğruna gözlerini Arabistan’ın Yemen’de işlediği cinayetlere kapattığı gibi bu cinayete de kapatıp kapatmayacağını bekleyip görmek gerekir.
