(apartheid) yıkarak yerine tüm ırkların eşit şekilde temsil edildiği bir
demokrasi getirmek için verilen mücadeleye önderlik etti.
Beyazların ve siyahların beraber yaşadığı bir Güney Afrika
hayalini paylaşan Güney Afrikalı komünist beyazlarla yakınlaştı. Mandela ve
Tambo, birlikte siyah çoğunluğu baskı altında tutan, beyazların kurduğu Ulusal
Parti’nin uygulamaya başladığı ırk ayrımcılığı (apartheid) sistemine karşı
kampanya yürüttüler.
Mandela, 1956 yılında 155 eylemciyle beraber en ağır düzeyde
vatana ihanetle suçlandı ama hakkındaki suçlamalar, dört yıl süren duruşmaların
ardından düşürüldü.
Irk ayrımcılığına karşı direniş, her geçen gün büyüdü;
özellikle de siyahların nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını sınırlayan
yasalara karşı tepkiler güçlendi.
Irk ayrımcılığı giderek daha fazla hissedilmeye başlandı;
1960 senesinde 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville katliamı,
bir dönüm noktası oldu.
Bu olay, barışçı direnişin de sonunu getirdi. O sırada
ANC’nin başkan yardımcısı olan Mandela, ordu ve hükümet hedeflerine karşı
silahlı mücadele başlattı, ANC’nin silahlı kanadını kurdu.
Bir süre sonra hükümeti devirmeye ve halkı kışkırtmaya
çalışmakla suçlanarak tutuklandı ve hapse atıldı. Nelson Mandela, 1964 yılının
kışında, 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Mandela, Afrika Ulusal Konseyi’nin on üyesinin ırk ayrımı
güden rejimi yıkmak amacıyla yaptıkları eylemlerden dolayı yargılandıkları
meşhur Rivonia davası sırasında, kendi savunmasını yaparken, demokrasi,
özgürlük ve eşitlik konusundaki görüşlerini şu sözlerle dile getirecekti:
“Ben, tüm insanların uyum ve eşit fırsatlara sahip
şekilde beraberce yaşadığı, demokratik ve özgür bir toplum idealini benimsedim.
Bu, uğrunda yaşamak ve ulaşmak istediğim bir idealdir. Ama gerektiğinde bunun
uğrunda ölürüm de.”
27 yıl hapis yattıktan sonra Güney Afrika’nın seçimle
iktidara gelen ilk siyahi başkanı oldu, dünyanın çatışma yaşayan başka
bölgelerine barış getirilmesine öncülük etti.
