Kâğıttan kaplan benzetmesi, Çin devriminin lideri Mao Zedong’un emperyalist ABD için kullanmasıyla bir siyasi kavrama dönüştü ve Çin’den dünyaya yayıldı.
Kavram, Mao’nun kâğıttan kaplan dediği emperyalist ABD’nin başkanı Donald Trump tarafından bu kez NATO için kullanıldı ve “ABD olmadan NATO kâğıttan kaplandır” dedi.
Böylece yedi yıl arayla NATO, üyesi iki nükleer güç tarafından “zayıflığıyla” tanımlanmış oldu: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 2019’da “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti, 2026’da ABD Başkanı Donald Trump “ABD olmadan NATO kâğıttan kaplandır” dedi.
ABD ZAYIFLADIĞI İÇİN NATO ZAYIF
Mesele şu ki Trump’ın “ABD olmadan” vurgusu, NATO’nun ABD varsa kaplan olduğu anlamına gelmiyor.
NATO hâlâ ve esas olarak ABD’dir ve NATO’nun kâğıttan kaplana dönüşmesi, ABD’nin kâğıttan kaplana dönüşmesinin sonucudur. Yani NATO “ABD olmadığında” değil, ABD zayıfladığı için kâğıttan kaplandır.
Dolayısıyla Mao bir kez daha haklı çıkmıştır: Emperyalist ABD kâğıttan kaplandır.
ABD GÜÇLÜ OLSAYDI YALNIZ KALMAZDI
ABD zayıfladığı için NATO zayıflamıştır. ABD zayıfladığı için NATO üyeleri ABD’nin yardım çağrılarına sessizdir. ABD güçlü olsaydı, ABD’nin “en yanında” olabilmek için birbiriyle yarışacaktı bu ülkeler.
ABD gücünün zirvesinde Afganistan ve Irak’a saldırırken geniş koalisyon kurabilmişti örneğin. Bugünse İran karşısında İsrail ile baş başa kalmış durumda. Yanına müttefik alabilmek için bir yandan diplomasiye başvuruyor bir yandan da provokasyona!
Kütle çekim kanunudur; gücün kadar müttefik toplarsın. Gücün varsa örneğin, Ankara’daki iktidar Irak’ta olduğu gibi “Bir koyup üç alacağız” diyerek yanında savaşa girmek ister. Ama gücün zayıflamışsa, Ankara’daki iktidar İran’da “kontrollü dengeciliği” seçer. (ABD’nin İran’a diş geçirmeye başladığı görülürse bugün çağrılara sessiz kalan müttefiklerinin çoğu ABD’nin yanındayız diye sıralanır, o ayrı elbette.)
AMERİKAN HEGEMONYASININ SONU
Nicholas Mulder, 17 Mart 2026’da İngiliz Financial Times’da şu başlıkla yazdı: “ABD’nin ekonomik savaşta hâkimiyeti dönemi sona erdi.”
Atlantik coğrafyasında konuşulan ve tartışılan artık budur. ABD’nin hegemonyasının zayıfladığı, “süper devlet” olmadığı, kurallarını koyduğu düzeni koruyamadığı, hatta çıkarı için kendisinin de düzenin kurallarına uymadığı, bu nedenle düzenin yıkılmakta olduğu artık ABD’nin müttefikleri tarafından saptanan ve Davos’ta, Münih’te dile getirilen bir gerçekliktir.
2019’da Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan Amerikan Hegemonyasının Sonu adlı kitabımda ayrıntılı inceledim. ABD hegemonyasının zayıfladığını verilerle ortaya koyup bununla çok kutuplu/ merkezli dünya inşası arasındaki ilişkiyi analiz ettim. ABD’nin hegemonyasının “sonu” ise elbette bir “uzun çöküş” süreci içindedir.
ABD bir çıkış bulamazsa ki çıkışsızlıktan İran’a saldırdı, hamlesi tarihe bu sürecin hızlandırıcısı olarak kaydedilecektir.
ÖRTÜLÜ AMERİKANCILIK
ABD’nin zayıflamasının bir başka yansıması da Amerikancıların halidir. Kamuoyunu yönlendirebilmekteki etkisizliklerini “Türkiye’de ne çok İrancı varmış” diyerek açıklamaya çalışıyorlar.
İrancılık diyerek karalamaya çalıştıkları, Türkiye’deki milyonların ABD-İsrail saldırısına karşı çıkmasıdır. Bugün milyonlar emperyalist-Siyonist ittifakın komşusuna saldırısına karşı çıkarak hem haklının ve mazlumun yanında konumlanıyorlar hem de ABD’nin “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni”ne itiraz ederek Türkiye’yi savunuyorlar.
Açıktan “Amerikancıyım, Atlantikçiyim” diyemeyenler ise milyonların bu tutumunu İrancılık diye yaftalayarak örtülü Amerikancılık-İsrailcilik yapıyorlar.
cumhuriyet
