AKP’nin “milli güvenlik” kılıfının altından NATO tahkimatı çıktı. Anadolu Kavağı’nda sessiz sedasız kurulan yeni Deniz Unsur Komutanlığı ile İstanbul Boğazı emperyalist operasyonlara açılırken, Montrö fiilen işlevsiz hale getiriliyor.
Dün Rusya’ya bugün de İran’a karşı giriştiği savaşları bahane eden emperyalizm, kendi yangınını fırsat bilerek Türkiye’deki etkisini artırmanın peşinde.
Son bir ay içerisinde iki kente NATO füzeleri konuşlandı, iki yeni yabancı askeri misyon için düğmeye basıldı.
Adana’ya yerleştirilen füzelerin ve yeni kolordu planlarının ardından, şimdi de İstanbul Boğazı’nda İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği askeri koalisyon için yeni bir komutanlık devreye alınıyor.
AKP, “ülkemizin güvenlik duvarını güçlendiriyoruz” diyerek kılıf dikmeye çalışsa da Türkiye’nin dört bir yanı emperyalizmin operasyon sahası haline geliyor.
Kalın’dan dersler: ‘Güvenlik duvarını güçlendiriyoruz’
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş neredeyse bir ayı geride bırakmak üzere. MİT Başkanı İbrahim Kalın, bu süreçte ilk defa konuştu.
Savaşın yayıldığını, Türkiye’nin oldubittilere izin vermeyeceğini söyledi. Ama bir çıkışı diğerlerinden daha fazla dikkat çekti:
“Ülkemizin güvenliği için birtakım önemli dersler çıkarıyoruz. Ülkemizin güvenlik duvarını güçlendiriyoruz. Bu yönde birtakım adımlar attığımızı söylememe müsaade ediniz.”
Patriot, NATO, ABD ve hatta İsrail mi koruyacak?
Kalın’ın sözünü ettiği “güçlendirmeyi” hem kısa hem uzun vadeli takip edebilmek mümkün.
AKP’li yıllarda askeri harcamaların artırılması, sanayinin askerileştirilmesi gibi adımlarla sermayeye yeni pazarlar açılırken, burada yaşanan genişleme ordunun kapasitesine de yansıdı.
Madalyonun diğer yüzündeyse emperyalizm var. Türkiye’nin yanı başındaki savaş henüz bir aya ulaşmamışken NATO, Türkiye topraklarında üç önemli adım attı.
İran’ın daha ilk misillemede hedef aldığı ABD üslerinde zayiat büyüyünce NATO’nun Türkiye’deki hava savunma sistemine takviye yapıldı. Ülkedeki NATO varlığının Türkiye’yi doğrudan savaşın bir parçası haline getireceği konuşulurken, Malatya ve Adana’ya yeni Patriot füzeleri yerleştirildi.
Egemenliğini ABD’ye devreden Körfez ülkelerinde “ulusal güvenliğin” hali ortadayken, birkaç cılız ses dışında kimse NATO füzelerinin Türkiye’yi “koruyacağını” savunamadı. Bir süredir dış politikada dümeni tam boy Amerikancılığa kıran AKP de olup biteni sessizlikle geçiştirdi.
NATO Kolordusu, Ortadoğu’ya yönelik Batı müdahalesinin parçası
Savaşı fırsata çevirerek Türkiye içindeki gücünü ve etkisini iyice artıran NATO, peşi sıra Türkiye’de yeni bir karargâh kurma hazırlığına girişti.
Milli Savunma Bakanlığı “son gelişmelerle ilgisi yok” diyerek yeni karargâhın hedefinde İran’ın bulunmadığını savunsa da NATO’nun son dönemde attığı adımlar aksini gösteriyor.
Aslında yıllardır hazırlığı yapılan NATO kolordusunun, 2023 NATO Güneydoğu Bölgesel Planı’nda kararlaştırıldığı anlaşılıyor.
ABD’nin, müttefiklerinden daha fazla para harcamasını, daha fazla sorumluluk almasını ve ABD’nin yükünü daha fazla sırtlamasını istediği bir dönemde NATO, “kolektif savunma planlamasının tutarlılığını önemli ölçüde artıracak yeni nesil bölgesel savunma planlarını” gündemine almıştı.
Nitekim, MSB’nin hazırlıkların 6’ncı Kolordu Komutanlığı tarafından yürütüldüğünü belirtmesi, bu kolordunun Adana’da konuşlu olduğu düşünülünce, planın esas olarak NATO’nun Ortadoğu’ya müdahalesi için hazırlık olduğu fikri güçleniyor.
NATO’nun taşeronu Karadeniz’i savaş denizi yapacak
Öte yandan NATO’nun bölgesel planlarını güncellediği 2023’teki bu kritik toplantı düzenlendiğinde temel gündem, yeni başlamış olan Rusya-Ukrayna Savaşı’ydı. Ana hedef, Rusya’ydı. NATO’nun doğu kanadına ciddi bir askeri yığınak kararlaştırıldı.
Bunu doğrulayan bir adım ise saatler önce atıldı. İstanbul Boğazı’nın kalbinde, Anadolu Kavağı’nda bir Deniz Unsur Komutanlığı kurulacağı anlaşıldı.
Bu komutanlık Ukrayna’yı koruma bahanesiyle kurulan “MNF-U” isimli askeri koalisyona bağlı olacak. İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği bu koalisyonun ağırlığını NATO ülkeleri oluşturuyor. Nitekim Boğaz’da kurulması planlanan bu yeni komutanlığı ele veren paylaşımda da NATO bayrağı da yer alıyordu.
Montrö askıda, Karadeniz savaş hattında
Böylesine önemli ve büyük bir adım bir duyuruyla kamuoyuna açıklanmadı. Milli Savunma Bakanlığı’nın bir X paylaşımının satır arasında fark edildi. Yeni komutanlığın üst perdeden dile getirilmemesi, AKP’nin tepkilerden kaçındığını gösteriyor.
Bu tepkilerin başında Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin fiilen işlevsiz hale getirilmesi geliyor. Montrö Sözleşmesi’nde belirtilen sınırlamalara uyulsa dahi Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin gemilerinin Beykoz’a uğraması ve buradan bir harekata katılması Montrö’nün ruhuna aykırı.
Ancak AKP, Montrö hükümlerini çoktan gözden çıkarmış durumda. Daha geçtiğimiz gün İran’la bağlantılı olduğu gerekçesiyle Batı yaptırımlarına maruz kalan ve Rusya petrolü taşıyan bir Türk işletmeli geminin İstanbul Boğazı açıklarında vurulması bunun en açık örneği.
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye karasularının birkaç kilometre ilerisinde yaşanan saldırıyı “büyük bir endişeyle” karşılamakla yetindi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, daha önce Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleşen saldırıları da bir “egemenlik ihlali” olarak görmemiş, meseleyi “Bulgaristan ve Romanya’nın sorunu” olarak niteleyerek geçiştirmişti.
Oysa soL, üç ay önce Karadeniz’deki gemi saldırılarının arkasında NATO’nun olabileceğine işaret etmiş, kısa süre sonra NATO bu saldırıların arkasında yer aldığını bizzat teyit etmişti.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel’deki NATO toplantısında Rusya’nın “gölge filosu” olarak tanımlanan ticari gemilerine yönelik hamlelerin ittifakın stratejik bir baskı aracı olduğunu açıkça dile getirmiş ve saldırıların arkasındaki asıl faili birinci ağızdan ilan etmişti.
NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone de “saldırganlığı savunma eylemi olarak göreceklerini” kaydetmişti.
Bölgede NATO’nun askeri varlığını güçlendiren bu saldırılar, Karadeniz’in bir barışçıl deniz olmaktan çıkarak Montrö Sözleşmesi’ni yeniden tartışma konusu yapıyor.
Adana’dan Boğaz’a emperyalizm kuşatması
MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın sözünü ettiği “güvenlik duvarını tahkim etme” hamlelerinin arkasında, Türkiye’nin güvenliği değil, emperyalizmin bölgesel saldırganlık iştahı yatıyor.
AKP, “ulusal çıkarlar”, “milli güvenlik” gibi bahaneleri öne sürerken, Malatya’dan Adana’ya, İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz açıklarına kadar Türkiye’nin dört bir yanı emperyalizmin operasyon sahası haline geliyor.
sol
