Yabancının süngüsüyle ‘devrim’ yapanlar

Çarşamba günü yayımlanan ‘İsrail Türkiye’yi Suriye’de istemiyor’ yazımızın son paragrafında; “İsrail, Türkiye’ye karşı boynu bükük bir Şara ve Türkiye ile koordinasyonda ısrarcı Esad Şeybani ve birçok ordu komutanına karşı ne yapabilir? Türkiye yanlısı siyasi, istihbarat, askeri ve ticaret erbabı şahsiyetleri tasfiye etmek için suikast metotlarını devreye sokar ve mevcut haklı toplumsal itirazların üzerine benzin dökerek ‘favda’ yani anarşik bir ortamı teşvik edebilir.” demiştik.

Esad sonrasında Şam’da inşa edilen rejimin omurgasını Ahmet Şara (örgütteki ismiyle Abu Muhammed El-Colani) ve El-Kaide’den olma El-Nusra sonrasında HTŞ olan örgütün mensupları tarafından oluşturuldu. İçinde çok farklı ülke vatandaşını barındıran, BM ve Türkiye dâhil birçok devletin terör listesinde yer alan şahıs ve örgütlerin meydana getirdiği bu yapı uzun yıllar kurtarılmış bölge olarak Hatay’ın sınır komşusu olan İdlib Vilayetinde inşa ettiği “Hükümeti” Şam’a taşıdı.

‘BORCUNUZU ÖDEME VAKTİ’

Bu yeni rejimin üzerinde Türkiye dâhil birçok yabancı devlet “hak” iddia etti. Türkiye’nin yanı sıra ABD, İngiltere, İsrail, Fransa, Suudi, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) hanedanlıkları ve hatta Rusya, “Esad’ın gitmesi ve sizin Şam’da olabilmenizin sebebi biziz. Sizi silahlandıran, dünyanın en ücra köşelerinden savaşçı tedarik eden, onları Suriye’ye taşıyan, savaşınızı finanse eden, istihbarat ve lojistik destekle varlığınızı koruyan, Esad’ı yalnızlaştıran, yaptırımlarla ülkeyi ekonomik olarak felç eden, gerektiğinde sizi korumak adına Suriye ordusuna askeri saldırılar ve operasyonlar yapan bizdik. Kararlarda biz de söz sahibi olacağız.” dediler ve diyorlar. Kıssadan hisse “her şeyinizi bize borçlusunuz ve borcunuzu geri ödeme vakti” demeye getiriyorlar.

Suriye Geçici Hükümetinin başı olan Ahmet Şara da vefasızlık yapmamış ve ziyaret ettiği bu ülkelere hitaben “devrimin gerçekleşmesinde” ortaya koydukları efor için minnettar olduğunu ifade etmişti. En nihayet bu ülkelerin sunduğu askeri ve finans desteğinin minnet borcuna karşılık olmadığını çok geçmeden öğrendi. Bu dayanışmanın “devrimden” sonra da devam etmesini arzuladı. Herkesin ilgisine mazhar olmayı, “devrimin” ekonomik istikrar ve siyasi kudretle pekiştirilmesini istedi. Ama ve lakin her devletin çıkarlarını başka bir devletin çıkarlarına kurban etmeyeceğini ve her devletin Suriye için farklı amaçlar taşıdığını anladı.

“Biz herkesle barış içinde yaşamak istiyoruz. Suriye komşuları için tehdit oluşturmayacak. Güvenliğinizi tehdit eden hiç bir eyleme topraklarımızda izin vermeyeceğiz. Eğitim müfredatlarımızda sizi düşman olarak telkin eden öğretileri kaldıracağız. Sizinle güvenlik antlaşmaları imzalamaya hazırız.” açıklamalarıyla özellikle İsrail tarafını memnun ve tatmin etmek istediler.

TEL AVİV NE İSTİYOR?

Ancak İsrail’in başından itibaren çok açık ilan ettiği hedefleri vardı:

Şam Coğrafyası (Büyük Suriye) ile Nil Deltası (Mısır) arasındaki bağ koparılacak ve iki coğrafya arasındaki tarih, dil, kültür ve medeniyet birlikteliği rafa kaldırılacak. Filistin direnişi yok edilecek. Gazze Şeridi ve Batı Şeria İsrail’e ilhak edilecek. Filistin meselesini toplumsal hafızanın merkezine yerleştiren önce Suriye ve Lübnan ardından İran tasfiye edilecek.

Filistin, Suriye ve Lübnan’ın su ve enerji kaynakları İsrail’in tahakkümünde olacak. Suriye ve Lübnan’ın tehdit olmaktan çıkarılması için bu iki coğrafyanın stratejik bölgelerinin işgal edileceğini yazmıştık. Esad sonrasında İsrail’in ilk işi tüm Golan’ın ve Şam ve Lübnan’ı görebilen Şeyh Dağının (Hermon) tamamen İsrail’in konrtrolünde olacağını da söylemiştik. İsrail bu tarihi fırsatı Esad sonrası Suriye’de engelsiz ve amasız gerçekleştirdi.

“Esad’ın devrilmesine katkıda bulunan” Türkiye dahil tüm devletler Esad’ın yerine geçecek olanların uluslararası arenada ve hukukta sorunlu olan terör örgütlerin olacağını biliyorlardı. Bilerek ve isteyerek bu örgütleri Şam’da iktidar yaptılar. Ki nezih olmayan, birçok katliama ve talana karışmış olanlar üzerinden istediklerini yaptırabilme imkanına sahip olsunlar.

TÜRKİYE-İSRAİL MÜCADELESİ

Kıssadan hisse mevcut tablodan en büyük faydayı İsrail sağladı. İsrail’in sahada en güçlü rakibi de Türkiye. İsrail, Suriye’yi terör, yoksulluk ve parçalanmışlık sarmalında tutabilir. Sahada ihtiyaç duyduklarından daha fazla terör örgütü ve işbirlikçisi var. Bir tarafta kendisi dolaysız tasfiye operasyonları yapabilir ve nokta atışlarıyla devleti daha aciz hale getirebilme imkanına sahipken sahadaki vekilleri aracığıyla Sayın Erdoğan iktidarıyla dostluğu ve işbirliğini temsil edenleri tasfiye işinde yer alabilir.

Gündemi Hürmüz, İran direnişi, Trump’ın geri adımları ve Netanyahu rejiminin Türkiye tehditleri meşgul ederken mahalli kaynaklardan Suriye’de İsrail ile müttefikleri ve Türkiye’ye yakın isimler arasında şiddetli bir rekabet ve tasfiyenin hasıl olduğu yönünde haberler geliyor.

Şam yönetiminin omurgasını oluşturan HTŞ bünyesi içinde derin ayrılıkların yaşandığı sır değil. Şam’da Birleşik Arap Emirlikleri Büyükelçiliğine yapılan saldırı ve protestoların, Filistin ile dayanışma ve İsrail’in Suriye işgaline karşı artan eylemlerin arkasında Türkiye’nin olduğu iddia ediliyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve İngiltere’nin “adamı” olarak bilinen Suriye istihbarat şefi Enes Hattab ile ciddi sorunlar ve kavgalar yaşayan Suriye istihbaratının önemli bir mensubu olan ve Türkiye, Katar ve Irak istihbaratıyla ilişkileri koordine ettiği iddia edilen Abdulrahman el-Dabbagh korumalarıyla birlikte Şam, Emevi sahasında infaz edildi. Türkiye emsal alınarak büyük propagandalarla ilan edilen, Suriye Milli Güvenlik Kurulu’nun Başkanı Ahmet Şara’nın yardımcıları kim olacak sorusuna yanıt bulunamaması ve şiddetli tartışmaların merkezinde “İngiltere’nin adamı” Enes Hattab ile “Türkiye’nin adamı” Hüseyin el-Salame arasında olması, mevcut görüş ayrılıkları ve bu çatışma sebebiyledir.

TASFİYE DÖNEMİ

İddiaya istinaden “Türkiye’ye yakın” önemli altı askeri komutanın art arda “kalp krizi”sonucu ölmeleri, “Türkiye’nin adamları” Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (Abu Ayşe) ve Savunma Bakanı Marhaf Abu Kasra (Abu Hasan El-Hamvi-Hamalı) Suriye’nin Lübnan’da İsrail’in ve Thomas Barrack’ın planı çerçevesinde Hizbullah’a karşı askeri müdahaleye sıcak bakmamaları, tüm yurtdışı ziyaretleri yapan ve önemli devletlerle ilişkileri yürüten Esad Şeybani’nin, Şara’nın İngiltere ziyareti esnasında ikili görüşmelere katılmaması, son zamanlarda geri plana itildiği yönündeki iddiaları güçlü kılıyor.

Buna mukabil Enes Hattab ve ciddi bir İngiltere, BAE ve ABD’de İsrail lobisi baskısı altında olan, denge siyaseti güden Ahmet Şara hizmette kusur etmemeye hazır ve nazırlar.

Kıssadan hisse İsrail-Türkiye, İsrail-İran rekabeti ve savaşları, başta ABD olmak üzere birçok yabancı devletin vekalet gücü olan yeni Suriye’de tasfiyeler artarak büyüyecektir. Ne demiştik tarihte Suriye savaşları Suriyelilerden ziyade Suriye üzerinde vesayet kurmak isteyenlerin savaşı olmuştur. Ayrıca başkalarının süngüsüyle “devrim” yapanlar, ülkelerini yabancı devletlerin silahı ve parasıyla yıkanlar o süngülerin ucunda yaşamak ve silah ve paranın diyetini ödemek zorundadır.

aydınlık

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın