Direniş varsa…

Soykırımcı-Epstein Koalisyonu’nun İran’a karşı yürüttüğü savaşı molaya çıkaran ateşkes süreci şaşırtıcı olduğu kadar öğretici gelişmelere sahne oluyor.

Tahran’ın masadaki direnişini kırmak ve Hürmüz Boğazı’nı açmak için İran’ın limanlarının abluka altına alınması, Trump’ı bir anlığına şah çeken adam konumuna getirdi. Fakat satrançta usta olan, coğrafyanın sahipleri.

Amerikalı yetkililerin beslediği haber kaynakları müzakerelerle ilgili “handiyse İran’ın yola geldiği” havasını estirse de Lübnan’da açılan başlık Tahran’ın denklemi yeniden kurma konusunda elinin boş olmadığını tekrar gösterdi.

Arabulucu Pakistan, Lübnan dahil bütün cephelerde ateşkesin kabul edildiğini duyurduktan sonra kendini kürenin uyanığı zanneden Başkan Donald Trump ve ekibinin “Galiba İranlılar yanlış anladı, zaten İngilizceleri de iyi değil” yönündeki ucuz inkârcı taktikleri, ‘horoz dövüştürücüsü’ Trump’a oyunda bir üstünlük getirmedi.

Trump, Lübnan’ı İran-Amerikan müzakerelerinden ayırmak için Washington’da Beyrut ve Tel Aviv’in elçilerini barış görüşmesine oturttu. Aklı sıra Lübnan’ı İsrail’in atış poligonu olarak açık cephe olarak bırakacaktı.

Sanki savaşı yürüten, Amerikan-Suud himayesinde ‘iktidarcılık’ oynayan Avn-Selam ikilisiymiş gibi masayı onların adamlarıyla kurdular.

Lübnan dosyasını ayırma girişimi, Beyrut’taki Suudi-Amerikan eksenine “Bu ülkede egemenliği sağlama; silahları devletin tekeline alma; savaş ve barış kararında yetkiyi iktidara hasretme fırsatıdır” deme şansını verdi.

Halbuki Lübnan’ı ayırmanın getirdiği tuzaklar belliydi. Lübnan’ı ateşkesten ayırmak İsrail’e savaşı sürdürme ve cinayet işleme özgürlüğü sunmak demekti. Beyrut ile Tel Aviv arasında Lübnan’daki işgali bitirmeyen, ateşkesi garantilemeyen, saldırmazlık anlaşması sunmayan, egemenlik ve bütünlüğüne saygıyı temin etmeyen bir diyalog İsrail’in askeri ve siyasi müdahalelerine kapı aralamaktı.

İran da Lübnan’ın ateşkes dışı tutulmasını kabul ettiğinde, Direniş Ekseni’ndeki ‘cephelerin birliği’ ilkesine ihanet etmiş olacaktı. İran kendi oyunları uğruna Lübnan’ı feda eden devlet durumuna düşecek; Hizbullah’ın alnına da “İran için Lübnan’ı ateşe atan aktör” etiketi yapışacaktı. Direniş Ekseni böylece tutarlılığını yitirecek, bütünlüğünü kaybedecekti. Hizbullah, İsrail karşısında savunmasız kalacak; Lübnan içinde de zayıflayacaktı. Hizbullah’ı silahsızlandırma stratejisi için Lübnan’da iç cephe olgunlaşacaktı.

İç savaş İsrail’in dört gözle beklediği bir şey. Lübnan ordusu, ‘Sünni Selefi mücahidin’ ve ‘yeni sürüm Falanjist milisler’ içerden, İsrail dışardan; bu senaryo İtamar Ben-Givir’i halay başı bile yapar!

Koltuklarını Suudi-Amerikan siyasi mühendisliğine borçlu olan Avn-Selam ikilisiyle geliştirdikleri stratejinin tek bir hedefi var: Hizbullah’ın işini bitirmek. 1982-2000 arasındaki işgalin sonunu getiren direnişin silahları, iç savaşı bitiren Taif Anlaşması’ndan muaftı. Tel Aviv-Beyrut diyaloğunun sinsi tarafında olan şu: Hizbullah’ın elindeki silahların meşruiyetine son vermek.

Neticede Lübnan’ı ayırma oyunu tutmadı, çünkü İran Lübnan’da saldırılar devam ederken İslamabad’da ikinci tur görüşmeye yeşil ışık yakmayacağını net olarak iletti. Devrim Muhafızları Lübnan için İsrail’e misilleme yapmak üzere elini tetikte tuttu.

Hizbullah’ın 2 Mart’tan itibaren 45 günde İsrail içindeki hedeflere ve işgal güçlerine yönelik 2 bin 184 operasyon düzenleyerek gösterdiği direniş de Tahran’ın Lübnan şartında diretmesini kolaylaştıran bir saha gerçekliği yarattı.

Bunun karşısında “Lübnan ateşkese dahil değil” diyen Trump çizgisini koruyabildi mi? Hayır.
Ya da işgal ordusu sınırdaki Hıyam ve Bint Cibeyl gibi bir iki beldede saplanıp kalsa da önce sınırdan 20-25 km kuzeyde Litani Nehri’ni, ardından sınırdan 40 km ötedeki Zahrani Nehri’ni yeni sınır tayin eden bir tampon planı için bütün ölümcül gücünü kullanacağını duyuran Netanyahu aynı yerde durabildi mi? Sendeledi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir “Litani hattına kadar Lübnan’ın güneyini Hizbullah için bir ölüm bölgesine dönüştürme emrini verdim” demişti.

Bu çıkışların üzerinden 24 saat geçmeden Trump, Netanyahu’yu arayarak Lübnan’da ateşi kesmek zorunda olduğunu söyledi. Netanyahu ateşkesle ilgili nihai kararı vermek üzere kabineyi acil toplantıya çağırdı. Bakanlar apar topar telekonferansla bağlandı. Toplantı teknik arıza nedeniyle kesildiğinde bakanlar, Trump’ın ateşkesi ilan eden mesajını gördü. Toplantıya döndüklerinde Netanyahu’ya patladılar. Perşembeden beri İsrail’in içi kazan gibi kaynıyor. Hizbullah’ı silahsızlandırmayı, hatta Zahrani’yi yeni fiili sınır olarak vaat eden İsrailli bakanlar için küplere binme zamanı!

Yedioth Ahronoth, Maariv, Haaretz, Israel Hayom, i24 News, Kanal 12 ve Kanal 14’te çıkan yorumlar bir noktada birleşerek düğüm atıyor:

“Trump, Netanyahu’nun ısrarıyla savaşa girdi ama İsrail inisiyatifi kaybetti”; “Trump, İran’ı sakinleştirmek için İsrail’i ateşkese zorladı”; “Netanyahu sadece imza makamına dönüştü”; “Hizbullah’a ölümcül darbe vurulduğu ve silahsızlandırılmasına az kaldığı sözleri yalan oldu”; “Ateşkes hükümetin içine düştüğü yalan tuzağından bir kaçıştır”; “Kuzey sakinleri için ateşkes başarı değil varoluşsal bir tehlike”; “Trump’ın hamlesi, İran karşısında teslimiyet anlamına geliyor: İran ile Lübnan arasındaki stratejik bağ kabullenildi, Hizbullah’ın ayakta kalmasına göz yumuldu”; “Bölge Netanyahu ve Israel Katz’ın vaat ettiği gibi Han Yunus veya Refah düzeyine getirilmedi”; “Ateşkes stratejik bir tuzak; mevcut tablo Hizbullah’ı canlı tutuyor”; “Savaşın hiçbir stratejik hedefine ulaşılamadı.”

Bu bir yaylım ateşi. İsrail kabinesinin Gazze, Lübnan ve İran’da öldürme ve yok etme dışında zafer olarak sunacağı bir şey elde edemediğini anlatan bir itirafname.

Gazze’deki soykırım görüntüsünü bile isteye panoya astılar, İsrail’in gücünü herkes görsün diye. Buradan distile ettikleri caydırıcılıkla askeri saldırıları genişlettiler; herkes hizalansın diye… İran’a ikinci kez savaş açtılar; güç yoluyla tahakküm kurulsun diye… Saldırgan strateji hepsini baştan çıkardı.

Çağrı cihazı terörü ve kafa uçurma taktikleriyle öyle bir üstünlük tasladılar ki Lübnan’ın Batı-Körfez destekli kesimlerine esrik halde Hizbullah’ın cenazesini kıldırdılar.

Şimdi “Hizbullah İsrail’i aylarca yıpratacak ateş gücüne ve savaşçıya sahip” diyor Tel Aviv’deki zât-ı esfelin!

İsrail içerdeki tepkileri dindirmek için ateşkesin meşru müdafaa hakkının saklı tuttuğunu savunuyor. Lübnan’ın siyasal kimliği o denli yamultuldu ki “İşgalci bir gücün meşru müdafaa hakkı olamaz” diyecek bir otorite çıkmıyor.

Lübnan’da ateşkes, İsrail’in ihlallerini durdurmasa da ABD ile İran arasındaki müzakerelerde taraflara manevra alanı açtı. Lübnan’da 10 günlük ateşkese binaen İran da Hürmüz Boğazı’nı açacağını duyurdu. Bu da tablonun genelinde bir iyimserlik yarattı.

Soykırımcı-Epstein ittifakı güç yoluyla tahakküm hesapları yaparken Hasan Nasrallah’ın yüzünü kara çıkarmayan savaşçı nesil ‘direniş oyunu bozar’ diyor. Bu gençler, Lübnan’ın muhteşem coğrafyasıyla kamufle ettiği silahlarla, yok etme kapasitesi çok yüksek bir güce meydan okuyor; onları sahada boğuyor.

İran da asimetrik hamlelerle savaşta stratejik denklem kurma yeteneğini konuşturuyor. Trump hamle yapıyor ama inisiyatifi ele geçiremiyor; şans eseri tutarsa diye sürekli zar atıyor. Kumarbaz züppe.

İran, ABD’nin “B-2’lerle yerin derinliklerine gömdüm” dediği 450 kiloluk zenginleştirilmiş uranyumu daha büyük tavizler koparmak için ustaca kullanıyor. Hürmüz’ü bel bükücü bir kaldıraca dönüştürüyor. Bab’ul Mendeb’i de ‘oyun değiştirici’ yedek koz olarak zulada tutuyor.

Nükleer tesisleri kapatma, uranyumu ele geçirme, balistik füzelerin sayı ve menzillerini sınırlama, rejimi yıkma, direniş ekseni’nin fişini çekme gibi stratejik hedefleriyle saldırıya geçenler, şimdi üç sayfalık bir plan çerçevesinde İran’a ne kadar tazminat ödeneceği, dondurulmuş varlıkların nasıl serbest bırakılacağı, Hürmüz’ün nasıl açılacağı, uranyum zenginleştirme programını 20 yıllığına mı 5 yıllığına mı askıya alınacağı gibi başlıklar üzerinde debeleniyorlar.

Soykırımcı zümre, “Güç her şeydir; kurallara dayalı dünyanın canı cehenneme; silahlarını çıkar ve her şeyi elde et” diyerek kürenin başına haydut kesildiler. Venezuela bunlara cesaret verdi.
Ama küresel küstahlık İran’da duvara tosladı; müstekbir umulmadık yerde madara oldu. Gücün sınırı vardır; yeter ki direniş olsun…

evrensel

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın