ABD Başkanı Donald Trump’ın muhataplarına “Hadi oradan, densiz” dedirten dayatmalarını hepten onun narsist kibrine bağlamak sorunu basitleştiriyor. Soykırımcı Epstein Koalisyonu ‘nun İran savaşı, yanlış hesaplamalar yüzünden bozgun yese de arka planında bir sürü stratejik hedef barındırıyor.
İsrail’in Trump’ı bu savaşa sürüklediği gerçeği biraz Amerikan emperyalizminin kendini güncelleme ve yeniden tahkim etme arayışlarını gölgede bıraktı. Bir taraftan savaşın deklare edilmiş hedefine ulaşılamaması Amerikan-İsrail ikilisinin ayarlarını iyice bozdu. Artan tutarsız çıkışlarda bunun payı var.
Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, İran’a karşı savaşa dönme tehditleri sürmenaj etkisi yaparken ABD’yi çıkmazdan kurtarmak için arabuluculuk yapan müttefikler de zorbalıklardan nasibini alıyor. Yine de kontrolden çıkan hırçınlık, ABD’nin hakimiyet ve kontrol savaşının dürtülerini içeriyor.
Trump 23 mayısta, sekiz ülke lideriyle İran’la müzakere edilen anlaşma taslağında Amerikan tarafında yer almaları için bir görüşme yaptı.
Toplantıya Türkiye, Pakistan, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Emirlikler, Katar ve Bahreyn liderleri katıldı.
Trump, İran’la olası bir anlaşmayı imzalamak için bu ülkelerin İsrail’le Abraham Anlaşmalarını imzalamak zorunda olduğunu söyledi.
İlk bakışta sanki Trump hezimetin sonuçlarını bertaraf edebilmek için savaştan etkilenen müttefikler üzerinde baskı kurarak araya başka bir zaferi sıkıştırmaya çalışıyor.
İmkansızı zorlayan, irrasyonel duran ve tutarsız görünen bu tür dayatmalarda ABD’nin kendi jeopolitik gündemi açısından tutarlı yönler olabilir. Trump’ın pervasızlıkları sonuçta dikişleri patlayan hegemonyayı yeniden kurma arayışıyla ilgili. İmparatorluk kendi yarınında gördüğü karabulutları bugünden dağıtmaya çalışıyor. Abraham Anlaşmaları jeopolitik tasarımın merkezine İsrail’i koysa da bu daha büyük bir stratejik konseptin parçası. Ayrıca bu, devamlılığı olan partiler üstü bir yönelim.
Abraham Anlaşmalarının jeostratejik bağlamını ortaya koyan girişim Hindistan, Orta Doğu, Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesiydi. Trump 2020’de Emirlikler, Bahreyn, Fas ve Sudan’ı Abraham Anlaşmaları’na sokarak bir başlangıç yaptı. Abraham Anlaşmalarını ete kemiğe büründürecek olan IMEC ise Biden döneminde projeye dönüştü.
Bu proje, sadece, Hindistan’dan başlayıp Emirlikler, Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden İsrail’e bağlanan, oradan Avrupa’ya uzanan bir ticaret hattı olarak görülemez. Birden fazla stratejik katmana dayanıyor. ABD açısından öncelik, Çin’in 2000’lerden itibaren şekillenen Kuşak ve Yol Girişimi’nin önünü kesmek. Çin inanılmaz yatırımlarla Asya, Avrupa ve Afrika ulaşım hatları üzerinden bir ağ örüyor. Bu gelişmeler, Çin’in küresel yükselişini; ABD’nin küresel aşınmasını temsil ediyor. Çin’in oluşturduğu jeoekonomik omurgaya karşı IMEC devreye sokuldu. Çin, Pakistan’ı önemli bir çıkış noktalarından biri yaparken ABD de Hindistan’ı köprü ayağı olarak belirledi. İsrail’i Orta Doğu’da ebedi saadet piramidinin tepesine koyarken öteki uçta Hindistan’ı Çin’e karşı dengeleyici güç olarak yükseltiyor.
Çünkü Hindistan, Çin’e eş değer nüfusu, pazar kapasitesi, üretime katılma seviyesi ve Hint Okyanusu’ndaki konumuyla önemli bir tercih.
Buradan Hindistan’ın faşist lideri ile İsrail’in soykırımcı lideri balayına çıkarılıyor.
ABD son yıllarda Körfez’in Çin’le ticaret ve yatırım hacminin şişmesinden rahatsızdı.
Abraham katıksız yenilemeyecek kadar sert olduğundan IMEC ile Körfez’i yeniden Amerikan eksenine sabitleyecek bir araç olarak tasarladılar.
Ama asıl önemli olan İsrail’in her şeyin merkezine alınıyor olmasıydı. Abraham’a dahil olan Körfez ülkelerinin sermayesi ile İsrail’in teknik kapasitesini bir araya getiren projeler işin içine sokuluyor. İsrail’i finanse edecek muazzam kanallar açılıyor. İsrail’in tanınması süreci, Arap ülkelerinden başlayarak daha geniş bir coğrafya ile bütünleşmeyi hedefliyor.
Fakat 7 Ekim Aksa Tufanı, Arapların İsrail’le normalleşme eğilimine çarptı. Sırada bekleyen ülkeler soykırımın gölgesinde Filistin davasını yok etme pahasına Abraham Anlaşmalarına girmenin siyasi faturasını göze alamadı.
Trump’ın Gazze Planı, Abraham Anlaşmalarının önüne çıkan engelleri kaldırmak için tasarlandı. Bu plan, Filistinlileri kurtarmıyor; İsrail’i geniş coğrafyalara taşıyacak Abraham trenini yeniden rayına sokmayı hedefliyor.
Bu jeopolitik tasarımın mutlak başarısı için İran’ın da kesinlikle halledilmesi gerekiyordu. 12 günlük haziran savaşı, sonra 40 günlük son savaş bu hedeflerle yürütüldü.
Trump sarımsı hayal dünyasında şunu görüyor: İran yıkılır ya da ekseni değişirse, hele ki Abraham Anlaşmalarına katılırsa, 4 bin yıllık rüya gerçeğe dönüşür. Sanki böyle bir ihtimal olabilirmiş gibi 23 Mayıs’taki görüşmede, bölge liderlerinin, İran’ın Abraham’a katılmasını memnuniyetle karşılayacaklarını söylediklerini aktardı. Rüya ya da sanrı!
Suriye Özel Temsilciliği sona eren Thomas Barrack’ın Trump adına ettiği laflarda sıklıkla hizalanma ifadesi çok geçiyordu. Bir seferinde Akdeniz’den Hazar’a herkes hizalanacak demişti. O sıralar Hizbullah’ı tasfiye planını Lübnan hükümetini kabul ettirmek için Beyrut’ta boza pişiriyordu. IMEC’i tasarlayanlar Trans Kafkasya’da da Rusya’nın uhdesinde öngörülmüş Zengezur Koridoru’nu Trump barış ve refah yoluna dönüştürdüler. Hem Rusya ve İran’ı tecrit eden hem de Kuşak ve Yol’un Hazar bağlantısına çelme takan bir girişim olarak IMEC’in jeopolitik planlamasını kuzeyden tamamlıyor. Hazar, Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa akslarında emlak değeri yüksek olan Türkiye’nin de Amerikan tercihlere göre hizalanma yeteneği fena değil.
Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanma üzerine Ankara’nın Basra çıkışlı Kalkınma Yolu Projesi’ni hızlandırma arayışı, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun da Körfez’in enerji kaynaklarını boru hatlarıyla İsrail üzerinden Akdeniz’e indirme teklifi rekabetçi bir entegrasyona işaret ediyor. Koridorlar eksen savaşlarında en önemli hizalanma araçları.
IMEC tipi koridorlar ancak İsrail’in bölgesel kabulüyle çalışabilir. Bu yüzden Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün gibi ülkelerin İsrail’le entegrasyonu hem İran’daki hezimetin bir telafisi hem de Amerikan eksenli yeni düzen arayışlarının bir dayatması olarak karşımıza çıkıyor.
Kendileri de farkında ki, İran’ı dayatılan savaşın yol açtığı yeni asimetrik denklem aslında IMEC’in güvenliğini de yok etti. O yüzden desteyi yeniden karmak zorundalar.
Teslim alınmamış bir İran, Amerikan düzeni için daha büyük bir açmaz doğurdu. İran’ın savaş sonrası düzende, oyun kurucu kapasitesine hizmet edecek olası ortakları da yok etmeye çalışıyorlar. Bu çerçevede Hürmüz’ün ortak idaresi için İran’la görüşen Umman’ı havaya uçurma ve yaptırımlarla boğma tehdit gecikmedi. Çünkü Umman, Hürmüz’de İran’la ortaklık kurarsa bu, Amerikan patronajında bir gedik açacaktır.
Diğer yandan Amerikan korumasının işlevsizliği ve bu ortaklığı beladan başta bir şey getirmemesi karşısında Körfez ülkeleri yön bunalımına giriyor. Mesela Pakistan ile Suudi Arabistan arasındaki ortak savunma anlaşması güç yoluyla Büyük Orta Doğu’da denklem kurma küstahlığının yarattığı korku ortamında gelişti. Türkiye ve Mısır’ın katılımıyla bu ortaklığın genişleyeceğine dair perspektif soykırımcı ekseni hayli tedirgin etti. Netanyahu’nun “Şii radikal eksene karşı yürüttüğümüz savaşı Sünni radikal eksene karşı da yürüteceğiz” minvalindeki tehditleri ipin ucunu kaçırma korkusunu ele veriyor.
Yön bunalımının baskılanması için yedek stratejiler devreye alınıyor: Misillemelerden dolayı İran’ı ortak tehdit ve istikrarsızlık kaynağı olarak gösterip Körfez-İsrail eksenine yeniden gaz vermeyi deniyorlar. “Onaylanmamış eksenlerden uzak durun” diyorlar.
Zorbalığın sınırlarını İran’da gördüler. Bunun Çin’in pozisyonunu güçlendirdiğini fark ettiler. Yine de kafalarının bastığı yegane şey güç ve kabadayılık.
