İran savaşının en büyük parodisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın dur-kalk yapan saldırı dalgasını, enerji ve petrol tesislerini yok edecek şekilde yükseltme önerisi bir kez daha önüne geldiğinde yaptığı itiraf olabilir. Soykırımcı-Epstein Koalisyonunun başkumandanı, “Çoğu kişi şimdiye kadar vazgeçmiş olurdu. Vazgeçmediler, haklarını teslim ediyorum; sertler” deyiverdi.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu ağırladıktan sonra bölgeyi hafta sonuna yeni bir cehennem vaadiyle soktu. Fakat kafası hâlâ dumanlı.
‘Saldır, dur; müzakere sinyali gönder, taviz iste; teslim olmuyorsa tekrar vur’ diye tekerrür eden taktik yaklaşım karşısında İran da angajman kurallarını değiştirdi. Geçen hafta ABD durduğunda bu sefer İran durmadı. Misillemeden önleyici saldırıya geçti. ‘Saldırırsa saldırırım, durursa dururum’ diyen eski kural gitti. İran kısır döngüyü kırmak için savaşı başlatma ve durdurma inisiyatifini ABD’den alan yeni bir stratejiyi deniyor. Trump’ı deli ediyor.
‘sahaların birliği’ ilkesinin bir yansıması olsa gerek, İran’ın müttefiki Yemen de oyunun kuralını değiştirdi.
Başkent Sana’yı kontrol eden Ensarullah liderliğindeki Yemen silahlı kuvvetleri, Suudilerin 11 yıldır Amerikan-İsrail çıkarlarına da hizmet eden ablukasının getirdiği statükoyu kırmayı deniyor. “Ablukaya karşı abluka’ diyerek Bab’ul Mendeb’ten Suudilerin gemilerini geçirmiyor ve Kızıldeniz’deki limanlarını bloke ediyor. Yemen üzerindeki tasallutunu sürdürmek, Suudi Arabistan’ın bölgesel liderliğinin önündeki en önemli düğümlenme noktası. Aslında Vehhabi devletinin kurucu liderliği, ta başından Yemen’i kendileri için Aşil’in topuğu olarak gördüler.
Bugün Veliaht Prens Muhammed bin Selman kendisini madara etmiş 8 yıllık bir savaşın ardından, şimdi, İran’ın bölgesel misillemelerle yarattığı caydırıcılığın gölgesinde Yemen’e verilecek yanıtı çok daha iyi kalibre etmek zorunda. Ya Yemen’e ablukaya son verecek ya da Yemen’in işini bitirmeye dönük yeni bir maceraya girecek. Ancak ikinci seçenekteki temel açmaz şu: Ekonominin hayat damarı Aramco’yu güvende tutan kalkan artık işe yaramıyor. Kızıldeniz’i güvenli, Bab’ul Mendeb’i de aşılır kılmak temel öncelik haline geldi. Bunun için nazı geçen bazı ülkelerle deniz koalisyonu kurmaya çalışıyor. Çok değerli petrol tesislerini yaktırmadan bir caydırıcı denkleme ihtiyacı var. 50 kadar ülkeye deniz koalisyonuna katılma daveti gönderdi. ‘Geliriz ya ne olacak!’ diyenlerin listeyi şişirmesi heyecan yaratabilir ama bu köpükten bir dağı andırıyor. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda başaramadığını Bab’ul Mendeb’te başarmak büyük bir iddia.
Suudi Arabistan, geçen hafta Riyad’daki tesisleri hedef alan İHA’ların kuzey komşusundan geldiğini öne sürerek ABD ile birlikte Irak’ın tepesine bindi. İkisi birden 7 vilayette Haşdu’ş Şaabi’ya ait onlarca tesisi bombaladı. Iraklılara göre Riyad, Yemen karşısındaki çaresizliğini Irak’la örtmeye kalkıştı. Fakat Amerikan suflesiyle Irak’taki direnişi etkisiz kılmayı hedefleyen bu girişim, Suudi Arabistan’ı çift yönlü baskı altına soktu. Burada çatışmanın gidişatını tayin eden şey kırılganlık ve tahammül seviyesidir. Veliaht Prens Muhammed bin Selman apar topar Savunma Bakanı Halid bin Selman’ı Washington’a gönderdi. ABD’den ateşin kendilerine dönmeyeceği türden destek bekledikleri anlaşılıyor. Amerikan medyasına göre Trump’a üç mesaj iletildi:
– İran’la gerilimi azaltmayı tercih ediyoruz.
– Irak’a yanıt verdik ama gerilimi tırmandırmaktan yana değiliz.
– Yemen’le gerilimi yönetebilecek kabiliyetteyiz. Bu aşamada Amerikan müdahalesine ihtiyaç yok.
İhtiyaç duymasa 13 Temmuz’da İran uçağını engellemek için Yemen’deki iki havaalanına saldırıdan önce ABD’den destek istemezdi. ABD’siz yapamıyorlar ama Amerikalılar işin içinde olduğunda bu kendileri için de yakıcı hal alıyor.
Deniz koalisyonuna ABD’den destek bekliyorlar. Fakat ABD’nin dahli de Suudi Arabistan’ı daha güvenli kılmıyor. Burada çok derinden kalibrasyon sancısı çektikleri görülüyor. Daha önce geçtikleri yolu tekrar çiğnemenin bir faydası yok. Yemen’i diledikleri gibi tekrar bombalayıp, kentleri yıkıp, insanlarını sersefil edebilirler. Ama Yemenlilerin 2 bin km menzile ulaşan balistik ve seyir füzelerini önleyemezler. Ayrıca Bab’ul Mendeb de sadece Suudi gemilerine değil koalisyona katılacak gemilere de kapatılabilir. Mesele Yemen’in vurulamaz olması değil Yemenlilerin vurma yeteneklerinin Sovyet yapılı Scudlardan güdümlü-balistik füzeler ve İHA’larla dönüşüm geçirmesidir. Husiler 2019’da Yemen’in füzeleri Bugayg ve Khurays petrol tesislerini yangın yerine çevirdiğinde jeton düşmüştü. O zaman petrol üretimi bir anda yüzde 57 azalmıştı. Yoksa Riyad’ın yüzünü ateşkese dönmeye niyeti yoktu. Nükleer güç Pakistan ile NATO üyesi Türkiye’yi yanında görmek prensin eteklerini yellendirebilir. Fakat 2015’te kurulan ve handiyse ‘İslam NATO’su adını almaya yaklaşan koalisyon özsüzdü. Deniz koalisyonunun güç çekirdeğinin oluşması ancak Bab’ul Mendeb’in pek çok ulusun çıkarlarının darbelendiği noktada mümkün olabilir. Şu anda durum bu noktada değil.
ABD, 2023’te İsrail’i savunmak için Yemen’e karşı koalisyon kurduğunda 20 ülkeyi arkasına almıştı. Ama gerçekte vurucu aktör olarak yanında İngiltere vardı. Nihayetinde Trump hezimeti kabul edip mayıs 2025’te Husilerle ateşkese gitti. ABD, Hürmüz’ü açmak için koalisyon kurma girişiminde de ayazda kaldı. Aynı filmi başa sararak farklı bir final uman çaresizler takımı!
Temel prensip olarak savaştan kaçınan İran zaten savaşta. Haliyle Yemen cephesi İran’ın dahil olduğu denklemden yalıtılmış olmayacaktır.
İran’la sınırdaş olan Türkiye ve Pakistan da gözetmek zorunda oldukları çok mühim hassasiyetlerle çevrili. Kimse İran’la bağlantılı Yemen’le savaş pozisyonuna düşmek istemez. Ayrıca Türkiye’nin Irak’taki çıkarları da ister Amerikalılar ister Suudiler olsun başkalarının dümen suyuna girmeyi kaldıramaz. O yüzden Riyad’ın hatırı için kimse ‘koalisyon ama nasıl’ sorusunu sormadan gemiye binemez.
EVRENSEL
