Şart mı, Hile mi?!

Adem Namlı

Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişinin detaylarına dikkat çekti.

Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;

Bazı haberler, Katar ve Pakistanlı arabulucular aracılığıyla İran ile ABD arasında gerçekleştirilen mesaj alışverişi sürecinde, ABD’nin en büyük ısrarının İran’ın nükleer programının da müzakerelerin bir parçası olması yönünde olduğunu ve bu hususta önerilerde bulunduğunu, şu anda ABD’nin en büyük vurgusunun İran’daki veya üçüncü bir ülkedeki 400 kilogram %60 oranındaki uranyumun seyreltilmesi ile İslam Cumhuriyeti’nin nükleer tesislerinin denetlenmesine izin verilmesi üzerinde olduğunu gösteriyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde ise, aziz yetkililerimiz Yüce Liderimizin akıllıca görüşünden ilham alarak bu hileci tasarıyı kararlılıkla reddetmiş ve İslamî İran’ın önerdiği 7 şartın hayata geçirilmesinde ısrarcı olmuşlardır. Bu hususta birkaç noktaya değinmek zaruri görünmektedir:

  1. ABD ve Siyonist rejim, İran’a yönelik askerî saldırıdaki asıl amaçlarının rejimi devirmek olduğunu açıkça ilan etmiş ve şunları vurgulamışlardı: Birincisi; en geç iki hafta içinde bu isteklerine ulaşacaklardı! İkincisi; İran’ا saldırıldıktan sonra halk, İslam Cumhuriyeti egemenliğine karşı ayaklanacaktı! Ve üçüncüsü; bölgede ve dünyada İslami devrim söyleminin hayatına son vereceklerdi! Ancak ABD, resmen ilan ettiği bu hedeflerin hiç birine ulaşamadığı gibi, tam tersine belirtilen tüm hususlarda ters bir neticeyle karşı karşıya kaldı. İran İslam Cumhuriyeti zarar görmediği gibi dünyanın dördüncü (ve Yüce Liderimizin hakîmane tabiriyle birinci) büyük gücüne dönüştü. İki haftalık savaş tahmini 8 aya uzadı ve ABD hiçbir şey yapamadı. Halk, İslam’ı ve İran’ı savunmak için meydanlara ve sokaklara akın ederek bugün 248. gününü geride bırakan tarihin en eşsiz mitinglerini kaydetti. Ekonomik kriz tüm Amerika ve Avrupa’yı sarıp sarmaladı.

ABD ve Siyonist rejim en nefret edilen devletlere dönüştü; ki bu, askerî tanımda ABD, Batılı, İbrani ve Arap müttefiklerinin ağır yenilgisi demektir. Ve gelelim; İran’ın nükleer programı ABD’nin ilan ettiği hedefler arasında yer almıyordu veya en azından bariz bir konuma sahip değildi. Soru şudur ki, neden şimdi ABD’nin en temel talebine dönüştü?! Okuyun!

  1. ABD’nin ülkemizin nükleer programını “bir şart” kalıbına sokma ısrarı, İran ile yapılan savaşta uğradığı ağır yenilgiden kaynaklanmaktadır ve mutlaka öyle değerlendirilmelidir. ABD bu şartı iki belirli hedefle takip etmektedir:
    • Birincisi; ülkemize yönelik saldırının gerekçesi olarak resmen ilan ettiği tüm (vurgulanıyor: tüm) hedeflere ulaşmadaki başarısızlığını ve bu hususta savurduğu boş lafları örtbas etmektir. Trump, hedefler arasında yer almayan İran’ın nükleer programı şartını öne sürmek suretiyle, tabiri caizse savaşı bir “kazanımla” sona erdirmeyi ve John Mearsheimer’ın tabiriyle savaştan onurlu bir çıkış yapmayı amaçlamaktadır!
    • İkincisi; bugün dünyadaki neredeyse tüm önde gelen uzmanlar ve fikir adamları, ABD’nin İran’a askerî saldırısının aptalca olduğunu itiraf ediyor ve ettiler; bu saldırı sadece ABD’nin süper güç olma iddiasını yerle bir etmekle kalmadı, aynı zamanda Trump’ı ABD tarihinin en çok nefret edilen başkanı haline de getirdi. ABD -ki Trump değildir; çünkü Trump bu tür hesaplamaların altından kalkamayacak kadar aptaldır- nükleer şartını öne sürerek, İran’a yönelik başarısız saldırı için meşru bir “gerekçe” ve “sebep” uydurma niyetindedir! Bu tür bahaneler uydurmak ABD için yeni bir şey değildir ve bunun bilinen örneklerinden biri Bush’un Irak’a saldırısında gösterilebilir. ABD’nin Irak’a saldırmak için hiçbir bahanesi yoktu, ancak (kendi zannınca) bu saldırıya ihtiyaç duyduğu için Irak’ta kitle imha silahlarının varlığını bahane etti ve bu saldırıyı açıklamak için bölgesel müttefiklerini destekleme argümanını ortaya koydu.

İran’ın ABD’nin talebine verdiği ve Yüce Lider’in vurgularından kaynaklanan olumsuz yanıtı, ABD’nin sinsi hilesine karşı kullanılan en akıllıca ve hakîmane eylemlerden biri olarak değerlendirilmelidir. Yüce Liderimiz, İran’ın nükleer programının müzakerelerin veya şartların bir parçası olmaması gerektiğini vurgulamışlardı.

Üçüncüsü; Ve bundan önce, İran’ın “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT)” çıkışının zarureti hakkında belgesel niteliğinde yazılarımız ve raporlarımız olmuştu ki, maalesef zamanın yetkililerinin beklenmedik ilgisizliğiyle karşılaşmıştı. Bunları özellikle bu günlerin havasında yeniden okumak yersiz değildir ve en azından ülkümüzün nükleer programı sorumlularının NPT’den çıkış zaruretine gösterdikleri az ilginin ülkeye ne kadar büyük zararlar dayattığını göstermektedir. Açıklaması sonraki fırsatlara kalsın ve başka bir hesap hatasının önlenmesi umuduyla.

 

Konu Etiketleri:
Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın