İnsan hakları, bazı ülkelere siyasi baskı uygulama aracına dönüştürülmemeli; büyük güçlerin icraatları etkili denetim ve değerlendirmelerden muaf tutulmamalıdır.
İnsan hakları evrensel bir kavramdır; geçerliliği ülkelerin siyasi konumları veya ekonomik güçleriyle değil, insan onuruna ve vatandaşların temel haklarına uygulamada gösterdikleri saygıyla ölçülür. Bununla birlikte, ABD ve İngiltere’nin son yıllardaki —özellikle Eylül 2025 ile Eylül 2026 arasındaki— icraatları, sürekli kendilerini bu ilkelerin ana savunucusu olarak tanıtan bu iki ülkenin söz konusu ilkelere bağlılık düzeyi hakkında ciddi soruları beraberinde getirmektedir.
Bu dönemin gelişmeleri, Washington ve Londra’nın insan hakları zorluklarının yalnızca iç meselelerle ya da kolluk ve yargı organlarının tutumuyla sınırlı kalmadığını; dış politika, askeri müdahaleler, silah destekleri ve ekonomik yaptırımların da bu meselenin önemli birer boyutunu oluşturduğunu göstermektedir.
Amerika Birleşik Devletleri: Silahlı Şiddet Krizinden Irksal Ayrımcılığa
ABD’de yaşam hakkı, silahlı şiddet krizi nedeniyle ciddi tehdit altındadır. 2026 yılının Ağustos ayına kadar kayıtlara geçen 364 toplu silahlı saldırıda 389 kişi hayatını kaybetmiş, 10 binden fazla kişi yaralanmıştır. Aynı yılın ilk çeyreğinde 3,9 milyon ateşli silahın satın alınması bu krizin ulaştığı boyutları gözler önüne sermektedir.
Silahlı şiddetin yanı sıra polis uygulamaları ve ceza adaleti sistemindeki ırksal eşitsizlik de ABD’nin tartışmalı konuları arasındadır. İstatistikler, siyahilerin polis tarafından öldürülme oranının beyazlara kıyasla yaklaşık 2,6 kat daha fazla olduğunu göstermektedir. Ayrıca federal ve eyalet hapishanelerinde iki milyondan fazla insan bulunmakta, yüz binlerce kişi ise kefalet ücretini ödeyemedikleri için yargılanma öncesinde tutuklu kalmaya devam etmektedir.
Gelir uçurumu, çalışma ortamlarındaki ayrımcılık ve okullardaki silahlı saldırıların sürmesi, ABD’de hukuki ve toplumsal eşitlik meselesinin yapısal engellerle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır.
İfade özgürlüğü ve toplanma hakkı da bir diğer tartışmalı alandır. Minnesota’da sivil ve çevre aktivistlerinin tutuklanması ve gösterileri takip eden gazetecilere polisin müdahale etmesi, kamu düzenini koruma ile sivil özgürlükleri kısıtlama arasındaki sınırın ABD iç politikasında nasıl tanımlandığı sorusunu gündeme getirmektedir.
İngiltere: Gösteri Kısıtlamaları ve Adalet Sisteminin Zorlukları
İngiltere’de de ifade özgürlüğü ve barışçıl gösteriler insan hakları tartışmalarının odağında yer almaktadır. “Filistin Eylemi” (Palestine Action) grubunun yasaklanması ve bu gruba destekle bağlantılı olarak binlerce kişinin gözaltına alınması, bu tartışmanın en somut örneklerinden biridir.
Yayımlanan istatistiklere göre, Mart 2026’da sona eren yılda terörle mücadele faaliyetleri kapsamında gerçekleşen 3 bin 61 gözaltının yaklaşık %92’si Filistin Eylemi grubuyla ilişkili olmuştur. Bu veri, grubun yasaklanmasının hukuka uygunluğu yönündeki yargısal tartışmalarla birleştiğinde, güvenlik tedbirlerinin ifade ve protesto özgürlüğüyle orantılılığı konusundaki tartışmaları tırmandırmıştır.
Polis gözaltındayken yaşanan ölümlerin artması, sokak aramalarındaki ırksal ayrımcılık, cezaevi sistemindeki aksaklıklar, sağlık hizmetlerine eşitsiz erişim ve göçmenlerin tutulma koşulları İngiltere’deki diğer ciddi insan hakları sorunları arasında sayılmaktadır.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Garibabadi: ABD İnsan Hakları İhlallerinde Öncüdür
ABD ve İngiltere’nin İnsan Hakları İhlalleri Raporu’nun tanıtım töreninde konuşan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazem Garibabadi, ABD’nin insan hakları ihlallerinde öncü olduğunu ve ihlalleri arttıkça hesap vermekten daha çok kaçındığını belirtti. Garibabadi, ABD’nin Siyonist rejimi korumak amacıyla BM İnsan Hakları Konseyi’nden çekildiğini hatırlattı.
Garibabadi, ABD’nin 2026 yılındaki askeri saldırılarına dikkat çekerek Minab’daki Şecere-i Tayyibe okuluna düzenlenen saldırıda aralarında yaklaşık 120 çocuğun bulunduğu 168 öğrencinin katledildiğini, bu saldırılarda insancıl hukuk ilkelerinin tamamen çiğnendiğini vurguladı. Ayrıca Siyonist rejime sağlanan silah desteği, Venezuela Devlet Başkanı’nın kaçırılması ve ilaç ile gıdayı hedef alan tek taraflı yaptırımların ABD’nin küresel düzeydeki ihlallerine örnek oluşturduğunu ifade etti.
ABD & İngiltere İnsan Hakları Karnesi (2025-2026)
├── İç Politika & Adalet
│ ├── ABD: Silahlı şiddet (364 toplu saldırı), Polis şiddetinde ırksal oran (2.6x)
│ └── İngiltere: Gösteri yasakları (%92'si Filistin eylemleriyle ilgili tutuklamalar)
└── Dış Politika & Askeri Müdahale
├── Minab Okulu Saldırısı (168 öğrenci şehit)
├── Siyonist rejime verilen silah ve F-35 tedarik desteği
└── İlaç ve gıdayı dolaylı etkileyen tek taraflı yaptırımlar
İnsani Boyutuyla Yaptırımlar ve Cenevre Sınavı
ABD’nin İran, Küba ve Venezuela’ya uyguladığı tek taraflı yaptırımlar, insani muafiyetlere rağmen bankacılık ve finans kısıtlamaları nedeniyle hayati ilaç ve tıbbi teçhizata erişimi zorlaştırmaktadır.
BM İnsan Hakları Konseyi’nin Cenevre’de düzenlenen 53. Evrensel Periyodik İnceleme (UPR) oturumunda ABD’nin insan hakları durumunun incelemeye alınmasına karşın, Washington yönetiminin yapıcı katılım göstermekten kaçınması uluslararası alanda hesap verilebilirlik krizini derinleştirmektedir.
İnsan haklarının geçerliliği siyasi söylemlerde değil; devletlerin kendi vatandaşlarına ve diğer halklara yönelik somut tutumlarında ve uluslararası denetime açık olmalarında yatmaktadır.
not: bu analiz mehrnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
