Vance’in ABD’yi İran Savaşından Çıkarma Misyonu; Pekin, Tahran ile Temasa Geçti

Adem Namlı

David Ignatius, Donald Trump’ın Amerikan ara seçimlerindeki yenilgisinin sonuçlarına değindiği raporunda, diplomatik denklemlerde İran’ın güçlenen konumunu haber vererek, ABD yönetiminin İran’la savaşı sona erdirmenin bir yolunu bulma çabasını Beyaz Saray’ın önündeki en acil ve en zorlu meydan okuma olarak nitelendirdi.

Washington Post gazetesi dış politika köşe yazarı David Ignatius, gazete için kaleme aldığı en son makalesinde Amerikan ara seçimlerinin uluslararası düzeydeki sonuçlarını inceleyerek şunları yazdı: Seçimlerin ABD sınırları dışında da sonuçları vardır. Donald Trump yönetimi, geçen hafta ABD içinde yaşadığı ağır siyasi yenilginin ardından, Ukrayna ve İran’ın felaketle sonuçlanan savaşlarını sona erdirmenin yeni yollarını arıyor.

Washington İran Savaşından Çıkış Yolu Arıyor; Vance’in Diplomatik Misyonu ve Çin’in Rolü

Amerikan kamuoyunun bu savaşa olan öfkesi göz önüne alındığında, İran savaşından çıkış yolu bulmak Trump yönetiminin en acil ve en zorlu meydan okumasıdır. ABD Başkanı Donald Trump askeri operasyonları yeniden başlatmakla tehdit etmiş ve Savaş Bakanı Pete Hegseth de çatışmaların şiddetlenme ihtimaline karşı hazırlık yapmıştır. Bununla birlikte, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump’ın desteğiyle Çin’e yönelmiş ve Pekin’den savaşı bitirmek için İran üzerindeki nüfuzunu kullanmasını talep etmiştir. Konudan haberdar Amerikalı bir yetkiliye göre Çin, bu mesajı Tahran’a iletmiştir.

Trump yönetiminin İran’a yönelik diplomasisini ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance yönetmiştir. Vance geçtiğimiz ay İran’ın kıdemli güvenlik yetkilisi Muhsin Rezai’ye uzlaşmacı bir ton içeren bir mektup göndermiş ve bu hafta da ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin uğradığı ağır yenilgiyi savaşa bağlamıştır. Bu açıklamalar Vance’in muhaliflerinin eleştirileriyle karşı karşıya kalmış, ancak Beyaz Saray adına Tahran ile arabuluculuk yapan Katarlı yetkili Ali es-Suvadi’ye göre, kendisi için Orta Doğu’da bazı kazanımlar getirmiştir.

Suvadi Cuma günü bana şunları söyledi: “İranlı yetkililer, bu seçimin gerçekten de Amerika’nın davranışını değiştirip değiştirmediğini görmek için bekliyorlar. Onlar Vance’in mektubunu bir saygı göstergesi olarak değerlendirdiler ve Vance’in savaşı hata olarak nitelendirmesinden memnuniyet duydular. Şimdi demokratların ve cumhuriyetçilerin görünüşe göre üzerinde uzlaştığı bir konuda Amerika’nın bu tutuma bağlı kalmasını istiyorlar. İran da tıpkı Amerika’nın Avrupa’daki ve Körfez ülkelerindeki müttefikleri gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenilir olduğundan emin olmak istiyor.”

Trump’ın Yenilgisinden Sonra Washington’daki Siyasi Dengenin Ukrayna Lehine Değişmesi

Ukrayna da Kiev ve Moskova’nın her iki tarafa da büyük zararlar verebilecek yıpratıcı çatışmalarla dolu bir kışa girmek üzere olduğu kritik bir kavşaktadır. Son diplomatik gelişmeler bir ölçüde umut vericidir. ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, Salı günü Abu Dabi’de düzenlenmesi planlanan üçlü bir zirvenin düzenlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu zirvede Amerika, Ukrayna ve Rusya temsilcileri ateşkes elde etmek için gerekli tavizler hakkında görüşmelere başlayacaklardır.

Kushner, Ukrayna’da ateşkes sağlama çabasını, savaş sonrası bu kıtanın güvenlik düzenlemeleri hakkında Rusya ile Avrupa arasında daha geniş çok taraflı müzakerelerin düzenlenmesi planına bağlamıştır. Müzakerelerden haberdar bir yetkiliye göre, Kushner’in benimsediği model, Soğuk Savaş sonrasında kurulan ancak 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve Kırım’ı ilhak etmesinin ardından askıya alınan NATO-Rusya Konseyi’dir.

Kushner Perşembe gecesi X sosyal medya platformunda yayınladığı mesajında, “Gelecek hafta Abu Dabi’de bir ilerleme kaydedilmesi durumunda” Avrupa ülkelerinin “kendi doğrudan katılımı ile daha çok taraflı bir çerçeveye doğru hareket etmesini” umut ettiğini belirtti. Kendisi bu planın genel hedeflerini şöyle sıraladı: “Sürekli güvenlik istişareleri, kriz koşullarında güvenilir iletişimler, daha fazla askeri şeffaflık, gerginliğin tırmanma riskini azaltmak için karşılıklı önlemler ve Avrupa’nın uzun vadeli güvenliği ve istikrarı için sürdürülebilir bir çerçeve oluşturulması.”

Avrupalı yetkililer Cuma günü bana Rusya ile görüşmeye hazır olduklarını, ancak yalnızca Ukrayna’da ateşkes sağlandıktan sonra bir güvenlik çerçevesi üzerinde anlaşacaklarını söylediler. Amerika’nın yakın müttefiklerinden birine mensup haberdar bir yetkili gönderdiği mesajda, “Her iki yol da masada kalmaya devam ediyor” dedi. Bununla birlikte kendisi şu vurguyu yaptı: “Ukrayna barış anlaşması, güvenlik mimarisi hakkındaki anlaşmadan önce sonuçlandırılmalıdır.”

Diğer önemli Avrupa ülkelerinden üst düzey bir yetkili de başka bir mesajda şunu açıkladı: “Bu yaklaşımin bizim için birçok riski var, ancak diyaloga katılmamaktan katılmak daha iyidir. Bizim tutumumuz, bu meselelerin yalnızca savaş sona erdikten sonra ele alınabileceği yönündedir. Bu müzakereler kolay olmayacak.” Yetkili, Avrupalı ana liderlerin Kushner’in çabasını desteklemesine rağmen, kıtada ateşkesin Avrupa ile Rusya arasındaki her türlü görüşmenin önünde yer alması gerektiği konusunda “geniş bir fikir birliği” bulunduğunu vurguladı.

Bu iki yolun ilerletilme sırası belirleyici bir mesele olacaktır. Kushner, kendi tabiriyle her iki trenin de aynı anda varış noktasına varması amacıyla iki sürecin eşzamanlı olarak ilerletilmesini istemektedir. Buna karşılık, Ukrayna’nın yanında yer alan Avrupa, öncelikle ateşkes sağlama yolunun kat edilmesinde ısrar etmektedir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 21 Ekim’de St. Petersburg’da ABD’nin diğer temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı ve Kushner’in de video konferans yoluyla katıldığı görüşmede, kapsamlı Avrupa güvenlik planını memnuniyetle karşıladığı söylenmektedir. Trump Perşembe günü Beyaz Saray’da Putin’in temsilcisi Kirill Dmitriev ile bir araya geldi. ABD Başkanı bu görüşmenin ardından Ukrayna ve “tüm Avrupa” hakkında “büyük ve harika bir anlaşmaya” varmaya yakın olduklarını gururla ilan etti. Cuma günü Avrupalı yetkililerden duyduklarıma bakılırsa, bu açıklama son derece erken yapılmıştır.

Trump, Rusya ve Ukrayna ile yüzleşirken seçim sonrası gerçeği de göz önünde bulundurmalıdır: Barışçıl ve Putin’in arzularına uygun bir anlaşma dayatma kapasitesi azalmakta ve buna karşılık Amerika’nın Ukrayna’ya verdiği desteğin artma ihtimali bulunmaktadır. Muhtemelen yeni Kongre her iki mecliste de Ukrayna’yı destekleyen milletvekillerinden oluşan büyük bir çoğunluğa sahip olacaktır.

Demokratlar Ocak ayından itibaren Kremlin’e karşı daha sert yaptırımların onaylanması ve Kiev’e daha fazla silah gönderilmesi için gerekli oylara sahip olacaklardır. Buna ek olarak, artık Trump’tan eskisi gibi korkmayan Cumhuriyetçilerin de desteğiyle, bu çoğunluklar muhtemelen başkanın vetosunu etkisiz kılmak için gerekli oyları bile elde edebilirler.

Kongre, Trump’ın geçen ay uygulanmasından muafiyet tanıdığı Rusya’ya yönelik yeni yaptırımları yeniden yürürlüğe koyabilir. Ayrıca Rusya’dan mazot alımını durdurabilir ve Ukrayna’ya Rus hedeflerine saldırı düzenlemesi ve Rus füzeleriyle mücadele etmesi için yeni silahlar satma izni verebilir.

Abu Dabi müzakerelerinin başlamasıyla eş zamanlı olarak, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler önümüzdeki kış Ukrayna şehirlerine yeni savunma destekleri sağlayarak bu ülkenin baskı kaldıraçlarını güçlendirebilirler. Bunu yapmanın en iyi yolu, Elon Musk ve Starlink şirketine, bu şirketin hizmet kapsamını Rusya topraklarının içine kadar genişletmesi için baskı uygulamaktır; böylece Ukraynalı dronlar, Rus balistik füzelerinin hareketli fırlatıcılarını hedef almak için bu teknolojiden yararlanabilirler. Ukrayna’nın Patriot füze stoklarının neredeyse tükenmiş olduğu göz önüne alındığında, bu ülkenin bu füzelerle başa çıkacak başka bir yolu yoktur. Sivilleri korumaya yönelik bu yeni yeteneğin karşılığında Kiev, Trump’ın talebi doğrultusunda Rusya’nın rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmayı kabul edebilir.

Bu arada Bessent, yıl içinde iki liderin üçüncü görüşmesinin eşiğinde ABD-Çin ilişkilerinin yönetimini yürütmeye devam etmektedir. Trump Eylül ayında Washington’da gerçekleştirdiği görüşmede Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’den İran meselesinde yardım etmesini talep etti. Haberdar bir Amerikalı yetkiliye göre Xi, özel bir görüşmede Trump’a, İran’ın asla nükleer silaha ulaşamaması gerektiği hususunda hemfikir olduğu yönünde görüş belirtti.

Bu konu, iki liderin 18 Kasım’da Shenzhen’de yapacağı görüşmede bir kez daha ele alınacaktır. Putin de bu toplantıda hazır bulunacak ve Amerikalı yetkiliye göre Çinliler, görüşmenin “titiz ve önceden ayarlanmış bir programla” gerçekleştirilmesinde ısrar etmektedirler.

Seçimlerin ABD sınırları dışında da tıpkı içeride olduğu gibi sonuçları vardır. Ukrayna, Trump’ın seçim yenilgisi neticesinde baskı kaldıraçlarının bir kısmını yeniden elde etmiştir; Avrupa da bu gelişmelerden faydalanmış ve muhtemelen İran da daha iyi bir konuma gelmiştir. Buna karşılık Rusya konumunun bir kısmını kaybederken, Çin kendi yerini korumuştur. Bununla birlikte, hasar almış bir Amerikan başkanlığı, en azından önümüzdeki iki yıl boyunca ülkenin uluslararası alandaki konumunun zayıflaması anlamına da gelmektedir.

Trump da Beyaz Saray’daki görev süresinin son dönemindeki çoğu başkan gibi, muhtemelen zamanının daha büyük bir kısmını dış politikaya tahsis edecektir; bu alan, başkanın güç sınırlarının daha az olduğu bir mecradır. Eğer tarihte barışçıl bir başkan olarak hatırlanmak istiyorsa, önündeki yol net bir şekilde bellidir: İran ve Ukrayna. Demokratlar, her iki dosyada da doğru kararları alması için onu baskı altında tutmalıdırlar.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın