Körfez’in “İstisnai Güvenlik” Efsanesi ve Amerikan Koruması Sona Erdi

“Trump için Araplar bir varil petrol kadar bile değer taşımıyor”

İran savaşı, Körfez’deki Arap ülkelerini; ABD ile kurdukları ittifakların kendilerini uzak tutacağını umdukları bir savaşın yan etkilerine dönüştürdü.

Hind el-Ensari’nin “Middle East Eye”da yayımlanan makalesinde son savaş ve Körfez Arap ülkelerindeki Amerikan askeri varlığını ele aldı. Yazar, anlatısında Katar’daki yaşam deneyimlerinden de yararlanıyor.

1990’lı ve 2000’li yıllarda Katar’daki kamusal alanlarda Amerikan askerlerinin varlığı, günlük hayatın doğal ritmini bozuyordu. Ülke her zaman çeşitli topluluklara ev sahipliği yapmış, insanlar gelip geçmiş ve arka planda kaybolmuştu; ancak Amerikan askerleri hiçbir zaman gerçekten böyle olamadılar.

Onları görmezden gelmek mümkün değildi.

Alışveriş merkezlerinde ve marketlerde görülüyorlardı; buruşuk tişörtlerini göbeklerinin hemen altına kadar inen kot pantolonlarının içine sokmuş halde dolaşıyorlardı. Büyük dövmeleri, aşağı çekilmiş şapkaları ve üzerlerine yerleştirilmiş Oakley güneş gözlükleri dikkat çekiyordu.

O zamanlar aslında ne gördüğümü tam anlamıyordum. Amerikan üslerini ya da görevlerini ilk ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum. Ancak çocuk yaşta bile onların varlığı farklı hissettiriyordu; neredeyse teatral bir görüntüydü bu. Kamusal alanlarda, ayrıcalık hissine yaklaşan bir rahatlıkla hareket ediyorlardı.

Yıllar sonra anladım ki gördüğüm şey tesadüf değildi; Körfez’de “koruma” ve “istikrar” fikrine dayanan daha geniş bir inanç sisteminin parçasıydı.

Körfez’in “dokunulmazlığı” miti

“Epik Öfke Operasyonu” başlamadan önce Körfez’in ayrıcalıklı konumu, bu bölgenin savaş felaketlerinden ve komşu ülkelerin yaşadığı iç çatışmalardan uzak kalması şeklinde algılanıyordu.

Bu durum yalnızca Körfez ülkelerinin siyasi ve toplumsal yapılarının sağlamlığına değil; belki daha da önemlisi Batılı güçlerle, özellikle de ABD ile kurdukları stratejik ittifaklara, yatırımlara ve güvenlik düzenlemelerine bağlanıyordu.

Jeopolitik çevresinin öngörülemezliğine rağmen Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri güvenlik ve istikrarlarıyla övünüyor, bunu özellikle Batı’da küresel marka imajlarının parçası olarak kullanıyordu.

Körfez boyunca Amerikan üslerinin varlığı:

  • garanti edilmiş koruma hissini güçlendiriyor,
  • aynı zamanda rakiplerin saldırıdan önce iki kez düşünmesini sağlıyordu.

Bugün ise bu düşünceler kökten ve sınırsız biçimde sarsılmış durumda. Körfez ülkeleri artık kendilerini, ittifaklarının uzak tutacağını düşündükleri bir savaşın yan etkisi olarak görüyorlar.

Açık Batı Sessizliği

Batı’dan hiçbir siyasetçinin kurtarmaya gelmeyeceği gerçeği, Körfez’de birçok kişi için ağır bir hayal kırıklığı oldu.

Oysa aynı siyasetçiler yıllarca Körfez ziyaretlerinde olağanüstü misafirperverlikle ağırlanmıştı. Körfez ülkeleri Washington’daki etkili isimler üzerinde lobi faaliyetleri yürütmek için büyük harcamalar yapmıştı.

Bugünkü dikkat çekici Batı sessizliği, Körfez ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşının en ağır bedellerini ödemeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.

Ancak bu sözde ittifaklara başından beri kuşkuyla yaklaşanlar için bugün yaşananlar temel bir gerçeği doğruluyor:

Güce yakın olmak hiçbir zaman gerçek koruma garantisi olmadı.

Trump ve Körfez ilişkilerinin sınırı

Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri, Körfez ülkelerinin ABD Başkanı Donald Trump’a yaklaşımıdır.

Trump açık şekilde ticari ve pazarlıkçı bir siyasetçiydi. Buna rağmen geçen yılki bölge ziyaretinde olağanüstü bir karşılama gördü.

Amerikan medyası, bu görkemli törenlerin ardındaki stratejik hesabı hızla doğrulamış ve Körfez liderlerinin Trump yönetiminin desteğini kazanmak için ne kadar ileri gidebildiğini göstermişti.

Ancak bu dikkatle kurulmuş ilişkinin sınırları, 28 Şubat’tan itibaren göz ardı edilemez hale geldi.

ABD ve İsrail İran’a saldırı başlattığında Körfez ülkeleri ve halkları, hiç istemedikleri bir savaşın içine sürüklendi.

Körfez hükümetleri, Washington’un savaş öncesi kendilerine zamanında uyarı vermemesinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Böyle bir uyarı savunma hazırlıkları yapmalarına imkân sağlayabilirdi.

Savaş tırmandıkça Amerikan diplomatik personeli ve görevlileri bölgeden tahliye edilmeye başlandı; Körfez ülkeleri ise İran füzeleri ve İHA’larının tehdidi altında bırakıldı.

Tam da ortaklıklarının karşılığını görmeleri gereken anda, Körfez ülkelerine desteklenmesi gereken müttefikler gibi davranılmadı.

Bunun yerine:

savaş sahnesinde tüketilebilir alanlara dönüştürüldüler.

İnsanlıktan Arındıran Mantık

Savaş sonrası döneme yönelik güvenlik politikalarını yeniden değerlendiren Körfez yönetimleri içinde, Amerikan-İsrail hesaplarının temelindeki insanlıktan çıkarıcı mantığı daha açık eleştiren sesler yükselmeye başladı.

Katarlı akademisyen Nayif bin Nehar, X platformunda yaptığı paylaşımda Trump’ın Körfez ülkelerini İran füzeleri karşısında “kendi kaderleriyle baş başa bıraktığını” söyledi.

Ona göre Trump’ın gözünde Körfez halkları:

“Bir varil ham petrol kadar bile değer taşımıyor.”

Bu eleştiri aslında yeni bir keşif değil; daha derin yapısal bir sorunun yansımasıdır.

Körfez toplumlarının siyaset üretim ağlarında, kamu kurumlarında ve akademik söylemlerde marjinalleştirilmesi; bölgeyi yaşayan toplumların bulunduğu sosyal bir alan olmaktan çıkarıp yalnızca stratejik bir coğrafyaya indirgemiştir.

Bu nedenle insanların gerçek yaşam deneyimleri:

  • doğal kaynaklar,
  • petrol dolarları
  • ve stratejik konum hesaplarının gölgesinde kalmıştır.

Yumuşak güç projelerinin sınırı

Körfez ülkeleri uzun zamandır bu sorunun farkındaydı ve özellikle Batı’da büyük “yumuşak güç” projelerine yatırım yaptı.

Amaç:

  • petrol zenginliği,
  • çöl hayatı,
  • terörizm

gibi Hollywood tarafından beslenen klişeleri kırmak ve Körfez toplumlarını kendi gerçeklikleriyle tanıtmaktı.

Bu projeler Körfez toplumlarını “insanileştirmeyi” hedefliyordu. Ancak bugün bu stratejilerin sınırları görülüyor.

Körfez’deki insani acılar İran’daki kadar büyük olmasa da, bölgenin kolektif hüznü yine de önemlidir. Ancak bu acı büyük ihtimalle somut dayanışma doğurmayacaktır.

Yazar şu tespiti yapıyor:

  • Muhtemelen hiçbir savaş karşıtı gösteride Körfez ülkelerinin bayrakları görülmeyecek.
  • ABD Kongresi’nde onları koruma çağrıları duyulmayacak.

Bunun yerine Körfez ülkeleri yalnızca siyasi yorum ve eleştirilerin konusu haline getirilecek.

Bir Dönüm Noktası

Sosyal medyadaki bazı sol gruplar, İran füzeleri ve İHA’larının “Amerikan bağlı devletleri” olarak gördükleri ülkelere ulaşmasını sevinçle karşıladı.

Bazıları petrol ve gaz altyapısının hedef alınmasını trajedi değil; Körfez liderlerinin doğal kaynaklarını Gazze’deki “İsrail soykırımını” durdurmak için kullanabileceklerinin hatırlatılması olarak yorumladı.

Sağ çevreler ise farklı bir eleştiri geliştirdi.

Bu çevreler, ABD Senatörü Lindsey Graham’ın savaşçı söylemlerini tekrar ederek Körfez ülkelerinin yalnızca savunmada kalmasını eleştirdi ve daha saldırgan bir ortaklık talep etti.

“Dış Koruma” Efsanesi Çöktü

28 Şubat sonrası yaşananlar, Körfez’in ayrıcalıklı güvenlik algısının aslında kırılgan bir yanılsama olduğunu gösterdi.

Yıllarca bölge, Batılı başkentlere yeterince yatırım yaparsa ve yeterince yumuşak güç köprüsü kurarsa “vazgeçilmez müttefik” olarak görüleceğine inandı.

Ancak füzeler düşmeye başladığında garanti edilmiş koruma hissi çöktü.

Makalenin en sert vurgularından biri şu oldu:

“Dünya Körfez’in misafirperverliğini ve petrolünü kabul etmeye her zaman hazırdı; fakat orada yaşayan insanlara hiçbir zaman gerçekten aynı insanlık duygusunu göstermedi.”

Yazara göre bugün yaşananlar bir dönüm noktası olmalıdır.

Gerçek güvenlik:

  • lobi faaliyetleriyle,
  • ya da Amerikan gücüne yakın olmakla

satın alınamaz.

Körfez İşbirliği Konseyi artık başka bir istikrar modeli aramalıdır; başkalarının savaşları için tüketilebilir arka plan olmaya dayanmayan bir model.

Son cümlede şu vurgu yapılıyor:

“Dışarıdan korunma efsanesi sona ermiştir. Şimdi asıl görev, toplumlarımızın artık başkalarının savaşları için tüketilebilir dekorlar gibi görülmeyeceği bir gelecek inşa etmektir.”

Not: Makale tabnak.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın