İran ile cani Amerika liderliğindeki istikbar cephesi arasındaki büyük tarihi hesaplaşmanın yaşandığı bu dönemde, bu rejim ve sistemin “hayatını” ve “izzetini” her şeyden fazla garanti eden unsur; sadece donanımsal kapasiteler ve askeri caydırıcılık değil, halkın her bir ferdi, seçkinler, siyasi akımlar ve ülke yetkilileri arasındaki “söz birliği” ve “kutsal ittifaktır.”
Devrim Lideri en son vurgularında bu “vahdeti”, ahlaki bir tavsiye değil; hilekar düşmanın dayattığı zorlu geçitleri aşmak için “ilkesel” ve “sahaya dair bir zorunluluk” olarak nitelendirmiştir. Kabul edelim ki bugün İran “topyekun bir savaşın” ortasındadır; düşmanın siyasi akımlar ve toplum kesimleri arasındaki her türlü gerçek veya hayali çatlaktan yararlanarak bir “zayıflık sinyali” almaya çalıştığı bir savaş. Bu sinyali almak, tam da düşmanın savaş makinesini son bir ay içinde daha fazla küstahlaşma hırsına sevk eden noktadır. Devrim Lideri’nin 17 Temmuz (26 Tir) tarihli mesajı, her biri müstakil bir yazının konusu olabilecek birkaç temel hususu içermekteydi; ancak yazara göre bu hassas koşullarda mesajın ana teması “Ulusal Vahdet ve Dayanışma Stratejisi”dir. Çünkü cani Amerikan istikbar cephesiyle girilen büyük hesaplaşmanın ortasında bu savaş koşullarından çıkış stratejisi “çekişmede” değil, “söz birliğinde” tanımlanmaktadır. Hazreti Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in (Ömrü Uzun Olsun) “kutsal ittifak” zorunluluğuna ilişkin son mesajı, İslam İran’ının çıkarlarını korumayı her türlü siyasi görüş ayrılığının ötesinde somut bir farz olarak ortaya koyan yol haritasını çizmektedir.
1- Devrim Lideri 17 Temmuz mesajında, ulusal güvenliğimizin atan kalbini oluşturan temel bir noktaya, yani “Her seviyede vahdet ve dayanışma üzerindeki ısrara” parmak basmıştır. Üstelik bu durum; bazılarının bilerek ya da bilmeyerek, kimi zaman kavrayış eksikliğinin eşlik ettiği ve çoğu zaman da iyiniyetten kaynaklanan bazı tali konularla ayrılık kaynağı oldukları bir ortamda gerçekleşmiştir. Lider’in bakış açısına göre savaş koşullarında vahdet, taktiksel bir tercih değil, “ilkesel bir esastır”. Çünkü hilekar düşman bugün tüm gücünü halkın ve yetkililerin saflarını yarmaya yoğunlaştırmıştır. Devrim cephesinin içinden ne zaman bir tefrika sesi yükselse, düşman bunu derhal bir “zayıflık sinyali” olarak kaydetmekte; diplomasi alanında siyasi baskıyı artırmak ve askeri alanda askeri saldırısını tırmandırmak için hesaplarını buna göre ayarlamaktadır. Tam olarak ifade ettikleri gibi, “Düşman hiçbir zayıflık sinyali almamalıdır”; zira kudret diplomasisinde en küçük bir geri adım veya anlaşmazlık sesi, düşmana kötülüklerini sürdürmesi için yeşil ışık yakmak anlamına gelir.
2- Siyasi ortamdaki en karmaşık meselelerden biri “eleştirinin” konumunu açıklamaktır. Devrim Lideri övgüye değer bir ferasetle, devrimci kadroların dürüstlüğünü ve performans eleştirilerini tanımakla birlikte, yetkililerin davranışlarını iyiniyetli bir bakışla eleştiren siyasi gruplara ve kişilere şu kilit uyarıda bulunmuştur: “Aralarından bazılarının basiret öncülerinden olduğu bu azizler; bu yaklaşımın, öncelikle bereketti ve inayetten mahrum kalmaya yol açan ‘masum birine haksızlık edilmesine’ izin vermemesine ve ikinci olarak ‘sosyal vahdet ve dayanışmada bir kırılmaya’ yol açmamasına dikkat etmelidirler.”
Elbette Lider, “aralarından bazıları” kaydını düşmüştür; bu da söz konusu “basiret öncülerinin” her eleştirmeni veya kendisini eleştirmen olarak gören herkesi kapsamadığı, tüm eleştirmenlerin basiret öncüleri arasında sayılamayacağı anlamına gelir. Lider’in bu uyarısı, toplumdaki “kamusal güvenin” erimesinden endişe duymasından kaynaklanmaktadır. Çünkü güven, rejimin ana sermayesidir ve iyi niyetle de olsa, halkın “rejimin etkinliğine” olan umuduna zarar verecek şekilde hareket edenler, aslında ulusal yüksek çıkarların aksine hareket etmiş olurlar. Dolayısıyla yapıcı eleştirinin üç önemli ölçütü şunlardır: Birincisi, bireylere haksızlık edilmemesi; ikincisi, bilgi ve hesaplama olmaksızın yetkililerin suçlanmaması; üçüncüsü ise eleştirinin topluma zarar vermemesidir.
Rejimin iyiliğini isteyen birçok kişinin halis niyetlerle bazı yetkililerin performansına yönelik eleştirilerde bulunması doğaldır; bu durum özü itibarıyla arzulanır bir şeydir ve devrim hareketinin dinamizmini gösterir. Ancak Lider’in uyarısı “eleştirinin marazına” yöneliktir; yani eleştirinin “işlerin gelişmesi ve çiçek açması” dairesinden çıkıp vahdeti yıkan bir karalamaya dönüştüğü noktaya. Lider, bu eleştirilerin “masumlara haksızlık edilmesine” yol açmaması gerektiğini vurgulamaktadır; çünkü böyle bir yaklaşım yol açıcı olmadığı gibi, ilahi bereket ve inayetleri de yok eder. Gerçek basiret, “savaş meydanında” önceliğin “düşmanla mücadele için kenetlenmek” olduğunu bilmektedir.
Devrim Lideri’nin bu ferasetli ve hakimane bakışı, devrimin şehit İmamı’nın tavsiye ve vurgularının bir devamıdır. O irfan sahibinin değerli kelamının en hassas pasajlarından biri, “geliştirici eleştiri” ile “vahdeti yıkan çekişme” arasındaki ayrımdı. Nitekim yetkililerin performansını eleştirirken “ifade özgürlüğü ve eleştiri” bulunduğu, ancak bunun “rejimin temellerini zayıflatmaya” yol açmaması şartına bağlı olduğu uyarısıyla her zaman karşı karşıya kaldık. Şehit İmamımız 18 Mayıs 2022’de (28 Ordibehest 1401) öğrencilerle yaptığı görüşmede şöyle buyurmuştu: “İyiniyetli ve insaflı eleştiri yetkililere yardımcı olur; ancak amacı halkı rejimin bütününe karşı karamsar yapmak olan yıkıcı eleştiri, düşmanın ekmeğine yağ sürmektir.” Şehit İmam’ın bu sözlerinin son kullanma tarihi olmadığını, devrim tarihinin tüm dönemlerinde ve her veliyy-i emrin liderliği altında, özellikle endişe ve dert sahibi oldukları için eleştiren samimi kadrolar başta olmak üzere herkes için rehber olması gerektiğini bilmeliyiz.
3- Lider’in son açıklamalarından ülkenin siyasi dokusuna işlemesi gereken önemli ders, kendilerinin buyurduğu gibi: “Biz bu dikkat ve özeni tam olarak gösterdiğimiz her an, o [düşman] çaresizce hezimete uğrayacaktır.” Bu tanımlanmış bir formüldür; düşman hibrit savaşta gücümüzün “içten erimesini” hedeflemektedir. Biz siyasi anlaşmazlıklarımızı yönettiğimizde, “toplumsal farklılıkları” öne çıkarmadığımızda ve hepiniz “kutsal bir ittifak” bayrağı altında düşmanın karşısında durduğumuzda, düşmanın hezimete uğramaktan başka çaresi kalmaz. Halk; seçkinlerin ve siyasi grupların “hesaplaşma” yerine “hizmet etmeye ve sorunun çözümüne yardımcı olmaya” vurgu yaptığını gördüğünde, toplumun ruhsal güvenliği garanti altına alınır. Ancak tıpki son bir ayda zaman zaman acı sahnelerine tanık olduğumuz gibi, kürsü sahipleri ve söz sahipleri sokak alanını bir ayrışma yeri haline getirirse, halk huzursuz olur ve neuzübillah kendi rejimini destekleme ve yolunu seçme konusunda tereddüde düşer. İşte bu, düşmanın şeytani amacına ulaşmak için aşmaya çalıştığı ve uğrunda milyarlarca dolar harcadığı o “çatlaktır”.
4- Ümmetin İmamı’nın stratejik ve yol gösterici mesajının ardından, savaştaki tutumunu sahte müzakere masasına geri dönerek yeni arabulucularla değiştirebilmek için düşmanın bugünlerde nasıl çırpındığını, nasıl acziyet çığlıkları attığını görün. Bugünlerde tanık olduğumuz bu durum, Devrim Lideri’nin mesajı etrafında tek bir eksende kenetlenme alanında gerçekleşen “kutsal ittifakın” ürünüdür. Amel sahasında anlaşmazlık davullarına vuran kişiler olursa, sahada düşmanın hezeyanlarına yeniden tanık olmamız doğaldır. Yine de düşmanın her eylemine, yüce Devrim Lideri’nin de buyurduğu gibi, pişman edici bir yanıt verilecektir.
5- Bugün ülkenin tamamen savaş koşullarında olduğunu kabul edelim. Bu savaşın barut kokusu sadece Amerikalı-Siyonist düşmanla yapılan harp sahasında değil, tüm imkanlarını düşmanın hizmetine sunan ve bugüne kadar İran’ın nezaketi nedeniyle altyapılarına müdahale edilmemiş olan tüm ülkelerle olan sahalarda da hissedilmektedir. Hatta bu savaş harp sahasıyla da sınırlı kalmayıp, düşmanın her seferinde ahdi ihlal ettiği diplomasi sahasında da sürmektedir. Hem sahada hem de diplomasi alanında defalarca yenilginin acı tadını tadan düşmanın, operasyonları için yeni bir ortam kolladığı kesindir. Düşman böyle bir ortam için “toplumsal dayanışmanın çöküşüne” bel bağlamıştır ki belki bu zeminde Ocak 2026 (Dey 1404) fitnesi gibi olayları organize edip operasyona geçirebilsin. Bu nedenle, savaş zamanında “ittifakın” sadece bir tercih değil, her siyasi görüşten herkesin taahhüt etmesi gereken “tek yol” olduğu temel ilkesine dikkat etmeliyiz. Bu zorunluluğa binaen Devrim Lideri, “devrimin samimi ve sevdalı unsurlarının” ağır sorumluluğunu vurgulayarak hareket yolunu aydınlatmıştır; böylece çekişme ve ayrılıktan kaçınmanın yanı sıra “kutsal ittifak”, düşmanı hezimete uğratmak, bağımsızlığın, gelişmenin ve ilerlemenin zirvesine ulaşmak için milletin önündeki tek kapsayıcı ve daimi strateji olacaktır.
not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
