Arap dünyasının tanınmış analisti, ABD’nin büyük kayıplara uğradığı ve tüm Orta Doğu bölgesini kaybettiği bir dönemde İran’daki yeni yönetimin kendisini savaşa hazırladığı görüşünde. ABD ve silahları heybetini ve ihtişamını kaybetti; ABD ve silahlarının İran karşısındaki yenilgisinin ardından artık hiçbir ülke Washington’dan silah satın almıyor.
Arap dünyasının ünlü analisti Abdülbari Atvan, “Sawt” YouTube kanalına yaptığı açıklamaların bir bölümünde şu ifadeleri kullandı: “Önemli gelişmeler yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump; ansızın, hiçbir uyarı veya altyapı hazırlığı olmaksızın savaş alanında gerilimi tırmandırmaktan kaçınma ve yumuşamaya doğru ilerleyeceğini, İran’a karşı ekonomik baskı yolunda adımlar atacağını duyurdu. İran’ı denizden, askeri olarak vb. kuşatma altına alacağını, Basra Körfezi’ni 20 torpido muhribi ve 3 destroyer ile dolduracağını söyleyen Trump, İran’a yönelik ekonomik baskıya yönelmeyi tercih ettiğini belirtti.”
“Bu adımın nedeni, Trump’ın İran’ı mağlup edemeyeceğini ve Hürmüz Boğazı’nı açamayacağını anlamış olmasıdır. Ekonomik kayıpları azaltmak ve Cumhuriyetçi Parti’yi ara seçimlerde kurtarmak için yöntemini tamamen değiştirmek zorundadır. Oysa daha önce İran’a karşı emsalsiz bir saldırı düzenleyeceği, İran’ı Taş Devri’ne geri döndüreceği ve cehennemin kapılarını İran’a açacağı tehdidinde bulunuyordu. Hile yapıyordu ve bu tehditlerle İran’ın teslim olmasına bel bağlamıştı. Ancak İran asla teslim olmayacaktır.”
“Benjamin Netanyahu, yanlış bilgiler vererek Trump’ı İran’la savaşa sürükledi. İran’ın alacağı ilk darbeyle teslim olacağını söylemişti. Fakat tüm hesapları yanlış çıktı; İran son ana kadar güçlü durdu. Lübnan, Yemen ve Irak’taki direniş hareketleri de İran’a destek verip arkasında durdu, İran da bu hareketleri destekledi. Lübnan Hizbullah’ı, Yemen Ansarullah’ı ve Irak Haşdi Şabi’si halen çok güçlüler. Bu hareketler tüm cephelerde güç denklemini değiştirdi.”
“İsrail rejimi şimdi savaşa tek başına devam edeceğini iddia ediyor. Tek başlarına savaşa devam edemezler çünkü 12 Gün Savaşı’nda İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını durdurması için yalvarıyorlardı. ABD’nin İran’ı yok edeceği hesabını yapıyorlardı. Fakat ABD de İran’a yenildi ve son 6 ay boyunca ABD’nin savaştaki kayıpları her geçen gün arttı.”
“Demokrat Senatör Chris Murphy, Trump’ın İran’a karşı savaşı kaybettiğini ve şimdi İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açması için Tahran’a yıllık 100 milyar dolar verme konusunda müzakere yürüttüğünü; böylece ‘Hürmüz Boğazı’nı biz açtık ve kazandık’ iddiasında bulunmaya çalıştığını söyledi. Oysa Trump hiçbir şey yapmayı başaramadı.”
“Trump, Netanyahu’nun teşvikiyle ve iki temel hedefle savaşa girdi: İran’ın nükleer programını imha etmek, yaklaşık 500 kilogram zenginleştirilmiş uranyumu kontrol altına almak ve İran’da rejim değişikliği sağlamak. Ancak artık Trump İran’ın nükleer programından veya bu ülkedeki rejim değişikliğinden söz etmiyor.”
Atvan sözlerine şöyle devam etti: “İran’daki yönetim şu an geçmişe kıyasla daha güçlü ve nüfuzludur; çünkü bu ülke büyük güçlerin elde edemediği başarılar kazanmıştır. İran, ABD’yi mağlup etmiş, ABD ise Orta Doğu bölgesinde hiçbir başarı elde edememiştir. Şimdi bu ülke Orta Doğu bölgesinden çekilmektedir; ABD’nin Vietnam ve Afganistan’daki yenilgileri İran’da, Basra Körfezi’nde ve Orta Doğu’da tekerrür etmektedir. ABD ve silahları ihtişamını ve prestijini kaybetmiştir. Bu ülkenin Patriot ve THAAD füze savunma sistemleri ile diğer önleme sistemleri İran füzeleri karşısında yenilgiye uğramıştır. İran füzeleri bu sistemlerden çok daha gelişmiştir.”
“Şimdi koşullar tamamen değişti ve İran yönetimi çok daha güçlü hale geldi. İran’da rejim değişikliği için hiçbir iç protesto yaşanmadı. İki husus İran yönetiminin daha güçlü hale geldiğini gösteriyor: Ayetullah Mücteba Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile görüştü. Bu durum İran liderliğinin halen güçlü olduğunu ve duruma hakim olduğunu gösteriyor. Muhsin Rızai, Milli Güvenlik Yüksek Kon省Sekreteri olarak seçildi. O uzun süre Devrim Muhafızları Komutanıydı. Bu tercih barışa değil, savaşa hazırlıklı olunduğunu göstermektedir.”
“Yaptırım ve ekonomik ablaka masalı da tamamen bir yalandır; zira İran 40 yılı aşkın süredir yaptırımlarla karşı karşıya ve bu 40 yıl boyunca asla teslim olmadı. İran’daki yeni yönetim, Hürmüz Boğazı’nı ancak ABD’nin İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde yeniden açacağını güçlü bir şekilde ilan etti. Bu şartlar şunlardır: Tüm yaptırımların kaldırılması ve limanlara yönelik deniz ablukasının sona erdirilmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması, ABD ve İsrail rejiminin Lübnan, Irak, Gazze, İran vb. yerlerdeki savaşlarına son verilmesi…”
Abdülbari Atvan açıklamasının son bölümünde şunları söyledi: “İran ve müttefiklerinin gelişmiş ve misket başlıklı füzeleri işgal altındaki toprakların derinliklerine ulaştı. İran’daki yeni yönetim kendisini savaşa hazırlıyor. Ayetullah Hamaney’in varlığı İran yönetiminin güçlendiğini ve ABD’nin teslim olduğunu ifade etmektedir. Bu ülke çok büyük kayıplara uğradı. Tüm Orta Doğu bölgesini kaybetti. ABD ve silahları ihtişamını kaybetti. ABD ve silahlarının İran karşısındaki yenilgisinin ardından artık hiçbir ülke bu ülkeden silah satın almıyor. Tüm Patriot ve THAAD sistemleri vb. İran füzeleri karşısında başarısız oldu ve İran füzelerini engelleyemedi.”
“Ayrıca hiçbir müzakere gerçekleşmeyecektir. Artık İran’ın nükleer tesisleri ve zenginleştirilmiş uranyumu müzakere masasında gündeme gelmeyecektir. ABD de İsrail rejiminden Lübnan, Gazze, Irak ve İran cephelerindeki savaşı sona erdirmesini istiyor. ABD Ordusu Komutanı General Cooper, işgal altındaki topraklara gerçekleştirdiği üç saatlik şimşek hızındaki ziyarette Netanyahu ve İsrail rejiminin diğer liderlerine savaşı hızla bitirmeleri gerektiğini, ABD’nin artık savaş istemediğini ve bu kadar kayıp, yenilgi ve zilletin kendisi için kafi olduğunu söyledi.”

♥️ MALCOLM-XX ♥️
SURİYE’DE ABD VE AKP’NİN BİRLİKTE MAZLUM SURİYE HALKLARINA DAYATMIŞ OLDUĞU BU BM’DEN ÖDÜLLÜ OLAN AHMET EL ŞARA İSİMLİ YEZİT’Çİ TERÖRİSTİN DESPOT YÖNETİMİNDE Mİ SURİYE’NİN MAZLUM HALKLARI BİRLEŞECEK DE SURİYE’NİN ÜNİTER YAPISI VE TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KORUNACAK ÖYLE Mİ EYY AKP, MHP, VP, CHP VE SÖZDE YENİ PARTİ YÖNETİMLERİ ; SİZ ANCAK KENDİNİZİ ALDATIRSINIZ, BÖYLE BİR DESPOTLUK ALTINDA SURİYE BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜ ASLA SAĞLANAMAZ VE BU TERÖRİST ŞARA DESPOT YÖNETİMİNİN ISRARLI DEVAMI YANİ TÜM KESİMLERİ KAPSAYICI VE KUCAKLAYICI DAHA İNSANCIL VE DEMOKRATİK HÜKÜMET KURULMAZSA SURİYE’DE, BU DURUM İSRAİL’İN SURİYE’Yİ BÖLÜP PARÇALAYIP, YUTUP, PEYDERPEY KENDİ TOPRAKLARINA KATMASINA VE BÜYÜTMESİNE YARAR ANCAK VE ANCAK !!! İSRAİL İÇİN SURİYE’NİN VE ÜRDÜN’ÜN İŞGAL VE İLHAK’I GAZZE’DEN VE GÜNEY LÜBNAN’DAN DAHA KOLAYDIR, ÇÜNKÜ BUNLARIN ARKASINDA ÇİN VE RUSYA DESTEKLİ GÜÇLÜ BİR İRAN VAR, PARDON SURİYE’NİN ARKASINDA KİM OLACAK Kİ SİZCE ACABA ?!
ABD EMİRERİ VE AMADESİ OLAN VE ÜLKE SEÇMENİNİN GÖZÜNDE DE ÇOKTAN BİTİK DURUMDA OLAN TUTARSIZ AKP YÖNETİMİ Mİ SURİYE’NİN ARKASINDA OLACAK VE DURACAK ?!
GÜLDÜRMEYİN LÜTFEN, PARDON AMA BU BİLDİĞİMZ AKP LİDERİ ŞİMDİYE KADAR ABD OLURU DIŞINDA HANGİ YÖNETİMİN ARKASINDA DURDU DA O YÖNETİM AYAKTA KALDI VE BAŞARILI OLDU, SÖYLER MİSİNİZ LÜTFEN ?! KUZEY KIBRIS’I BİLE, VATAN PARTİMİZİN OLANCA ÇAĞRI VE ÇABALARINA RAĞMEN VE ULUSLARARASI ORTAM
ÇOK MÜSAİT OLMASINA RAĞMEN, ABD İSTEMEDİĞİ İÇİN BUNA ASLA YANAŞMADI,TERÖRİST SARA’DA ANCAK İSRAİL SURİYE’Yİ BÖLÜNCEYE KADAR SURİYE’NİN BAŞINDA KALMASINA BU NEDENLE ABD MÜSAADE ETTİĞİ KADAR KALABİLİR ANCAK !!!
AKP LİDERİNE FAZLA GÜVENEN HAPI ÇOKTAN YUTAR VE ZATEN AKP LİDERİMİZ KİME “DOSTUM” FİLAN DEMİŞSE O LİDERLERİN TÜMÜ DE HAPI ÇOKTAN YUTMUŞLARDIR MAALESEF TIPKI, SADDAM, KADDAFİ, ESAT VS. AKP LİDERİMİZ EN SON OLARAK ABD BAŞKANI TRUMP’A “DOSTUM” FİLAN DEDİ Kİ ONUN DA ABD’DEKİ DURUMU ŞU ANDA SALLANTIDADIR AÇIKÇASI ! …
İŞTE BU KONUDAKİ HABERİMİZ :
(Rast Haber)
Reuters’ın Haberi :
Colani Hapishanelerindeki Durum
23.12.2025 5:36 pm
Terör örgütü HTŞ lideri Ahmet el-Şara (Ebu Muhammed el-Colani) liderliğindeki hükümete bağlı güvenlik güçlerinin, hiçbir resmi suçlama yöneltmeden binlerce kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.
Reuters, eski mahkumlar ve aileleriyle yaptığı görüşmelere dayanarak, Beşşar Esad hükümetinin düşüşünden bu yana son bir yıl içinde Colani hükümeti tarafından tutuklanan en az 829 Suriyelinin ismine ulaştı.
Keyfi Tutuklamalar ve İşkence Metotları
Araştırma, gerçek tutuklu sayısının Reuters’ın tespit edebildiğinden çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Raporda öne çıkan bazı dehşet verici detaylar şunlardır:
Kayıt Dışı Ölümler: Belgelenmemiş işkence vakaları ve gözaltında ölümler sistematik bir uygulama haline gelmiş durumda. Reuters, en az 11 kişinin gözaltında öldüğünü belgeledi.
Şantaj ve Fidye: Cezaevi gardiyanı olduklarını iddia eden kişilerin, tutukluları serbest bırakma vaadiyle ailelerden 500 dolardan 90 bin dolara kadar değişen miktarlarda haraç istediği ortaya çıktı.
Gayriinsani Koşullar: Aşırı kalabalık hücreler, gıda yetersizliği ve hijyen eksikliği nedeniyle deri hastalıklarının hızla yayılması mahkumların günlük gerçeği haline gelmiş durumda.
Kapatılan Hapishaneler Yeniden Açıldı
Reuters’ın 140’tan fazla kişiyle (eski mahkumlar, avukatlar, aktivistler) görüşerek hazırladığı rapor, Şam’da daha önce kapatıldığı söylenen El-Mezze Askeri Havalimanı Hapishanesi ve El-Hatip Hapishanesi’nin Colani yönetimi altında yeniden faaliyete geçtiğini ortaya koydu. Özellikle Mart ayında sahil bölgesindeki katliamlarda kaybolan Alevi ailelerin fertlerinden de haber alınamıyor.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ise son bir yılda en az 59 kişinin Colani rejiminin zindanlarında işkence altında can verdiğini raporladı. Onlarca sivil ve eski kamu çalışanının kaçırılarak toplu mezarlara gömüldüğü yönündeki ihbarlar da artmaya devam ediyor.
♥️ MALCOLM-XX ♥️
HAÇLI ABD VE SİYONİST İSRAİL’LE BİRLİKTE, ONURLU ÖZ MUHAMMEDİ (ŞEREFLİ EHLİBEYT’Çİ) DİRENİŞÇİ İSLAM’I YOK ETMEK VE AMANSIZ İSLAM DÜŞMANI OLAN AZGIN İSRAİL’İ BÖLGEDE RAHATLATMAK VE İSLAM ÜLKELERİNE SALDIRMASININ ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL OLAN ÖZ ONURLU DİRENİŞÇİ İSLAM ENGELİNİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN ABD VE İSRAİL’LE İSLAMA İHANET İŞBİRLİĞİNE GİREN BU ALÇAK ORTADOĞU’NUN GAYRİ İSLAMİ YEZİT’Çİ PİYON LİDERLERİ MAALLESEF KENDİ MAZLUM MÜSLÜMAN HALKLARINI, GÖZLERİNİ DAHİ KIRPMADAN İSLAMİ BİRLİK VE KARDEŞLİK İLKESİNE İHANET ETMELERİ İÇİN ABD VE İSRAİL’İN KİRLİ İŞGALCİ VE SÖMÜRGE EMELLERİNİN EMRİNDE, İSLAM İÇİ SAVAŞA EVET GÖZ GÖRE GÖRE SÜRÜKLEMEKTEDİRLER MAALESEF ; PEKİ BU YERYÜZÜNÜN ŞEREFLİ MÜSLÜMANLARI BU ŞEREFSİZCE SATIŞLARA GELİP DE, MÜSLÜMANLARI ABD VE İSRAİL LEHİNE BU ABD YEZİT’ÇİSİ OLAN ÜLKE LİDER MÜSVEDDELERİNİN, BU MÜSLÜMANI MÜSLÜMANA KIRDIRMA İHANETİNE ALET OLUP DA HEP BİRLİKTE APTALCA BİRBİRLERİNİ KIRIP, TÜKETİP DE İSRAİL’İN BÖLGEDEKİ YERİNİ GENİŞLETMEK ÜZERE, CEHENNEME HEP BİRLİKTE TEZ ELDEN GİTMEYİ KABULLENECEKLER Mİ ACABA ?!
İŞTE ÖNEMLİ HABERİMİZ :
(Aydınlık Gazetesi)
Mekke’de oklar batıya değil kuzeye çevrildi :
Suudilerin İran’a karşı ittifak projesi
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşma iç kamuoyuna ‘İsrail karşıtı blok’ olarak sunulsa da uluslararası analizler ve İsrail basını paktın asıl hedefinin İran ve Direniş Ekseni olduğunu vurguluyor. Analizlerde Riyad’ın, kalkanını Tahran’a karşı kurduğu fikri öne çıkıyor.
DIŞ HABERLER SERVİSİ
Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Anlaşması” ülkemizde İsrail karşıtı bir savunma bloku olarak sunuluyor. İran’ı, Filistin’i, Lübnan Hizbullahı’nı, Yemenli Ensarullah Hareketi’ni, yani İsrail-ABD ile savaşan güçleri dışarıda bırakan bu mutabakatın nasıl İsrail aleyhine olduğu ise tartışma konusu.
Nitekim İsrail basınında anlaşmanın imzalanmasının ardından yapılan değerlendirmelerde, “Sünni İttifakı” olarak adlandırılan yapının İran ve İran’la bağlantılı güçlere karşı “bölgesel bir denge” oluşturabileceği yönünde yorumlar yer alıyor.
Diğer yandan İsrail’de Mekke’de oluşturulan savunma blokunun uzun vadede riskler barındırabileceği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. Ancak bunların önemli bir bölümünü, İsrail’in ekim ayında yapılacak seçimler öncesindeki siyasi rekabetten bağımsız değerlendirmek yanlış olur. Mekke Anlaşması’nın İsrail’e yönelik bir tehdit olarak sunulması, Binyamin Netanyahu, Gadi Eisenkot ve Naftali Bennett gibi siyonist siyasetçilerin yarışacağı seçim ortamında tehdit algısının canlı tutulmasına da hizmet ediyor.
Pakistan’ı Şii İran’ın bölgesel etkisine karşı bir denge unsuru olarak gördüğünü yazmıştı.
Bu açıdan Mekke Anlaşması’nın ortaya çıkışını İsrail karşıtı bir ittifak olarak okumak güç görünüyor. Anlaşmanın üç üyesinden Suudi Arabistan’ın doğrudan Direniş Ekseni ile savaşması, Pakistan’ın uzun süredir Riyad’ın güvenlik ortağı olması ve Türkiye’nin de Suudilerin güvenlik endişeleriyle şekillenen bu mimariye katılması, ortaya çıkan yapının öncelikle İran kaynaklı tehditlere karşı şekillendiği değerlendirmesini kuvvetlendiriyor.
‘GÜVENLİK İÇİN POLİTİKALARINIZI DÜZELTİN’
İranlı yetkililerin Mekke Anlaşması’na ilişkin değerlendirmeleri genel olarak ılımlıydı. İslam ülkelerinin bir araya gelmesinin olumlu görüldüğü bu açıklamalar arasında sert tepkiler de bulunuyordu. Bunların başında ise yeni İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai vardı:
“Suudiler, Türkiye ve Pakistan ile yapılan kağıt üzerindeki bir anlaşmanın kendilerine güvenlik getirmeyeceğini bilmelidir. Tıpkı yıllarca Amerikalılara tek taraflı kaynak aktarmanın güvenlik getirmediği gibi. Başkalarından güvenlik dilenmek zorunda kalmamak için politikalarınızı düzeltin.”
Tehran Times anlaşmayı Riyad’ın “stratejik paniği” olarak yorumlarken, Press TV ittifakın ortaya çıkmasının temel nedeni olarak ABD’nin Körfez’i koruyamaması ve bölgesel ülkelerin yeni güvenlik arayışına girmesini gösterdi.