Amerikan dergisinde yayımlanan bir analize göre, Beyaz Saray’a İran’a karşı yürütülen savaşa dair hepsi uzmanlara göre olumsuz sonuçlar doğuracak üç ana stratejik görüş teklif ediliyor.
Politico dergisinin analisti, ABD’de hiç kimsenin İran’da zafer kazanmak için sağlam bir stratejiye sahip olmadığını vurguluyor.
Raporda şu ifadelere yer veriliyor: Bu durum, ABD’nin o ülkeyi ayaklanma ve iç savaştan kurtaramadığı görünen 2000’li yılların ortalarındaki Irak Savaşı’nın en karanlık günlerini hatırlatıyor. Ancak mevcut ve eski ABD’li yetkililer, İran çatışmasındaki ölüm oranının şimdiye kadar daha düşük olmasına rağmen risklerin çok daha büyük olduğunu belirtiyor.
İran çatışması, Irak’taki büyük kan dökülmelerine kıyasla daha geniş küresel etkiye sahip. Tahran’daki İslamcı rejimin Hürmüz Boğazı’nı kapatmasından kaynaklanan ekonomik sancılara bakmak yeterlidir. 2000’li yıllarda ABD küresel nüfuz konusunda daha az zorlukla karşılaşıyor ve büyük bir yenilgiyi göğüsleyebiliyordu. Şimdi ise Ortadoğu’daki hataları nedeniyle ABD’nin itibarı azalırken, Çin’in yıldızı parlıyor.
Her iki kanattan yetkililer, Donald Trump’ın İran’da ne yapılması gerektiği konusunda sürekli bocalayarak ve yardımcı olabilecek ülkelerle ABD ittifaklarını zayıflatarak Amerikan itibarına daha fazla zarar verdiğini söylüyorlar.
Trump döneminin eski Ortadoğu şahinlerinden Elliot Abrams, “Çok tehlikeli bir an ve Trump yönetimi belirsizlik ve liyakatsizlik sergiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Biden yönetiminde kıdemli bir Pentagon yetkilisi olarak görev yapan Dan Shapiro da aynı fikirdeydi: “Zorlu müzakerelerin olması normaldir, ancak kelimenin tam anlamıyla hepsinin kötü olduğu seçeneklerle, kendi yarattığımız bir çıkmazda kendimizi bulmamız çok nadir görülen bir durumdur.”
Mevcut ve eski ABD’li yetkililere zafer kazanmak için ne yapılması gerektiği sorulduğunda, en yaygın ilk yanıt, “Bu savaşı asla başlatmamalıydık” anlamına gelen bir tür feryat oldu. Ardından şu cümle geldi: “‘Zafer’ derken neyi kastediyorsunuz?”
Bu adil bir soru ve Beyaz Saray, hedeflerini sürekli değiştirdiği için bunu yanıtlamakta başarısız oldu. Trump savaşı; İran’ın nükleer programını sona erdirme, askeri kapasitesinin büyük kısmını imha etme ve rejim değişikliğine işaret etme amacıyla başlattı. Şimdi ise daha çok Boğaz’ı İran’ın elinden kurtarmayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Yönetimin alt kademelerinde bir hayal kırıklığı hissi hâkim.
Yönetimin Ortadoğu stratejisine aşina olan bir ABD’li yetkili, “Bu durumdan çıkış yolu görmüyorum” dedi. Bu yetkili, Trump’ın ekibinin “esas itibarıyla İran’ın yöneticilerini yanlış anladığını” savundu. Trump ve yardımcıları, “yalnızca baskı uygulamaya devam edebileceklerini ve İran’ın çökeceğini her zaman hissettiler, ancak rejim çökmecektir.”
Beyaz Saray sözcülük ofisi, görüş talebime yanıt olarak şu açıklamayı yaptı: “[Başkan] diplomatik çözümü tercih ettiğini söylemekte tutarlı olmuştur, ancak İran terörizme devam ederse ve anlaşmaya yanaşmazsa, tüm seçenekleri masada tutmaya devam edecektir.”
2000’li yılların ortalarında Irak’ta da kayıplar arttıkça Washington ileriye doğru bir yol çizmekte zorlanmıştı. Fikirler, ABD güçlerini nüfus merkezlerinden çekmekten ülkeyi üç bölgeye ayırmaya kadar değişiklik gösteriyordu. (İkincisini destekleyenler arasında dönemin senatörü Joe Biden da vardı.) Sonunda, ABD birliklerinin sayısının artırılması ve Sünni aşiret liderlerinin El-Kaide’ye karşı ABD güçlerine katılması için ikna edilmesi gibi diğer adımlarla birlikte gidişatın değişmesine yardımcı oldu.
İran ise farklı bir meydan okuma sunuyor. Bu ülke daha büyük, ABD’nin orada kara birlikleri yok, rejimi iktidarda kalmaya devam ediyor ve misillemeleri Ortadoğu’daki ABD müttefiklerini etkiliyor.
ABD’nin Önündeki Üç Düşünce Kampı
ABD’nin ne yapması gerektiğine dair neredeyse üç düşünce kampı bulunuyor – ki bunların hepsinin gerçeklikten ziyade umut üzerine kurulu olduğu görülüyor:
- Birinci Kamp (Şahinler): İran’a karşı askeri ve diğer baskıları artırmak isteyen şahinlerden oluşuyor. Bu grubun önerileri arasında; ABD’nin İran’ın kilit bir petrol üretim noktası olan Harg Adası’nı ele geçirmesi; İsrail’in İranlı liderlere yönelik daha fazla suikast düzenlemesine yeşil ışık yakılması; BAE’nin İran’la ihtilaflı olduğu üç adayı ele geçirmeye zorlanması ve İran genelindeki etnik grupların silahlandırılması yer alıyor. Bazıları 14 günlük bir Amerikan bombardımanının daha yeterli olacağını söylüyor.
- Bu şahinler, rejimin -özellikle de ABD ve İsrail saldırısından sağ kurtulduktan sonra- nükleer silah üretmek ve daha fazla terör ihraç etmek için acele edeceğinden endişe ediyor. Bazıları -her ne kadar doğrudan konuşulmasa da- rejimi iktidarda bırakmaktansa, iç savaşa sürüklense bile İran’ı başarısız bir devlet olarak bırakmanın daha iyi olacağını öne sürüyor.
- İkinci Kamp (Sınırlayıcılar): ABD’nin buna ulaşmak için vazgeçmesi gereken neredeyse her şey ne olursa olsun tansiyonun düşürülmesini isteyen sınırlayıcılardan (restrainers) oluşuyor. Sol ve sağ kanattan bazı yetkililer bile bu fikirlerle aynı çizgidedir. Sınırlayıcılar, yaptırımların hafifletilmesi gibi tavizler vermek anlamına gelse bile ABD’nin İran’la anlaşmaya varması gerektiğini söylüyor.
- Bu grup, anlaşmanın imkansız olması durumunda ABD’nin tamamen geri çekilmesi ve bölgenin sonuçlarla baş başa kalmasına izin vermesi gerektiğini savunuyor. İran’ın askeri yetenekleri zayıfladı, dolayısıyla bu Washington için tam bir yenilgi sayılmaz. Neden ABD’nin canı ve daha fazla kaynağı tehlikeye atılsın ki? ABD halihazırda kritik mühimmat sıkıntısıyla karşı karşıya.
- Üçüncü Kamp: Şahinler ile sınırlayıcılar arasında bir yerde yer alıyor. Bu grup, ABD’nin İran deniz trafiğine yönelik ablukasını sürdürmesini istiyor. Umut odur ki böyle bir eylem, mevcut ve yeni yaptırımlarla birlikte, rejim ABD’nin taleplerine boyun eğene veya kendi vatandaşları tarafından devrilene kadar İran ekonomisini yıpratacaktır.
- Bu konudaki öne çıkan seslerden biri, şu anda Demokrasileri Savunma Vakfı’nda görev yapan eski Hazine Bakanlığı yetkilisi Meyad Maliki’dir. Maliki, böyle bir ablukanın yalnızca sıradan İranlılara zarar vereceği yönündeki itirazları reddediyor. Ancak İran’ın kırılma noktası bu gruptakilerin çoğunun düşündüğünden daha zor olabilir.
Sonuç ve Çıkarımlar
İrak’ın yansımaları, İran durumunu dış politika uzmanları için daha da cıldırtıcı hale getiriyor.
Washington’daki Brookings Enstitüsü’nde İran analisti olan Suzanne Maloney, “Irak gibi bu da kendi ellerimizle yarattığımız zor bir durumdur; öngörülmeliydi ve daha bilinçli bir planlamayla hafifletilebilirdi” görüşünde.
Irak, 2003 ABD işgalinin sonuçlarına katlandıktan sonra daha sonra terör grubu IŞİD’e karşı savaştan sağ çıkmak zorunda kaldı. Ancak bugün, tarihi göz önüne alındığında nispeten iyi durumdadır ve birkaç seçim gerçekleştirmiştir.
Washington’un Tahran’la başa çıkabilmesi için ABD’de yeni bir başkana ihtiyaç duyulabilir.
İranlı analistler, bazıları rejim yetkilileriyle temasta olanlar, Tahran’ın Trump’ın ciddi bir barış anlaşmasıyla ilgilenmediğine ve bunu sürdürmesi konusunda kendisine güvenilemeyeceğine inanıyor gibi göründüğünü söylüyorlar.
Dolayısıyla, Trump’ın yerine kim gelirse gelsin olağanüstü bir kargaşeyle, aynı zamanda küresel liderlik sergilemek için olağanüstü bir fırsatla karşı karşıya kalacaktır.
Bu arada, kesinlikle yeni fikirler yolda. Acaba büyük bir tahta atın nasıl yapılacağını bilen var mı?
not: bu analiz tahrireh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
