Peygamberimiz Hz. Muhammed’in(sa) mübarek veladeti münasebetiyle dünyanın çeşitli ülkelerinde vahdet haftası çerçevesinde birlik beraberlik çağrısı yapılırken ülkemizde bazı fitneciler nefret ve ayrılıktan besleniyorlar.
Türkiye’nin ve bölgenin bugün her zamankinden daha fazla birliğe, kardeşliğe, sağduyuya ve birbirine sahip çıkmaya ihtiyacı vardır.
Tam da böylesi hassas bir dönemde, yıllardır “siyasal Alevilik” söylemini adeta diline pelesenk eden; Alevileri toplumun gözünde belli siyasi adreslerle ilişkilendirerek hedef gösteren ve bir televizyon programında Alevileri “Nusayri” ifadesi üzerinden tanımlayan gazeteci Kemal Öztürk’ün bu yaklaşımını büyük bir üzüntü, öfke ve kaygıyla karşılıyoruz.
Buradan açıkça ifade ediyoruz:
Aleviler kimsenin hedef tahtası değildir.
Alevilik üzerinden siyasal hesaplar yapılamaz. İnsanları inançları, mezhepleri, kökenleri ve kimlikleri üzerinden ayrıştırmak; toplumun bir kesimini çeşitli imalarla işaret etmek, yalnızca o kesime değil, Müslümanların toplumsal barışına yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Bizler, bu ülkenin acısını da sevincini de birlikte yaşamış insanlarız. Aynı toprağın yağmurunu, aynı göğün altında aynı güneşi paylaşıyoruz. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, bu ülkenin nice zor gününde omuz omuza duran insanların torunlarıyız.
Bu nedenle bugün söylenecek her sözün sorumluluğu vardır. Hele ki milyonlarca insanın hassasiyetlerini ilgilendiren inanç ve kimlikler üzerinden yapılan her ima, her yaftalama ve her hedef gösterici söylem, toplumda onarılması güç yaralar açabilir.
Bir gazetecinin, bir aydının, bir kanaat önderinin sözü; sıradan bir söz değildir. Çünkü söylenen söz milyonlara ulaşır, zihinlerde iz bırakır. Bu nedenle medya mensuplarının kullandığı dilin sorumluluk, özen ve vicdan taşıması gerekir.
Biz, Kemal Öztürk’ün Alevileri hedef alan ve ayrıştırıcı bulduğumuz bu söylemlerini kınamakla kalmıyor, şiddetle lanetliyoruz.
Ancak bizim itirazımız bir kişiyi lanetlemekle sınırlı değildir.
Bizim itirazımız; Alevinin, Sünninin, Türkün, Kürdün, Lazın, Çerkezin, Nusayrinin, inananın, inanmayanın birbirine düşmanlaştırıldığı bir Türkiye anlayışınadır.
Çünkü biz biliyoruz ki:
Bir toplumu yıkan önce sözlerdir.
Sözler zehirlenirse gönüller zehirlenir.
Gönüller zehirlenirse kardeşlik yara alır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni ayrılıklar üretmek değil, yaralarımızı sarmaktır.
İnsanları inançları üzerinden etiketlemek değil, birbirinin acısını anlamaktır.
Birbirimize şüpheyle bakmak değil, birbirimize güvenmektir.
Türkiyeli Aleviler olarak bu ülkenin hiçbir vatandaşının inancı, kimliği nedeniyle hedef gösterilmesini, halk arasında nefret tohumları ekilmesini asla kabul etmiyoruz.
Aleviler bu ülkenin öz evlatlarıdır.
Ne eksik ne fazla…
Kimsenin lütfuna, himayesine, vesayetine ihtiyacımız yoktur.
Biz yalnızca eşit yurttaşlık, saygı, adalet ve kardeşlik istiyoruz.
Bu vesileyle bütün vicdan sahibi insanlara, gazetecilere, siyasetçilere, akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına ve toplumun her kesimine çağrımızdır:
Kim ayrıştırıcı konuşuyorsa onu kınayın.
Kim bir topluluğu hedef gösteriyorsa onu uyarın.
Kim kardeşliğin arasına nifak sokuyorsa ona karşı durun.
Çünkü bugün Aleviyi hedef alan bir söz karşısında susan, yarın başka bir kimliğin hedef alınmasına da sessiz kalabilir.
Unutmayalım:
Birimizin huzuru hepimizin huzurudur.
Birimizin acısı hepimizin acısıdır.
Birimizin özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür.
Biz kavga istemiyoruz.
Biz nefret istemiyoruz.
Biz ayrılık istemiyoruz.
Biz çocuklarımızın birbirinden korktuğu değil, birbirine sarıldığı bir Türkiye istiyoruz.
Ve son sözümüz şudur:
Bu topraklarda kardeşliğin sesini, ayrılığın sesinden daha güçlü çıkaracağız.
Aleviyi hedef gösteren de Sünniyi hedef gösteren de Türkü Kürdü, Nusayriyi başka bir kimliği ötekileştiren de bilmelidir ki; bu ülkenin gerçek sahibi nefret değil, kardeşliktir.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni düşmanlıklar değil, daha fazla vicdan, daha fazla adalet ve daha fazla kardeşliktir.
Kardeşliğimizi hedef alan her sözün karşısında,
barışın, vicdanın ve insanlığın yanında durmaya devam edeceğiz.
