Çin’in Hürmüz Boğazı Konusundaki Tutumu Araplara Yaklaştı mı?

Çin’in Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğine yönelik yaklaşımı sadece Pekin’in İran veya Basra Körfezi Arapları ile olan ikili ilişkilerini kapsamakla kalmayıp, uluslararası düzenin daha geniş tablosu içinde değerlendirilmelidir.

Al-Araby Al-Jadeed, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’e dayandırarak Pekin’in uluslararası deniz taşımacılığı hatlarının güvenliğini korumak amacıyla Orta Doğu ülkeleriyle iş birliği yapmaya hazır olduğunu duyurdu.

Bu doğrultuda Şi, dış güçlerden Orta Doğu’ya yönelik çifte standartlarını bir kenara bırakmalarını istedi.

Çin Devlet Başkanı ayrıca Kahire ile güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı ve tarafların terörle mücadele yönündeki karşılıklı çabalarını destekledi.

Çin Devlet Başkanı’nın bu tutumu hakkında, Pekin’in bu yaklaşımının tamamen yeni ve emsalsiz bir duruş olmadığı, aksine Pekin’in Ramazan Savaşı’nın başından bu yana izlediği tutumun bir devamı ve sıkılaştırılmış hali olduğu dikkate alınmalıdır.

Bu adım, Çin’in bölgesel istikrarsızlığın ortasında kendi deniz taşımacılığı güvenliğini sağlamaya yönelik artan pratik ve diplomatik çabalarının bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Ramazan Savaşı ve Çin’in Hürmüz Boğazı Yaklaşımı

Şubat 2026 sonlarında çatışmaların başlamasından bu yana Çin, deniz taşımacılığı çıkarlarını korumak için çok boyutlu bir yaklaşım benimsemiştir. Bu doğrultuda Pekin, gerilimin azaltılması ve seyrüsefer güvenliğinin sağlanması yönünde acil çağrılarda bulunmuştur.

Savaşın başlarında Çin, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin ciddi oranda düşmesinden ve bunun enerji ithalatı üzerindeki etkisinden endişe duyarak askeri operasyonların durdurulmasını ve gerilimin azaltılmasını talep etti.

Bu talepleri, Nisan 2026 başlarında Çin ve Pakistan’ın sunduğu 5 maddelik plan gibi daha resmi girişimler izledi. Bu planda Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilerin güvenliğinin sağlanması ve emniyetli geçişlerinin gerekliliği açıkça vurgulanmıştı.

Söz konusu plan; savaşın durdurulması, müzakerelerin başlatılması, sivillerin korunması, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğinin temini ve uluslararası hukuka uyulması yoluyla krizin çözümü için sunulmuş kapsamlı bir teklifti.

Çin’in Seyrüsefer Güvenliğindeki Pratik Adımları

Gerilimin tırmanması ve deniz taşımacılığına yönelik saldırıların ardından Çin daha pratik adımlar atmıştır. Temmuz 2026 sonlarındaki raporlara göre Çinli diplomatlar, Çin petrol tankerlerinin Kızıldeniz’in güneyinden güvenli geçişine izin verilmesi garantisini almak üzere Yemen’deki Ensarullah hareketiyle doğrudan görüşmelere başladı.

İran’ın bilgisi dahilinde gerçekleşen bu adım, Pekin’in hayati çıkarlarının güvenliğini sağlamak amacıyla bölgedeki silahlı gruplarla doğrudan müzakerelere girme kararlılığını göstermektedir.

Bu aşamadaki temel fark, genel diplomatik çağrılardan kendi gemilerini korumaya yönelik pratik ve doğrudan eylemlere geçilmesidir.

Çin’in önceki tutumu ülkelerin egemenliğine saygı gösterilmesi ve uluslararası su yollarının güvenliğinin diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini vurgularken, son gelişmeler Pekin’in özellikle doğrudan tehditler karşısında deniz taşımacılığı çıkarlarını korumak adına çatışmaya müdahil olan devlet dışı aktörlerle pratik temas safhasına geçtiğini göstermektedir.

Bu adım, siyasi tutum almanın ötesine geçen bir hamle olup Çin’in enerji tedarik zinciri ve deniz ticareti güvenliğine verdiği önceliği ortaya koymaktadır.

Çin’in Kızıldeniz’de Pratik İş Birliği Vurgusu

Çin’in şu anki yeni ve pratik adımlarının odak noktasının, Kızıldeniz’de (Babülmendep Boğazı) seyrüsefer güvenliğini sağlamak için Yemen Ensarullah’ı ile kurduğu doğrudan temas olduğu unutulmamalıdır.

Diğer taraftan Çin, eş zamanlı olarak Fars Körfezi ülkeleriyle Hürmüz Boğazı’ndaki duruma ilişkin görüşme ve koordinasyonu sürdürmektedir; ancak bu iş birliği Ensarullah ile olan pratik ve doğrudan adımlardan ziyade siyasi ve diplomatik düzeydedir.

Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapalı olması nedeniyle Kızıldeniz hattı Babülmendep üzerinden Suudi Arabistan petrolünün Çin’e ihracatı için hayati bir damar haline gelmiştir.

Yemen Ensarullah’ının 20 Temmuz 2026’da Suudi limanlarına erişimi engelleme tehdidinin ardından Çin, petrol akışını sürdürebilmek için doğrudan bu grupla müzakereye oturmuştur.

Çin, genel bir garanti almak yerine Yemen Ensarullah’ı ile duruma özel koordinasyon sağlamakta ve her bir tankerin geçişini münferit olarak koordine etmektedir.

Buna rağmen Çin’in Fars Körfezi Arapları ile Hürmüz Boğazı konusundaki iş birliğinin ağırlıklı olarak diplomatik ve siyasi çerçevede yürütüldüğü dikkate alınmalıdır.

Fars Körfezi’nin Arap ülkeleri, gerilimi düşürmek ve Hürmüz Boğazı’nda normale dönülmesini sağlamak amacıyla Çin’den İran üzerindeki ekonomik nüfuzunu kullanmasını talep etmişti.

Bu doğrultuda üst düzey Çinli yetkililer, Fars Körfezi Arapları ve İran ile yoğun görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde Çin; ateşkes, gerilimin tırmandırılmaması ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvenceye alınması gerekliliğini vurguladı.

Buna rağmen söz konusu iş birliği daha çok siyasi arabuluculuk ve Tahran’ın en büyük ticari ortağı olan Çin’in İran ile olan ekonomik ilişkilerini kullanarak onu müzakereye ve kısıtlamaları azaltmaya teşvik etmesi üzerinde yoğunlaşmıştır.

Bu doğrultuda Çin temkinli davranmış, İran ile doğrudan karşı karşıya gelmekten veya ABD tarzı güvenlik taahhütlerini üstlenmekten kaçınmıştır. Nitekim Çin, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla bölgede koalisyon kurulmasına zemin hazırlayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etmiştir.

Çin ayrıca G20 Maliye Bakanları’nın son toplantısında Hürmüz Boğazı ile ilgili bir maddeye karşı çıkmış ve bu durum uzlaşıya dayalı ortak bir bildirinin yayımlanmasını engellemiştir.

ABD’nin ev sahipliğinde 31 Ağustos – 1 Eylül 2026 tarihlerinde North Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nda temel görüş ayrılığı, bildiride yer alan ve enerji ticaretindeki aksamalardan duyulan endişeyi dile getirerek Hürmüz Boğazı üzerinden “serbest, güvenli ve öngörülebilir geçişi” vurgulayan madde üzerinde yaşandı.

Tabnak’ın haberine göre, Tayvan Boğazı için bir emsal teşkil etmesi korkusu Çin’in itirazındaki en önemli gerekçe oldu.

Pekin, bu maddede kullanılan ve “seyrüsefer özgürlüğüne” vurgu yapan ifadenin ileride ABD tarafından Çin’in egemenlik iddiasında bulunduğu Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’nde kısıtlamalar oluşturmak amacıyla kullanılmasından endişe etti.

Bu doğrultuda Çin’in muhalefeti nedeniyle ortak bildiri çıkarılması konusunda uzlaşı sağlanamadı ve dönem başkanı olarak ABD, Çin dışındaki diğer 19 üyenin desteklediği “G20 Başkanlık Bildirisi”ni yayımlamak zorunda kaldı.

tabnak.ir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın