Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert Pape, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşta uğradığı başarısızlığın ve küresel sahnedeki diğer faktörlerin; bu ülkenin 1991 Körfez Savaşı’ndan sonra şekillenen “yenilmezlik illüzyonunun” çökmesine yol açtığına inanıyor.
Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Robert Pape; İran-ABD savaşındaki son gelişmeleri, Ukrayna savaşını ve Kırgızistan’daki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesini değerlendirerek, küresel güç dengesinin değiştiğine ve dünyanın ABD üstünlüğü sonrası (post-hemegonik) bir düzene doğru kaydığına dair net işaretler bulunduğunu belirtti.
Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere değinen Pape, İran ile ABD arasındaki son çatışmanın; ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı mayınlama hazırlığında olduğunu iddia ettiği birkaç İran füze fırlatıcısını tespit edip hedef aldığını öne sürmesiyle başladığını söyledi.
İran ise ABD saldırılarına misilleme olarak orantılı bir yanıt vermek yerine çatışmanın dozunu artırdı ve Amerikan üslerini hedef aldı.
Amerikalı analiste göre İran’ın amacı, ABD’nin askeri güç kullanma maliyetini yükseltmektir. Bu durum yalnızca saldırı sayısıyla sınırlı kalmayıp, özellikle petrol piyasası başta olmak üzere ekonomik sonuçları da kapsamaktadır.
Pape, İran’ın gerilimi tırmandırma (escalation) stratejisini benimsediği andan itibaren petrol fiyatlarının da yükseliş trendine girdiğini vurguladı.
“İster ABD İran karşısında duraksasın, ister saldırılarına devam etsin, isterse İran yanıt versin ya da vermesin; ABD gücünü kullanmanın maliyeti artmaktadır.”
Profesör Pape, bu durumu Tahran’ın —özellikle ABD’deki ara seçimler öncesinde— Washington’a ağır bedeller ödetme stratejisinin bir parçası olarak değerlendirdi.
Tahran’ın stratejisini özetleyen Pape: “Eğer ABD duraksarsa, İran Hürmüz Boğazı’nı ve seyrüsefer güvenliğini tehdit ediyor; eğer ABD İran’a saldırırsa, Tahran Amerikan üslerini vuruyor. Dolayısıyla her iki senaryoda da ABD’nin ödeyeceği bedel katlanmaktadır” dedi.
Putin Müzakerelerin ABD Üstünlüğünün Gölgesinde Yapılmasını İstemiyor
Açıklamalarının bir diğer bölümünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in barışa ilişkin son konuşmasına atıfta bulunan Pape, Putin’in Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan bir anlaşma sağlanması gerektiğine vurgu yaptığını belirtti.
Pape, bu tutumdaki en kritik noktanın Putin’in ikili müzakerelerdeki ısrarı olduğunu; bu formatta ABD’nin arabulucu veya müzakere tarafı olarak bir rolünün bulunmadığını vurguladı.
Chicago Üniversitesi profesörü bu durumu, CIA Direktörü John Ratcliffe’in yakın zamanda Moskova’ya gerçekleştirdiği ziyaretle ilişkilendirerek; Washington’ın ABD, Rusya ve Ukrayna arasında üçlü bir müzakere çerçevesi oluşturmaya çalıştığını belirtti.
Pape’in belirttiğine göre Washington’ın tasarladığı planda Donald Trump, Vladimir Putin ve Volodimir Zelenskiy (ABD, Rusya ve Ukrayna liderleri) ortak bir masada müzakere edecekti; ancak Putin, Moskova ile Kiev arasında doğrudan/ikili müzakereleri şart koşarak bu öneriyi fiilen reddetti.
Amerikalı analist ayrıca Trump yönetiminin ana müzakerecileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın Moskova ziyaretine de değinerek, bu ziyaretin Washington’ın pratikte Putin’in istediği çerçeveye dahil olduğunu gösterdiğini söyledi.
Pape’e göre Moskova, Ratcliffe’in ziyaretini bir zayıflık işareti ve Washington’ın kendisini “küresel hakem” olarak tutma çabası şeklinde yorumladı; ABD’nin önerdiği çerçeveyi reddederek Washington’ın elindeki nüfuz ve baskı kozlarının azaldığını gözler önüne serdi.
Siyaset bilimi uzmanı, Moskova’nın ABD veya Ukrayna ile müzakereye kapalı olmadığını, ancak bu müzakerelerin “ABD üstünlüğünün gölgesinde” yürütülemeyeceğini vurguladığını ifade etti.
ABD Baskılarına Rağmen Modi’nin Pezeşkiyan ile Görüşmesi Önemliydi
Pape’in ele aldığı üçüncü gelişme, Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi ve İran dahil üye ülke liderlerinin katılımıyla yayımlanan “Bişkek Deklarasyonu” oldu.
Çin, Rusya ve Hindistan liderleri Şi Cinping, Vladimir Putin ve Narendra Modi’nin zirvedeki varlığına dikkat çeken Pape, Yeni Delhi’nin oynadığı rolün son derece kritik olduğunu belirtti.
Pape, Hindistan’ın bu bildiride Rusya ve Çin’in yanında yer alarak Batı’nın yaptırımlarını ve İran’a yönelik askeri eylemlerini kınadığını söyledi.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin zirve marjında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile gerçekleştirdiği görüşmeye de değinen Pape; tüm bu gelişmelerin, Amerikalı yetkililerin Washington yaptırımlarının uygulanması hususundaki ısrarlarına rağmen yaşandığına dikkat çekti.
Amerikalı analist, bu süreci ABD baskılarının tesirini kaybettiğinin bir göstergesi olarak yorumladı ve denklemdeki en önemli unsurun Hindistan’ın tutumu olduğunu vurguladı.
ABD’nin Çin Karşıtı İttifakı Çatlıyor
Siyaset bilimi profesörü değerlendirmesinin devamında, son gelişmelerin “ABD’nin Çin karşıtı ittifakının çatlamaya başladığını” gösterdiğini ifade etti.
Pape, Hindistan’ın son birkaç on yıldır ABD’nin Çin’in yükselen gücünü dengelemek adına en çok güvendiği ülkelerden biri olduğunu, ancak bugün Yeni Delhi’nin Pekin ile çok daha aktif bir iş birliği yürüttüğünü belirtti.
Pape’e göre ABD’nin amacı İran üzerindeki baskıyı artırarak Washington’ı destekleyen küresel bir ittifak kurmaktı; fakat şu an tanık olunan durum bunun tam tersi bir yönde ilerlemektedir.
Amerikalı analist, ABD’nin Çin’i çevreleme stratejisindeki kilit ortaklarından birinin dahi Rusya ve Çin’e her geçen gün daha fazla yakınlaştığını vurguladı.
ABD’nin Yenilmezlik İllüzyonunun Ölümü
Pape konuşmasının bir diğer bölümünde, ABD hegemonyasının/üstünlüğünün gerilemesinin yalnızca İran savaşından sonra başlayan bir olgu olmadığını, bu savaştan önce de kademeli olarak sürdüğünü belirtti.
Bununla birlikte İran savaşını bu süreçte bir kırılma noktası olarak nitelendiren Pape, durumu “ABD’nin yenilmezlik illüzyonunun ölümü” şeklinde tanımladı.
Pape’e göre ABD’nin bu yenilmezlik algısı, 1991 Körfez Savaşı ve ardından gelen “Şok ve Dehşet” (Shock and Awe) operasyonlarıyla pekişmişti.
Son 35 yıldır ABD’nin ve dünyanın büyük bir bölümünün, Amerikan gelişmiş silahlarının ciddi bir bedel ödemeksizin her türlü düşmanı dize getirebileceği illüzyonuna sahip olduğunu belirten Pape, İran savaşının bu algıyı temelinden sarstığını ifade etti.
Profesör Pape: “Bu savaş, 1991’de şekillenen illüzyona indirilmiş ağır bir darbedir; zira Washington, aylarca süren muazzam askeri ve ekonomik baskıya rağmen İran’ı diz çöktürmeyi başaramamıştır. Bu durum söz konusu efsaneyi yerle bir etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
İran savaşını “tarihi bir dönüm noktası” olarak adlandıran Pape: “İran savaşı ABD için sıradan bir başarısızlık değildir; aksine tarihi bir dönemin sonunu simgeleyen bir eşiğe dönüşmektedir. Dünya sahnesinde ABD hegemonyasının ve üstünlüğünün bu derece sorgulanmasının temel sebebi budur” dedi.
Küreselleşmenin Geriye Gidişi Riski
Pape analizinin sonunda, ABD üstünlüğünün gerilemesinin askeri ve jeopolitik boyutların ötesine geçen sonuçları olacağı uyarısında bulunarak bunun küreselleşme üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
ABD’nin 1991 Körfez Savaşı’ndaki zaferinin sadece askeri bir başarı olmadığını, dünya genelinde ABD’nin küresel ticaret rotalarını ve özellikle enerji nakil hatlarını güvenli tutabileceği algısını yarattığını belirtti.
Chicago Üniversitesi profesörüne göre: “Ülkeler ticaret güzergahlarındaki güvenlik risklerinin hızlıca kontrol altına alınacağından emin olduklarında; ticaretin maliyeti ve riski düşer, sigorta oranları geriler ve neticede küresel ticaret hacmi artar. Küreselleşmeyi şekillendiren ve genişleten temel dinamik de bu olmuştur.”
Ancak Pape, mevcut gelişmelerin en büyük sonucunun küreselleşme sürecinin tersine dönmesi olabileceği konusunda uyardı.
Siyaset bilimi profesörü analizini şu sözlerle tamamladı: “Eğer ABD geçmişte olduğu gibi ticaret yollarının güvenliğini ve küresel istikrarı garanti edemezse; artan risk ve ticaret maliyetleri, dünyayı ekonomik karşılıklı bağımlılığın azalmasına ve küreselleşmeden geriye gidişe doğru sürükleyebilir.”
