- Tarih, güç denklemlerinin en karmaşık matematiksel formüller ve en gelişmiş teknolojilerle hesaplansa dahi ilahi irade karşısında yenilgiye mahkum olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Son yarım asra yakın süreçte; başta ABD olmak üzere düşmanın siyasi ve askeri hesaplamalarının, sahanın gerçekleri ve iman gücü karşısında temelden nasıl bir acziyet içinde kaldığına tekrar tekrar tanıklık ettik.
Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin geçtiğimiz günlerde Hürmüz Boğazı girişinde ABD’ye ait insansız bir otonom denizaltıyı tuzağa düşürerek ele geçirmesi, bu tarihi hesaplaşmanın askeri, istihbarat ve teknolojik boyutlarıyla derinlemesine incelenmesi gereken en son sayfasıdır.
- Bu operasyonda yaşananlar sıradan bir askeri eylem değil; İran Silahlı Kuvvetleri’nin modern savaşın en hassas ve karmaşık alanlarından biri olan denizaltı savunma/taarruz savaşlarındaki istihbarat olgunluğunun, teknik kabiliyetinin ve operasyonel hakimiyetinin bir göstergesidir.
Ele geçirilen sisteme dair ilk incelemeler ve yayınlanan görseller, bu denizaltının Amerikan Anduril firması tarafından üretilen “Dive-LD” modeli olduğunu göstermektedir. Anduril, son yıllarda Pentagon’dan aldığı devasa yatırımlarla askeri yapay zeka ve otonom sistemler alanında ana aktörlerden biri haline gelen yeni nesil bir teknoloji şirketidir.
“Large Displacement” (Yüksek Deplasmanlı) ifadesinin kısaltması olan Dive-LD, basit bir deniz robotunun ötesinde; çok çeşitli sensörler ve görev yükleri taşıma kapasitesine sahip, büyük ölçekli ve otonom bir insansız denizaltı aracıdır.
- Bu büyük başarının haberi yayımlandıktan birkaç saat sonra, ele geçirilen bu eksiksiz ganimetin teknik özellikleri karşısında panikleyen Washington; yalan anlatılarla uğradığı ağır yenilgiyi hafifletmeye ve kamuoyunu yanıltmaya çalıştı.
CENTCOM yetkilileri aceleci ve çelişkili açıklamalarla, söz konusu sistemin eski, arızalı ve kritik ekipmanlardan yoksun olduğunu, hatta daha önce teknik arıza nedeniyle devreden çıkarıldığını iddia ettiler. Bazı Amerikan medyası ise ismi açıklanmayan askeri yetkililere dayanarak, bu denizaltının İran için hiçbir istihbarat değeri taşımayan basit bir araştırma aracından ibaret olduğunu öne sürdü.
Ancak tecrübeler, düşmanın yenilgiler karşısındaki stratejisinin sabit ve öngörülebilir bir kalıba dayandığını göstermektedir: Önce kesin reddetme, ardından küçümseme ve önemsizleştirme, sonrasında şüphe uyandırma ve nihayetinde gerçeği itiraf etme.
Bu kalıp, 2011 yılında RQ-170 casus İHA’sının avlanmasında da net bir şekilde görülmüştü; önce reddettiler, ardından teknik arıza dediler ve en sonunda gerçeği kabul etmek zorunda kaldılar.
Amerikan-Siyonist medyasının, denizaltı sanki hiç işlevsizmiş ve sadece eğlence için denize bırakılmış gibi küçültücü bir dille servis ettiği bu inkâr çabaları, gerçeği saklamaktan ziyade düşmanın hesaplama mekanizmasındaki şaşkınlığı ve öfkeyi ele vermektedir. Stratejik sonuçlarından korktukları bu değerli ganimeti kabullenemedikleri için kamuoyunu saptırmak adına her türlü yola başvurmaktadırlar.
- Bu insansız denizaltı (zehpad) tek başına son derece değerli bir askeri kazanım ve nadir bir ganimet olmakla birlikte; olayın en belirleyici yönü, bu gelişmiş sistemin içinde barındırdığı gizli teknoloji ve istihbarat verileridir. Bu karmaşıklık düzeyindeki yabancı bir sistemi ele geçirmek, İranlı uzmanlar için tersine mühendislik süreciyle teknolojinin katmanlarını çözme, sualtı haberleşme yöntemlerini ve bileşenler arası etkileşimi derinlemesine kavrama adına altın bir fırsat sunmaktadır.
Bu teknik kavrayış; İran için yeni nesil yerli otonom denizaltı sistemlerinin tasarımı ve geliştirilmesinde yeni ufuklar açacak, kritik alanlardaki araştırma-geliştirme sürecini önemli ölçüde kısaltacaktır. İran’ın özellikle İHA alanında yabancı sistemleri tersine mühendislikle yerlileştirme konusundaki başarılı geçmişi, bu tür fırsatların teknolojik bir sıçramaya ve savunma kapasitesinin artırılmasına nasıl dönüştüğünü kanıtlamıştır.
- İran, düşmanın insansız sistemlerini ele geçirme ve tersine mühendislikle yerlileştirme konusunda zengin bir birikime sahiptir:
- RQ-170 Casus İHA’sı (2011): ABD’nin en gizli ve gelişmiş keşif uçaklarından biri olan RQ-170, elektronik harp ve navigasyon sistemlerinin yanıltılmasıyla hasarsız bir şekilde yere indirilmişti.
- Yerli Üretim Sıçraması: RQ-170’in ayrıntılı incelemesinin ardından bu platform temel alınarak Şahid-171 (Simurg) ve Şahid-191 (Saeka) gibi başarılı yerli İHA’lar üretilmiş ve hava savunma gücüne entegre edilmiştir.
RQ-170’in avlanması nasıl Amerikan İHA teknolojilerini anlama ve yerli programları ilerletme adına olağanüstü bir fırsat sağladıysa, “Dive-LD” gibi gelişmiş bir otonom denizaltının incelenmesi de İran’ın insansız denizaltı teknolojilerindeki bilgisini eşi görülmemiş bir seviyeye taşıyacak ve bu stratejik alanın yerlileştirilmesinde dev bir adım olacaktır.
- Ekim 2025’te Wall Street Journal gazetesi, “Herkes İran Yapımı Şahid İHA’larının Peşinde” başlıklı haberinde şu ifadelere yer vermişti:
“İran yapımı Şahid İHA’ları; düşük maliyetleri, akılcı ve sade tasarımları, yüksek menzilleri ve gerçek savaş alanlarındaki çarpıcı etkinlikleriyle büyük güçler dahil dünyadaki birçok ülke için ilham kaynağı haline gelmiştir. Bugün ABD, Çin, Fransa ve İngiltere, bu İHA’lara benzer modeller üreterek kendi envanterlerine katmak için ciddi çaba harcamaktadır. Şahid, sadece bir İran silahı değil, geleceğin savaşları ve asimetrik mücadeleleri için küresel bir modele dönüşmüştür.”
Batılı bir medyanın İran savunma teknolojilerinin yüksek nüfuzunu ve etkinliğini bu şekilde açıkça itiraf etmesi, akıllı ve insansız silahlar alanındaki güç dengelerinin değiştiğini göstermektedir. Birkaç yıl öncesine kadar yalnızca Batılı güçlerin tekelinde olan bu alan, artık İran İslam Cumhuriyeti’nin ana aktörlerden biri haline geldiği bir sahaya dönüşmüştür.
- Bu başarılar; Batı’nın, özellikle de ABD’nin İran’ın füze ve İHA kazanımlarını sürekli sorguladığı ve itibarsızlaştırmaya çalıştığı bir vasatta elde edilmiştir.
Bu yaklaşımın somut bir örneği, ABD’nin eski İran Özel Temsilcisi Brian Hook’un 8 Haziran 2019’da yayınladığı görüntülü mesajda gerçekleri ters-yüz ederek “İran’ın füze başarıları Photoshop’tan ibarettir” iddiasında bulunmasıydı! Ancak bu açıklamadan sadece 12 gün sonra (20 Haziran 2019), ABD’nin 220 milyon dolar değerindeki ultra gelişmiş Global Hawk casus İHA’sı İran füzesiyle hurda yığınına dönüştürüldü ve o mesnetsiz iddiaya sahada ezici bir yanıt verildi. Bu olay, düşmanın İran’ın kabiliyetlerine dair yanlış hesaplamalarının sahada kaç kez hezimete uğradığını bir kez daha kanıtladı.
- Bugün Batı Asya’da, özellikle Hürmüz Boğazı, Fars Körfezi ve Umman Denizi sularında yaşanan confrontation (karşı karşıya geliş); iki farklı hesaplama ve iki farklı dünya görüşünün çarpışmasıdır:
- Materyalist Hesaplama: Yalnızca nükleer başlık sayısına, bombaların tahrip gücüne, askeri teçhizatın maliyetine ve nicel göstergelere dayanan Amerikan anlayışı.
- İlahi ve İrfani Hesaplama: Şehitlerin temiz kanını tarihin itici gücü ve büyük toplumsal hareketlerin motoru olarak gören, ilahi vaatlere sarsılmaz bir imanla bağlı olan İran ve Direniş Ekseni anlayışı.
Kuran-ı Kerim’in “Onlar öyle kimsedir ki, insanlar kendilerine ‘Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun’ dediklerinde bu onların imanını artırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ dediler” (Âl-i İmrân, 173) ayeti, düşmanın tehdit ve yaygaralarının müminlerin iradesini kıramayacağını, aksine inançlarını pekiştirdiğini ortaya koymaktadır.
Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney (medde zılluhû el-âli), 18 Temmuz 2026’da (27 Tir 1405) aziz şehidin uğurlama töreninde İran halkının sergilediği destansı duruş vesilesiyle yayımladığı mesajda şu hususu vurgulamıştır:
“Amerikalı düşman savaş çığırtkanlığı yapmaya, daha ağır maliyetler yüklemeye ve daha fazla itibarsızlaşmaya hevesleniyorsa bilsin ki; aziz İran halkı ve Direniş Ekseni’nin onun için unutamayacağı dersleri vardır.”
Gelişmiş Amerikan sistemlerinin gökyüzünden denizaltı derinliklerine kadar avlanması; düşmanın en modern teçhizatlara ve milyarlarca dolarlık savaş bütçelerine sahip olmasına rağmen, Allah’a tevekkül ederek idealist hedeflerinin peşinden giden bir halkın imanı, yerli bilgisi ve iradesi karşısında asla kazanan taraf olamayacağını göstermektedir. Materyalist hesapların ilahi dayanak olmadan girdiği her sınavda başarısızlığa uğraması tarihin en büyük dersidir.
Mesud Ekberi/kayhan.ir
