Sana yönetimi yetkilileri, uluslararası deniz seyrüsefer güvenliğine olan bağlılıklarını yineleyerek; Suudi Arabistan’ın ülkenin batı sahillerindeki hamlelerinin püskürtülmesi ve Moha (el-Muha) Limanı’nın kontrol altına alınmasının ardından Babülmendep Boğazı’nın gemi geçişleri için daha güvenli hale geldiğini duyurdu.
Yemenli yetkililer Perşembe akşamı yaptıkları açıklamalarda, deniz seyrüseferinin güvenliği ve emniyetine ilişkin tüm uluslararası yükümlülüklere tam bağlılıklarını vurguladı. Yetkililer; Yemen’in kendi toprakları, sahilleri ve karasuları üzerindeki egemenliğini tesis etmesinin küresel ticaret için hiçbir tehdit oluşturmadığını, aksine bu suların artık daha güvenli olacağını belirtti.
Bu açıklama, Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin Suudi güçlerinin ülkenin batı sahilindeki hamlelerini geri püskürtmesi ve stratejik Muha Limanı’nı kontrol altına almasının ardından geldi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Perşembe günü gerçekleştirdiği hızlı ilerleyişle, Kızıldeniz sahilindeki stratejik Muha Limanı’nın kontrolünü ele geçirdi ve hayati önemdeki Babülmendep Boğazı’na doğru ilerledi. Kızıldeniz kıyısında, Babülmendep Boğazı’nın yaklaşık 60-75 kilometre kuzeyinde yer alan Muha Limanı; Kızıldeniz’deki gemi trafiğinin denetlenmesi, mal sevkiyatı ve askeri konumu açısından kritik bir noktada bulunuyor.
Seyrüsefer Güvenliği Vurgusu: “Babülmendep Kaos Alanı Değildir”
Sana yönetimi; Kızıldeniz ve Babülmendep’in bir kaos alanı olmadığını, seyrüsefer güvenliğinin siyasi propagandaya veya vesayete ihtiyacı bulunmadığını belirtti. Güvenliğin sağlanması için Yemen’in egemenliğine saygı duyulması, askeri operasyonların durdurulması ve ablukanın kaldırılması gerektiği vurgulandı.
Yüksek Siyasi Konsey Başkanı Mehdî el-Meşşât, yabancı taraflara hitaben yaptığı konuşmada Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin disiplinli ve kurallara bağlı olduğunu ifade ederek, deniz seyrüseferi için tek tehlike kaynağının Suudi tarafının askeri tırmanışı ve hamleleri olduğunu söyledi. Meşşât, uluslararası topluma saldırıların durdurulması ve ablukanın kaldırılması için baskı yapılması çağrısında bulundu.
Yüksek Siyasi Konsey, Değişim ve İmar Hükümeti ile Ulusal Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Abdüsselam; Babülmendep Boğazı ve Aden Körfezi üzerinden yürütülen uluslararası ticaret ve seyrüsefer trafiğinin emniyetli ve düzenli bir şekilde sürdüğünü vurguladı. Yetkililer, yürütülen operasyonların savunma nitelikli ve belirli hedeflere yönelik olduğunu; amacın Suudi ablukasını kaldırmak ve saldırıları durdurmak olduğunu, diğer ülkelerin gemilerinin hedef alınmadığını belirttiler.
“Deniz Seyrüseferinin Tehdit Edildiği İddiası Gerçek dışıdır; Sadece Suudi Gemileri Hedefte”
Yemen Dışişleri Bakanlığı da uluslararası toplumu seyrüsefer tehdidi söylemleriyle yanıltma çabalarının hiçbir reel tabanı olmadığını açıkladı. Bakanlık; Kızıldeniz’deki misilleme adımlarının Sana ile Riyad arasındaki yol haritasının tıkanması ve Yemen altyapısına yönelik saldırıların sürmesi üzerine geliştiğini, durumun Birleşmiş Milletler ve uluslararası kurumlara önceden bildirildiğini kaydetti.
Yüksek Siyasi Konsey Üyesi Abdulaziz bin Habtur ise milli egemenliğin tesis edilmesinin hiçbir dış aktörün itiraz edemeyeceği meşru bir hak olduğunu vurguladı. Bin Habtur, İngiltere’nin talebiyle toplanacak BM Güvenlik Konseyi oturumunun; Yemenlilerin meşru müdafaa hakkını kınayan bir platforma dönüşmek yerine, krizin temel nedenleri ile ablukanın sonlandırılmasına odaklanması gerektiği uyarısında bulundu.
Ensarullah Siyasi Büro Üyesi Dayfullah eş-Şami de Suudi Arabistan’ın batı sahilinde topyekün bir savaş çıkararak Ensarullah ve Yemen Ordusu’nu uluslararası seyrüsefer için bir tehdit gibi göstermeye çalıştığını belirtti. Şami, Suudi tarafının amacının Batı’yı ve uluslararası toplumu kendi lehine müdahaleye çekmek olduğunu, ancak Çin, Türkiye ve Pakistan gibi farklı ülkelere ait ticari gemilerin Babülmendep’ten güvenle geçtiğinin kanıtlanmasıyla bu iddiaların tamamen çöktüğünü ifade etti.
Abluka ve hedef almaların yalnızca Suudi tarafına ait gemilerle sınırlı olduğunu belirten Şami, Suudi Arabistan’ın kendi iç derinliklerinde yediği ağır darbeler karşısında yaşadığı askeri ve ekonomik krizi gizlemeye çalıştığını vurguladı.
“İsrail’e Uygulanan Deniz Ablukası Deneyimi Başarılı Oldu”
Şami, Filistin’e destek sürecinde İsrail rejimine uygulanan iki yıllık deniz ablukası boyunca da Kızıldeniz ve Babülmendep’teki ticaret trafiğinin sorunsuz aktığını hatırlattı. Hedef alma operasyonlarının son derece hassas yürütüldüğünü ve diğer gemilere zarar verebilecek hiçbir hata payının oluşmadığını belirtti.
Suudi güçlerinin batı sahilinden püskürtülmesiyle deniz seyrüseferinin daha emniyetli hale geleceğini savunan Şami; Suudi gemilerine yönelik ablukanın diğer hiçbir gemiye zarar vermeyeceğini, hata payının sıfırın da altına ineceğini ifade etti.
Yemenli yetkili son olarak bölgedeki çifte standartlara dikkat çekerek; bir yandan Yemen’in egemenliği hiçe sayılarak Kızıldeniz’in askerileştirilmeye ve “seyrüsefer güvenliği” adı altında yabancı güçlerin bölgeye çekilmeye çalışıldığını, diğer yandan ise bölge sahillerindeki Amerikan ve Batı varlığına sessiz kalındığını belirtti. Şami, buna son örnek olarak İsrail rejiminin Somali’den ayrılan özerk “Somaliland” bölgesinin sahillerinde konuşlanma girişimlerini gösterdi ve bu durumun hem Yemen’in hem de genel olarak Arap coğrafyasının milli güvenliğini tehdit ettiğini vurguladı.
