Atlantic Council düşünce kuruluşu, ABD’nin Irak’tan çekilmesini Tahran’ın bölgedeki stratejik hedeflerinden birinin gerçekleşmesi olarak değerlendirdi.
Amerikan düşünce kuruluşu Atlantic Council yayımladığı raporda; ABD’nin Irak’taki yirmi yılı aşkın askeri varlığının “Doğal Kararlılık Operasyonu” (Operation Inherent Resolve) adı altında son günlerine ulaştığını ve son Amerikan askerlerinin 30 Eylül’e (2026) kadar bu ülkeyi terk etmesinin planlandığını belirtti. Bu adım, ABD’nin Irak’taki 20 yılı aşkın askeri varlığına son verecektir.
ABD’nin Irak’taki askeri varlığının 2003 yılındaki işgalle başladığına dikkat çeken düşünce kuruluşu; uluslararası koalisyonun askeri misyonunun sona ermesi ve Amerikan birliklerinin çekilmesinin, Washington ile Bağdat arasındaki ilişkilerde önemli bir sayfayı kapatacağını yazdı.
Atlantic Council raporunda, ABD askeri varlığının bu yıllar boyunca iki ülke ilişkilerini şekillendiren ana unsurlardan biri haline geldiğini, ancak aynı zamanda Amerikan güçlerinin varlığının onları Direniş gruplarının hedefi yaptığını ve Irak’taki Şii siyasi liderler için de ciddi zorluklar yarattığını vurguladı.
Raporun devamında, Amerikan askerlerinin çekilmesinin Direniş gruplarının ve Irak hükümetinin ana taleplerinden birini yerine getirdiği; diğer taraftan Donald Trump yönetiminin Orta Doğu’daki askeri varlığı azaltma politikasıyla da örtüştüğü ifade edildi.
Atlantic Council, Irak Savaşı’nı ABD’nin “bitmeyen savaşlarının” (endless wars) en belirgin örneklerinden biri olarak niteledi ve bu savaşların Trump ile Amerikan toplumunun büyük bir kısmı tarafından stratejik bir hata olarak görüldüğünü kaydetti.
Düşünce kuruluşu ayrıca, Irak’taki gelişmelerin son yıllarda Amerikan medyasında daha az yer bulmasına rağmen, Washington’ın bu ülkedeki askeri mirasının ABD’nin Batı Asya’ya bakışını ve askeri gücünü kullanma biçimini etkilemeye devam edeceğini vurguladı.
Atlantic Council Kıdemli Uzmanı ve eski ABD Bağdat Büyükelçisi Elena L. Romanowski ise Washington ile Tahran’ın “Doğal Kararlılık Operasyonu”na bakışlarındaki farka değinerek şu iddiada bulundu:
“Bu misyon, ABD ve müttefikleri açısından hiçbir zaman doğrudan İran’ı hedef alan bir operasyon olarak tanımlanmadı; ancak İran bunu ABD’nin İslam Cumhuriyeti’ne yönelik mütemadi tehdidinin bir parçası olarak gördü.”
Romanowski, ABD’nin bölgedeki varlığının geriletilmesinin yaklaşık elli yıldır İran’ın güvenlik doktrininin ana önceliklerinden biri olduğunu belirterek şunları ekledi:
“Bu arka plan dikkate alındığında, ‘Doğal Kararlılık Operasyonu’nun sona ermesi, Direniş grupları ve İran açısından son derece önemli bir stratejik kazanım olarak değerlendirilebilir.”
