Belleğin Sesi, Barışın Yüreği

Alevi aydınlarının yayımladığı bildiri, bazı çevrelerce yanlış okunmakta, hatta Aleviler barış sürecine karşıymış gibi bir algı yaratılmaktadır. Oysa söylenen, barışa itiraz değil; barışın hangi acıların, hangi hatıraların ve hangi tarihsel yaraların üzerinden kurulacağını hatırlatmaktan ibarettir.

Çünkü Alevilerin bir belleği vardır.

Kitaplara yazılmamış, resmi tarihin sayfalarına çoğu zaman geçirilmemiş; ama dededen toruna, anadan evlada, cemden ceme aktarılmış bir bellek… Yaşanan acıların, kayıpların, ayrımcılığın ve kıyımların sessizce taşındığı bir tarih.

Yazılmamış olması, yaşanmadığı anlamına gelmez.

Alevi belleğinde acılar unutulmaz. Fakat unutulmayan acı, intikamın değil; bir daha yaşanmamasının teminatı olmak içindir.

Aleviler barıştan yana değildir demek, Alevilerin tarihini ve vicdanını bilmemektir.

Biz barış istiyoruz.

Ama öyle bir barış ki; geçmişin üzeri örtülerek değil, geçmişle yüzleşilerek kurulsun. Öyle bir barış ki; kimsenin acısı diğerinin acısından daha değersiz görülmesin. Öyle bir barış ki; dünün yaraları yarının çocuklarına miras bırakılmasın.

Hz. Ali’nin insanlık anlayışında olduğu gibi, bir insanın canı bütün insanlığın canıdır. Bir insanın öldürülmesi, insanlığın vicdanında açılmış bir yaradır.

İşte Alevilerin sözü tam da budur:

İnsanı yaşatmak…

Çünkü Alevi öğretisi ayrımcılığı değil, insanı merkeze koyar. Ötekileştirmeyi değil, birliği; nefreti değil, sevgiyi; intikamı değil, hakkı ve adaleti arar.

Bu nedenle Alevilerin kaygılarını dile getirmesini barışa karşı çıkmak olarak göstermek, gerçekte barışın kendisine yapılmış bir haksızlıktır.

Bir toplumun hafızasını susturarak barış kurulamaz.

Acıyı dile getirmek düşmanlık değildir. Soru sormak ihanete dönüşmez. Kaygılarını söylemek, barış kapısını kapatmak anlamına gelmez.

Tam tersine…

Gerçek barış, herkesin korkusunu söyleyebildiği, herkesin acısını anlatabildiği ve kimsenin geçmişinden dolayı susturulmadığı yerde başlar.

Alevilerin söylediği budur.

Ne savaş istiyoruz ne kin…

Biz, çocukların mezhebi, kimliği, dili, inancı sorulmadan büyüdüğü; hiç kimsenin inancından dolayı incitilmediği; bir annenin evladını toprağa vermekten korkmadığı bir ülke istiyoruz.

Bizim hafızamız acıyla dolu olabilir.

Ama yüreğimiz nefretle dolu değildir.

Çünkü Alevi yolu, acıyı nefrete değil, insan sevgisine dönüştürmeyi öğretir.

Bu yüzden kimse Alevilerin barışa olan inancını sorgulamasın.

Biz barışın karşısında değiliz.

Biz barışın yanındayız.

Sadece şunu söylüyoruz:

Barış gelecekse, hafızaları susturarak değil, hafızalara saygı duyarak gelsin.

Çünkü unutulan acılar değil, yüzleşilmeyen acılar yeniden kanar.

Ve biz biliyoruz ki;

Barış, sadece silahların susması değil; insanların birbirinin acısını duyabilmesidir.

Alevilerin sesi de tam olarak budur:

Kin değil vicdan.

İntikam değil adalet.

Ayrımcılık değil eşitlik.

Düşmanlık değil kardeşlik.

Ve her şeyden önce insan…

Biz barış istiyoruz.

Ama herkes için, gerçekten herkes için…

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın