Yemenli devrimciler bu kez de “dünyayı” hayrete düşürdü. Yıldırım hızıyla 24 saat içinde cephede kazandıkları zaferler mucizeden farksız: Stratejik Babülmendep Boğazı üzerinde tam kontrol, Suudi Arabistan’ın Basra Körfezi kıyısındaki “Abkayk” ile Kızıldeniz kıyısındaki “Yenbu” şehirlerini birbirine bağlayan devasa Doğu-Batı petrol boru hattının imha edilmesi, farklı uyruklardan 2.500 askerin esir alınması, stratejik Meyyun (Perim) Adası’nda tam denetim, Kızıldeniz hattındaki 4 kritik havalimanının kontrolü ve Yemen’in işgal altındaki 5.400 kilometrekarelik toprağının özgürleştirilmesi…
Bu görkemli zaferlerin dikkat çekici diğer bir yanı ise; Batı ve İbrani medyasının —ve çoğunlukla Farsça yayın yapan muhalif unsurların— Sana’nın düşmek üzere olduğunu ve firari Yemen hükümetinin Suudi hanedanının yardımıyla Babülmendep’i ele geçirip Sana’yı devrimcilerden alma hazırlığında olduğunu iddia ettiği günlerin hemen ardından gelmesidir.
Peki Yemen’de gerçekte ne yaşandı? Üzerlerinde nizami bir askeri üniforması bile bulunmayan, ayağında sandaletle ve basit teçhizatla savaşan bir halk; nasıl oluyor da her türlü modern silaha, devasa istihbarat ağlarına sahip ABD, İsrail, BAE ve Suudi Arabistan gibi güçleri böyle tarumar edebiliyor? CNN’in daha geçen Çarşamba günü, Suudi Arabistan’a Yemen savaşında yardım eden 200 civarında Amerikalı askeri danışmanın varlığından bahsettiği bir denklemde bu nasıl mümkün oldu?
- İlahi Lütuf ve İnayet
Bu denli büyük ve olağanüstü zaferin en temel ve ana nedeni İlahi lütuf ve inayettir. Böyle hassas ve kritik koşullarda kusursuz bir zafer elde etmek, Yüce Allah’ın yardımı çerçevesi dışında açıklanamaz. Aşağıda sıralayacağımız diğer ikincil nedenlerin tamamı da bu ilahi lütfun birer tezahürü olarak anlaşılmalıdır.
- Liderlik Etrafında Kenetlenme ve Tek Yürek Olma
Devrimcileri bu konuma getiren en önemli faktörlerden biri liderlik etrafındaki sarsılmaz birliktir. Yemenli devrimcilerin yönetimindeki bölgelerde, çatlak sesler çıkaran Batı yanlısı bir akım veya parti bulunmamaktadır. Dolayısıyla kritik anlarda yıkıcı ve yapay kutuplaşmalar yaşanmaz. Birlik, yönetimin başı ve liderin etrafında şekillenmiştir.
Yemenli devrimcilerin resmi sloganı olan “Sarke” ifadesinde (“Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet, zafer İslam’ındır”) tek bir fire dahi verilmez. Karşı tarafta ise parçalanmış bir cephe vardır; nitekim son günlerde BAE ve Suudi vekillerinin birbirine girdiğine dair haberler defalarca basına yansımıştır. Bütünleşmiş bir cephenin, parçalanmış bir yapıya galip gelmesi kaçınılmazdır.
- Savaşçı Ruh, “Kıyam bi’s-Seyf” İnancı ve Şerefli Duruş
Yemenliler tarihsel olarak savaşçı kimlikleriyle tanınırlar; siyasi ve dini düşüncelerinde “Kıyam bi’s-Seyf” (Zalime karşı kılıçla kıyam etme) ilkesi yatar. Hüseyni/Zeydi devrimci düşünceden beslenen Husi savaşçılar, meşruiyetlerini zalime karşı silahlı direnişten alırlar.
Bu inanç, onları modern savaşların psikolojik operasyonlarından etkilenmeyen cesur savaşçılara dönüştürmüştür. Bertrand Russell’ın da belirttiği gibi: “Yürekteki inancın mutlak güç olduğunu ve diğer tüm güç biçimlerinin bundan doğduğunu söylemek kolaydır… Toplumsal ilişkilerde asıl güç, inancın gücüdür.”
Karşı cephe ise inanç veya vatan için değil, yalnızca para için savaşan lejyonerlerden oluşmaktadır. 2.500 askerin esir alınması, parayla devşirilmiş toplama bir ordunun sonucudur; para için savaşan hiç kimse son nefesine kadar direnemez.
- Düşmanın İstihbarat Zafiyeti ve Hedef Körlüğü
Düşmanın Yemen’e dair istihbaratının son derece sınırlı olması, devrimciler karşısında çaresiz kalmalarının ana nedenlerindendir. İsrail gazetesi Yediot Ahronot‘un askeri analisti Yossi Yehoshua bu durumu şöyle özetliyor: “Yemen’de hedefleri ve istihbaratı kaybettik… Yıllarca Lübnan, Gazze ve Suriye’ye odaklanmaktan Yemen’i ihmal ettik; Husiler hakkında hiçbir verimiz yok.”
ABD ve İsrail rejimi 2024’ten bu yana devasa bütçeler ayırıp para ödülleri vaat etse de (örneğin finansal ağlar için 15 milyon dolar ödül konulması veya İsrail Genelkurmayı’nın Ocak 2025’te Yemen’i sürekli askeri harekat alanı ilan edip AMAN ve Hava Kuvvetleri’ne özel bütçeler tahsis etmesi) aradıkları istihbarat derinliğine ulaşamamışlardır. Siyonistlerin ve ABD’nin tüm çabalarına rağmen ellerinde son derece kısıtlı veriler bulunmaktadır.
- Yeni Dünya Düzeni ve Asimetrik Harp Doktrini
Bugün dünya, yeni aktörlerin rol oynadığı devasa bir dönüşüme tanıklık ediyor. Ancak bu kez aktörler yalnızca geleneksel küresel güçler değil; kendi savaş metotlarını uygulayan İran ve müttefikleridir. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki, Yemenli devrimcilerin ise Babülmendep Boğazı’ndaki hakimiyeti ve dünyanın en büyük ordularını yenilgiye uğratması bunun kanıtıdır.
Chicago Üniversitesi’nden Prof. Robert Pape, İran’ın ABD ve İsrail ile olan çatışmadaki askeri performansını “dünya askeri akademilerinde ders olarak okutulması gereken bir asimetrik harp başyapıtı” olarak nitelemişti. Biz de aynı şekilde vurguluyoruz: Yemenli devrimcilerin sergilediği askeri performans, dünya askeri harp akademilerinde ve savunma üniversitelerinde müfredat olarak okutulması gereken asimetrik savaş doktrini başyapıtıdır.
