AETS Yönetim Kurulu’nda İran karşıtı kararın kabul edilmesi; Batı’nın aşırı taleplerine boyun eğmenin, Ajansı Mossad ve CIA’in casusluk aygıtına dönüştürmesinin bir sonucudur. Bu düşmanca tutum; kararlı bir yanıttan, düşmanın casusluk gözlerini kör etmekten ve İran’ın NPT Antlaşması’ndan çekilmesinden başka bir seçenek bırakmamaktadır.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (AETS) Yönetim Kurulu’nda İran’ın barışçıl nükleer programına karşı kabul edilen yeni karar; yıllardır üyelerin güvence haklarını korumak yerine ABD ve siyonist rejimin psikolojik harp ve casusluk karargahı rolünü üstlenen bu kurumun gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koydu.
Washington ve kriz çıkaran Avrupalı üçlü (E3) öncülüğünde hayata geçirilen bu hukuki ve siyasi ihlal; Batı’nın siyasi araçlarının caydırıcılığını yitirdiğini gösterdiği gibi, İran İslam Cumhuriyeti’ni cesur ve caydırıcı bir kararın eşiğine getirdi: Tek taraflı oyunu bitirmek ve NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) antlaşmasından çekilme stratejik seçeneğini kullanmak.
İran Karşıtı Belgenin Perde Arkası
AETS Yönetim Kurulu’nun son toplantısı siyasi bir tiyatroya sahne oldu. ABD ve Avrupalı 3 ülkenin (Fransa, İngiltere, Almanya) sunduğu tasarı; Tahran’ın tüm uyarılarına rağmen oylamaya sunuldu ve 23 kabul, 8 çekimser ve 3 ret oyuyla kabul edildi. Bu oy dağılımı, Batı’nın uluslararası bir konsensüs sağlayamadığını ve Batı cephesinin tek taraflı gerilim tırmandırma çabalarını gözler önüne sermektedir.
İran’ın güvence yükümlülüklerine uymadığına dair temelsiz iddiaları tekrarlayan bu karar metni, Tahran’dan acil adımlar atmasını talep ederken bir yandan da Genel Müdür’ün Yönetim Kurulu’na rapor vermeyi sürdürmesini istemektedir. Belgenin aşırı talepleri; İran’ın Ajans ile olan geniş iş birliğini ve ABD ile siyonist rejimin nükleer tesislere yönelik askeri saldırılarının sonuçlarını kasıtlı olarak görmezden gelmesinde açıkça ortaya çıkmaktadır.
İran’ın Viyana’daki Daimi Temsilciliği’nin de belirttiği üzere bu girişim, “Snapback” (yaptırımların otomatik geri gelmesi) ilüzyonunun çöküşünü gösteriyor; nitekim Batılılar da bu mekanizmaların etkisizleştiğini anlamış durumdadır.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekai de ABD ve siyonist rejimin nükleer tesislerdeki mevcut durumdan doğrudan sorumlu olduğunu belirterek, Batı’nın saldırgan adımları destekleyerek denetim yollarını tıkadığını ve ardından İran’ı suçladığını ifade etti.
Çin ve Rusya’nın Güçlü Duruşu
Batı’nın dünyayı İran’a karşı birleştirme iddiaları oylama öncesinde çöktü. İran, Rusya ve Çin’in ortak ve net duruşu; uluslararası antlaşmalardaki güç bloklarının artık ABD’nin dayatmalarına boyun eğmediğini gösterdi. Moskova ve Pekin, kararın hukuki zeminini açıkça reddederek bu adımı diplomasiye aykırı buldu ve BM Güvenlik Konseyi üzerinden gelebilecek yaptırım veya baskıların meşruiyetine meydan okudu.
BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin gibi veto yetkisine sahip bağımsız güçlerin varlığı, bu ısmarlama kararların kağıt üzerinde kalmasını sağlıyor. Batı’nın amacı hukuki bir kazanım değil, İran milletine karşı yürütülen hibrit savaş zincirini (ekonomik, propaganda, askeri ve psikolojik) canlı tutmaktır.
Atom Enerjisi Ajansı: Teknik Bir Kurum mu, Mossad ve CIA Yuvası mı?
Uluslararası hukukun en acı çelişkisi; tüzüğü gereği barışçıl nükleer teknolojileri korumakla yükümlü olan AETS’nin, resmi olarak Batılı istihbarat örgütlerinin gözü ve kulağı haline gelmesidir. İran’ın maksimum iş birliği, protokollerin ötesindeki denetimler ve şeffaf adımları bu taraflı tutumu engelleyememiştir.
Eski Beyaz Saray Sözcüsü’nün Ajans müfettişlerini “ABD’nin İran’daki gözleri” olarak nitelendirmesi ve Amerikalı düşünce kuruluşlarının bu denetimleri İran’ın bilimsel ve savunma kapasitesini inceleme fırsatı olarak görmesi hafızalardadır. Tesislerin ve bilim insanlarının gizli bilgileri bu uluslararası koridorlardan Tel Aviv ve Washington’a sızdırılmıştır.
Daha da vahimi; güvence altındaki nükleer tesisler ABD ve siyonist rejimin saldırılarına uğradığında, Ajans ve Genel Müdürü Rafael Grossi bu saldırıları kınamak yerine sessiz kalarak onaylamıştır. Bugün düşmanın ülke içindeki casusluk gözlerini tamamen kör etme vaktidir.
Tümgeneral Rızai’nin Mesajı: Ajansın Engelleyici Tutumu NPT’nin Feshine Yol Açabilir
Yönetim Kurulu’nun taraflı kararı üzerine Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai net bir uyarıda bulundu. Kararın yasa dışı, siyasi ve teknik dayanaktan yoksun olduğunu vurgulayan Rızai şu ifadeleri kullandı:
“Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen İran karşıtı karar yasa dışıdır; teknik dayanaktan yoksun, tamamen siyasi ve kabul edilemez olup açıkça ABD ve siyonist rejimin baskılarının etkisi altındadır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın siyasileşmiş ve engelleyici adımları, ülkeleri NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması) Antlaşması’ndan çekilmeye sevk edecektir.”
Bu duruşun açık mesajı şudur: Uluslararası antlaşmalar üyelerinin güvenliğini ve hayati çıkarlarını koruyamıyorsa, İran’ın tek taraflı olarak bu kurallara uymaya devam etmesi için bir neden kalmayacaktır.
NPT’den Çekilmek: İran’ın Stratejik Kozu
İran; her türlü savaşı, ağır yaptırımları ve Batı’nın hukuki dayatmalarını tecrübe etmişken dosyanın yeniden BMGK’ya taşınmaya çalışılması Batı’nın elindeki araçları etkisizleştirmiştir. NPT ve Atom Enerjisi Ajansı, İran’ın zenginleştirme hakkını ve tesislerinin güvenliğini korumak bir yana ulusal güvenliğin hassas noktası haline geldiyse, bu antlaşmada kalmayı sürdürmenin mantığı nedir?
İran nasıl sahada Hürmüz Boğazı gibi enerji geçitleri üzerinde caydırıcılığını ortaya koyduysa, hukuki ve siyasi alanda da stratejik sürprizini açıklama zamanı gelmiştir. NPT’nin 10. maddesi uyarınca -hayati çıkarların tehdit altında olması halinde çekilme hakkını tanıyan- antlaşmadan ayrılmak meşru, yasal ve mantıklı bir seçenektir.
Ayrıca İslami Şura Meclisi’nin 1404 (2025/2026) yılında kabul ettiği “Hükümetin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile İş Birliğini Askıya Alma Zorunluluğu Kanunu” uyarınca hükümet, nükleer tesislerin güvenliği kesin olarak garanti edilene kadar tüm denetim iş birliklerini durdurmakla yükümlüdür. İran İslam Cumhuriyeti, Dini Lideri’nin fetvasına dayanarak hiçbir zaman nükleer silah peşinde olmamıştır ve olmayacaktır; ancak sonsuza dek tek taraflı bir suçlama senaryosunda kalmayacaktır.
Düşmanın Gözü Kör Olsun!
Batı’nın hatalı hesap yapma dönemi sona ermiştir. Yönetim Kurulu’nun son kararı bir güç gösterisi değil, çöken bir cephenin son çırpınışlarıdır. Batı diplomasiyi tıkamaya ve güvenlik aleyhine sabotaj araçlarını kullanmaya devam ederse, İran’ın yanıtı siyasi bildirilerle sınırlı kalmayacaktır. NPT’den çekilmek ve Ajans’ın casusluk gözlerini kapatmak, İran’ın bölgedeki ve dünyadaki siyasi/savunma ağırlığını katlayacak caydırıcı bir yanıt olacaktır.
Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
