Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturumu, savaşların ve emperyalist güç mücadelesinin gölgesinde başladı. ABD’nin İran’a karşı savaşı, İsrail’in Gazze’deki saldırıları, Ukrayna savaşı, BM’nin işlevsizleşmesi ve yapay zekâ gibi başlıklar New York’taki toplantıların ilk günlerine damga vurdu. Liderler kürsüden barış ve uluslararası hukuk çağrıları yaparken, savaşların ve krizlerin arkasındaki güç ilişkileri de Genel Kurul salonuna taşındı.
BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda genel görüşmeler 22 Eylül’de başladı. 193 ülkenin temsilcilerinin konuşacağı yüksek düzeyli hafta 26 Eylül’e kadar sürecek; Genel Kurul 28 Eylül’de yeniden toplanacak. Bu yılki resmi tema ise “Güveni yeniden tesis etmek, dönüşümü yönetmek: Herkes için sonuç üreten bir Birleşmiş Milletler.”
Ancak daha ilk günden görüldü ki New York’taki toplantıların esas gündemi, BM’nin kendi ilan ettiği başlıklardan çok savaşların yayılması, uluslararası hukukun aşınması ve dünya düzenindeki güç mücadelesi olacak.
Guterres: ‘Çatlaklar kanyonlara dönüştü’
Görev süresinin sona ermesine yaklaşık 100 gün kalan BM Genel Sekreteri António Guterres, Genel Kurul’daki son açılış konuşmasında dünyanın karşı karşıya olduğu dört büyük sınavdan söz etti: Savaş ve barış, eşitsizlik, iklim krizi ve yapay zekâ.
Guterres, dünyadaki çatlakların artık “kanyonlara” dönüştüğünü söylerken savaşların uzadığını, sivillerin bedel ödediğini ve uluslararası hukukun giderek daha fazla ihlal edildiğini vurguladı. Sorunları birbirinden bağımsız krizler olarak değil, gücün nasıl kullanıldığına ilişkin daha büyük bir sorun olarak ele aldı.
BM Genel Sekreteri Gazze’deki savaşın sona erdirilmesi, insani yardımın ulaştırılması ve iki devletli çözümün korunması çağrısını yineledi. Ukrayna’da da ateşkes ve diplomasi çağrısını sürdürdü.
Guterres’in konuşmasında yapay zekâ da önemli yer tuttu. Özellikle yaşam ve ölüm kararlarının makinelere bırakılamayacağını belirten Genel Sekreter, yapay zekâ için bağlayıcı uluslararası kurallar ve denetim mekanizmaları oluşturulmasını istedi. Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi ve Afrika’nın daimi temsil hakkına kavuşması gerektiğini de yineledi.
Trump: ‘Önce ABD’ dedi, ‘Savaşları bitirdim’ derken İran’ı tehdit etti
ABD Başkanı Donald Trump, kendisini dünya çapında savaşları sona erdiren bir lider olarak sunarken aynı konuşmada ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşı savundu ve Tahran’a yeni bir tehdit yöneltti.
Trump, İran’la anlaşma sağlanamaması halinde ülkeyi “yok edebileceğini” söyledi. Washington’ın İran’ın nükleer silah edinmesini engellediğini savunan Trump, bir anlaşmanın ABD’deki ara seçimlerden sonra mümkün olabileceğini söyledi ve diğer ülkeleri İran’a ekonomik baskıyı artırmaya çağırdı.
Dolayısıyla Trump’ın BM kürsüsünden verdiği mesajın merkezinde barış değil, ABD’nin askeri gücünü kullanma ve bu gücü kullanmakla tehdit etme hakkı vardı. Savaşları bitirdiğini söyleyen Trump, İran’a yönelik savaşı bir başarı olarak anlattı; anlaşma gerçekleşmezse savaşın daha da büyütülebileceğini açıkça ilan etti.
Trump’ın dış politika anlayışının sınırları yalnızca İran’da da görülmedi.
Trump, aylar boyunca Danimarka Krallığı’na bağlı özerk bölge Grönland’ı ABD’nin kontrolüne alma hedefini gündemde tuttu. Washington’ın bu talebi NATO müttefiki Danimarka ile ciddi gerilim yaratırken, Trump yönetimi Grönland’ın ABD açısından stratejik önemini gerekçe gösterdi.
22 Eylül’de ise Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ile yeni bir güvenlik anlaşmasına imza attı. Anlaşma Grönland’ın ABD’ye devredilmesini öngörmüyor; ancak ABD’ye adada kalıcı üslenme hakları ve savunma alanında genişletilmiş bir rol sağlıyor. İki yeni ABD askeri tesisinin kurulmasının ve “Altın Kubbe” füze savunma sisteminin önünün açılmasının yanı sıra, Washington’ın Grönland’ın güvenliği üzerindeki kontrolü kalıcılaştırılıyor.
ABD yönetimi anlaşmayı, Grönland’ın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan tarihi bir kazanım olarak tanımladı.
Böylece “savaşları bitiren” Trump’ın konuşmasında, Danimarka’nın egemenliği altındaki stratejik bir bölge üzerinde ABD askeri varlığını kalıcılaştıran, İran’a karşı savaşı savunan ve askeri tehditleri açıkça kullanan bir dış politika tablosu ortaya çıktı.
Trump ayrıca BM’yi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni ve uluslararası kurumların ABD üzerinde denetim kurma girişimlerini hedef aldı. Yapay zekâ konusunda da uluslararası sınırlamalara karşı çıktı ve ABD’nin teknolojik üstünlüğünü korumasını savundu.
Erdoğan: Kürsüde İsrail’e çıkıştı, Ankara’da ABD müttefikliğini sürdürüyor
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM kürsüsünde İsrail’e yüklendi. Gazze’yi “çağımızın en insanlık dışı ve en utanç verici toplama kampı” olarak niteleyen Erdoğan, İsrail’i “doymak bilmeyen bir öldürme zihniyeti” ile suçladı. İsrail heyeti konuşma sırasında salonu terk etti.
Ancak Erdoğan’ın Gazze konusunda çizdiği tablo ile Ankara’nın pratiği arasındaki çelişki de aynı günlerde bütün açıklığıyla ortada. İsrail’i Gazze’deki katliamlar üzerinden eleştiren Erdoğan, Türkiye’nin ABD’nin Ortadoğu’daki temel müttefiklerinden biri olma konumunu değiştirmiyor. Ankara, NATO üyeliğini ve Washington’la askeri-siyasi işbirliğini sürdürürken, Gazze’nin geleceğini belirleyen süreçte de Trump yönetimiyle birlikte hareket ediyor.
Daha da önemlisi, Türkiye’nin de imzacısı olduğu 22 Eylül tarihli ortak açıklamada Trump’ın Gazze planındaki “liderliği” övülüyor ve ABD’nin planın uygulanmasındaki “vazgeçilmez rolü” açıkça kabul ediliyor. Yani Erdoğan BM kürsüsünde İsrail’i ağır ifadelerle suçlarken, Ankara aynı gün Trump’ın kurduğu Gazze denklemine ve Washington’ın belirleyici rolüne onay veriyor.
İsrail’le ticaret konusunda da benzer bir tablo var. Ankara, 2 Mayıs 2024’ten bu yana İsrail’le ticareti tamamen durdurduğunu öne sürüyor. Ancak İsrail’in ticaret verileri ve uluslararası veriler üzerinden bu iddianın hâlâ doğru olmadığı anlaşılıyor.
Diğer yandan, Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısını eleştirerek 190’dan fazla ülkenin kararlarının beş daimi üyenin onayına bağlı olmasının adil olmadığını savundu. BM’nin mevcut yapısının dünya barışını korumakta yetersiz kaldığını belirterek kapsamlı reform çağrısı yaptı.
Lula: ‘Savaş siyasetin başarısızlığıdır’
Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ise konuşmasında uluslararası müdahale ve egemenlik konularını öne çıkardı.
Lula, yabancı devletlerin ülkelerin seçim süreçlerine müdahalesine karşı çıktı. Brezilya’nın seçim sisteminin güvenli olduğunu savunan Lula, organize suçla mücadelede ülkesinin kendi politikalarını belirlemesi gerektiğini söyledi.
Brezilya lideri aynı zamanda BM’nin mevcut uluslararası çatışmalara yanıt vermekte yetersiz kaldığını belirterek Güvenlik Konseyi reformunu savundu. Konuşmasının temel mesajlarından biri ise diplomasinin yerine savaşın geçirilmemesi oldu. Savaşın, siyasetin devamı değil, siyasetin başarısızlığı anlamına geldiğini ifade etti.
İran: ABD’nin saldırıları diplomasiyi zayıflattı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da Genel Kurul gündeminin en kritik başlıklarından biri olan ABD-İran savaşı üzerinden konuştu.
Pezeşkiyan, ABD’nin saldırılarının diplomasi sürecini zayıflattığını savundu. İran tarafı, daha önce müzakere yürütülürken gerçekleştirilen saldırıların ardından yeni bir müzakere sürecine duyulan güvenin ciddi biçimde sarsıldığını belirtiyor.
Ortadoğu başlığı genişliyor
İran-ABD savaşı Genel Kurulun Ortadoğu gündeminin yalnızca bir parçası.
Gazze’deki savaş, İsrail’in bölgedeki operasyonları, Yemen’deki çatışmalar ve Kızıldeniz ile Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler aynı anda tartışılıyor. Bölgedeki savaşların enerji piyasaları ve uluslararası ticaret yolları üzerindeki etkisi de diplomatik görüşmelerin arka planında yer alıyor.
Körfez ülkeleri ise İran’a çatışmaları durdurma ve kritik deniz yollarında güvenli geçişi sağlama çağrısı yaparken Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan dışişleri bakanları da Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde kendisini savunma hakkını vurguladı ve bölgesel sorunların çözümü için diplomasi çağrısı yaptı.
Dolayısıyla Ortadoğu, Genel Kurulda yalnızca Gazze başlığıyla değil, savaş, enerji, ticaret yolları ve bölgesel güç dengeleri üzerinden bir bütün olarak ele alınıyor.
Ukrayna gündemde ancak çözüm konusunda ayrışma sürüyor
Ukrayna savaşı da liderlerin konuşmalarında yerini koruyor.
Trump, savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesi gerektiğini söylerken Rusya’ya yönelik yaptırımların artırılmasından da söz etti. Guterres ise ateşkes ve uluslararası hukuka dayalı bir çözüm çağrısını yineledi.
Ancak Ukrayna konusunda da Genel Kurulun temel çelişkilerinden biri ortaya çıkıyor: Savaşların sona erdirilmesi konusunda genel bir çağrı bulunurken, bunun hangi koşullarda ve hangi aktörlerin sorumluluğunda gerçekleşeceği konusunda ortak bir yaklaşım bulunmuyor.
BM’nin kendisi de tartışmanın konusu
Genel Kurul Başkanı Khalilur Rahman’ın açılış konuşması bu açıdan dikkat çekiciydi.
Rahman, “İnsanlar artık Birleşmiş Milletler’in var olup olmadığını değil, çalışıp çalışmadığını soruyor” diyerek BM’nin karşı karşıya olduğu güven sorununu doğrudan gündeme getirdi. BM’nin reforme edilmesi, karar alma mekanizmalarının daha kapsayıcı hale getirilmesi ve uluslararası kurumların daha etkili çalışması gerektiğini söyledi.
Bu tartışmanın merkezinde özellikle Güvenlik Konseyi bulunuyor. Afrika’nın Konseyde sürekli temsil edilmemesi, veto yetkisinin beş ülkenin elinde olması ve savaşlar karşısında Konseyin karar almakta zorlanması, farklı ülkelerin konuşmalarında tekrar tekrar gündeme geliyor.
Böylece Genel Kurulun önemli bir paradoksu ortaya çıkıyor: Dünya ülkeleri küresel sorunların çözümü için BM’ye ihtiyaç olduğunu söylüyor; aynı anda BM’nin mevcut yapısının bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını tartışıyor.
Gündem savaşlarla sınırlı değil
Genel Kurulun bu yılki gündeminde savaşların yanı sıra ekonomik eşitsizlik, kalkınma, iklim ve yapay zekâ da önemli yer tutuyor.
23 Eylül’de kalkınma hakkının 40. yılı için üst düzey toplantı gerçekleştiriliyor. Aynı gün “iklim eylemi ve adil dönüşüm” konusunda da üst düzey bir toplantı düzenleniyor. BM, iklim krizinin yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin kalkınma olanakları ve ekonomik eşitsizlikleri de gündemin önemli parçaları arasında gösteriyor.
Önümüzdeki günlerde deniz seviyesinin yükselmesi, pandemi hazırlığı ve nükleer silahsızlanma gibi başlıklar da Genel Kurulun üst düzey gündemine gelecek.
sol
