İran’ın yarı resmi haber ajansı farsnewste yayınlanan analiz haberde, Nükleer Anlaşma’nın süresi bitmiş ancak “Nükleer Anlaşma mantığının” bazı çevreler için henüz sona ermemiş olduğu vurgusu yapıldı.
Analiz şu şekilde;
“Müzakere etmeliyiz”, “Oturup konuşmalıyız”, “Baskıları azaltmak için taviz vermeliyiz”… Bu ifadeler, son aylarda bazı siyasi figürler ve akımlar tarafından bir kez daha gündeme getiriliyor. Sanki daha önce defalarca test edilmiş ve sonucu açıkça görülmüş bir deneyim, baskılardan sıyrılmanın yolu olarak halka yeniden sunuluyor.
“Müzakere etmeliyiz”, “Oturup konuşmalıyız”, “Baskıları azaltmak için taviz vermeliyiz”… Son aylarda bazı siyasi çevreler tarafından yeniden dolaşıma sokulan bu söylemler, nihayetinde ülkenin sorunlarını Amerikan tarafı ile konuşmakta, uzlaşmakta ve taviz vermekte arayan bir reçeteyi temsil ediyor.
Ancak meselenin özü, bu reçetenin ilk kez sunulmuyor oluşudur. Bu siyasi akımın bir kesimi, yıllar önce de Sa’dabad müzakerelerinden nükleer faaliyetlerin askıya alınmasına ve Nükleer Anlaşma’ya kadar pek çok alanda müzakereyi, anlaşmayı ve geri adımı tecrübe etmişti. Buna rağmen baskılar sona ermediği gibi, karşı tarafın talepleri nükleer meselenin ötesine geçerek İran’ın savunma kapasitesi ve bölgesel rolü gibi alanlara kadar uzandı.
Şimdi aradan geçen yılların ardından aynı reçete yeni bir söylemle tekrar ediliyor; sanki daha önce defalarca denenmiş ve neticesi ortada olan bir tecrübe, bir kez daha baskıları aşmanın yolu olarak yutturulmaya çalışılıyor. Oysa Şehit Devrim Lideri, muhtelif yıllarda tam da bu gidişata karşı uyarılarda bulunmuş ve Amerika’nın taleplerinin sonu gelmez bir nitelikte olduğunu vurgulamıştı.
Şehit Ayetullah Seyyid Ali Hamaney, 3 Kasım 2019 tarihindeki konuşmasında “Amerika ile müzakere hiçbir sorunu çözmeyecektir…” buyurmuş ve şu uyarıda bulunmuştu: “Yeni talepler öne sürüyorlar… Bölgede aktif olmayın, direnişe yardım etmeyin, füzeye sahip olmayın diyorlar; yavaş yavaş tesettüre de müdahale edecekler… Bunların taleplerinin bir son durağı yoktur.” Şehit Lider aynı konuşmasında “Amerika, devrim öncesindeki durumu geri getirme peşindedir…” ifadelerini kullanmıştı.
Şehit Devrim Lideri, 2022 yılında da Amerika’nın bu süreci sürdürme ısrarının perde arkasını ve bunun “Nükleer Anlaşma 2 ve Nükleer Anlaşma 3” planlarıyla olan bağlantısını açıkça izah etmişti. 26 Kasım 2022 tarihindeki hitabında şöyle buyurmuştu: “Bu büyük savaş alanının sahnesi nerededir, mesele nedir? Mesele ülke içindeki birkaç devrim karşıtı insan meselesi değildir. Düşmanın Nükleer Anlaşma 2 ve Nükleer Anlaşma 3 üzerindeki ısrarının sebebini burada anlarsınız. Nükleer Anlaşma 2 ne demektir? Yani İran bölgeden tamamen çekilmeli, bölgesel varlığından vazgeçmelidir. Nükleer Anlaşma 3 ne demektir? Yani İran hiçbir önemli stratejik silah üretmeyeceğini taahhüt etmeli; İHA’sı olmamalı, füzesi olmamalıdır ki yarın bir gün saldırdığımızda tanklarımıza karşı G3 ve piyade tüfeğiyle savaşsın! Anlamı buydu işte; onların ısrarı bu yöndeydi. Şimdi ülke içinde de birileri, muhtemelen gafletten, onların bu laflarını tekrarlıyordu. Muharebe meydanı budur; sizler bu meydanda savaşmaktasınız.”
Geçen yıl da, 3 Kasım 2025 tarihinde Şehit Devrim Lideri yine bu konuya değinerek: “Amerika’nın müstekbir doğası teslimiyetten başka hiçbir şeyi kabul etmez… Mevcut ABD başkanı bunu açıkça dile getirdi; İran teslim olmalı dedi…” ifadelerini kullanmıştı.
Bu hususta siyasi uzman Hüseyin Kenani-Mogaddam, Şehit Devrim Lideri’nin düşman tanıma basiretine işaret ederek şunları belirtti: “Dost olsun düşman olsun hiç kimse, Şehit İmamımızın düşmanı tanıma konusunda bir deha olduğu hususunda şüphe duymamaktadır. Kendileri hayatı boyunca düşmanın, özellikle de Siyonist rejimin ve Amerika’nın davranışları hakkında defalarca uyarılarda bulunmuş ve tehlikelerini açıklamıştır.”
Kenani-Mogaddam sözlerini şöyle sürdürdü: “Düşman taleplerinden birine ulaştığında durmaz, birkaç adım daha ileri gitmeye çalışır. Bu yüzden Şehit Devrim Lideri, Nükleer Anlaşma konusunda yetkilileri uyararak Amerika’nın taleplerine boyun eğilmesi halinde bu isteklerin bir sonu olmayacağını, baskı ve hatta savaş yoluyla daha fazla talepte bulunacaklarını vurgulamıştı.”
Kenani-Mogaddam, “Nükleer Anlaşma 1, 2 ve 3 tartışmaları gündeme geldiğinde Liderimiz buna karşı çıktı; zira meydanın bir kısmını düşmana terk edersek düşman orada durmayacak, bir sonraki adım için plan yapacaktır. Amerika ve Siyonist rejimin müstekbir karakteri gereği, biz bir adım geri çekildikçe onlar birkaç adım ötesini planlar ve hedeflerine yaklaşırlar” dedi.
Şehit Devrim Lideri’nin Eserlerini Koruma ve Yayımlama Ofisi Üyesi Mehdi Fezaili ise, 12 günlük dayatılan savaşın ardından Fars Haber Ajansı’na verdiği mülakatta, Amerika ile sorunların çözümü için sunulan bazı reçetelere değinerek şunları kaydetti: “Burada birileri sahte reçeteler yazıyor; ‘Amerika’ya kahrolsun demeyin mesele çözülür’, ‘Zenginleştirmeyi durdurun süreç biter’, ‘Füzelerinizi teslim edin bu iş kapanır’ diyorlar. Bunlar katıksız bir basiretsizlik ve ahmaklıktır.”
Fezaili ekledi: “Birincisi, biz bu yollardan geçtik. 2000’li yıllarda, 2003-2005 (1382-1384) yılları arasında Sa’dabad, Brüksel ve Paris anlaşmalarından sonra bütün nükleer sanayimizi askıya almadık mı? Gelip mühürlemediler mi? Hepsini mühürlediler. Peki sonuç ne oldu? Yönetim Kurulu’nun aleyhimize çok sayıda karar tasarısı çıkarmasından başka bir şey oldu mu? Amerikalıların düşmanlıklarını ardı ardına sürdürmesinden başka bir sonuç çıktı mı? Nerede bitti ve çözüldü?”
Fezaili şöyle devam etti: “Kabul etmedik mi? İş o raddeye geldi ki o dönemin üç Avrupa ülkesi, o zamanki müzakere sorumlusu Sayın Ruhani’ye bir mektup yazdı. Sayın Ruhani’nin o dönem verdiği yanıtı okusanız ve imzanın kime ait olduğunu bilmeseniz, bunu süper bir devrimcinin bu kadar sert bir dille yazdığını düşünürsünüz. Neden? Çünkü o kadar aşağılayıcı, o kadar küstahça yaklaştılar ki; iki yıllık müzakere ve tüm nükleer faaliyetlerimizin durdurulmasının ardından o kadar küstahça ve hakaretamiz bir mektup yazdılar ki, tüm tavrı Avrupa ve Batı ile uzlaşıdan ibaret olan Sayın Ruhani bile o yanıtı vermek zorunda kaldı.”
Fezaili sözlerini şöyle tamamladı: “Dolayısıyla biz bu yollardan geçtik. Bu reçeteler daha önce yazıldı, uygulandı ve hiçbir netice vermedi. Hafız’ın dediği gibi: ‘Denenmişi deneyen, pişmanlığa gark olur.’ Sayın Liderimizin de belirttiği gibi, bu reçeteleri yazanlar yüzeysel bakan kişilerdir. Ne yazık ki bu şartlarda bile yine kaleme sarıldıklarını, bildiriler yayınlayıp birtakım şeyler söylediklerini görüyoruz.”
Uzmanlara göre temel sorun, Nükleer Anlaşma’nın süresinin dolmuş ve bitmiş olması, ancak “Nükleer Anlaşma mantığının” bazı çevreler için henüz sona ermemiş olmasıdır. Taviz vererek baskılardan kurtulunabileceğini zanneden aynı mantık… Oysa tecrübe göstermiştir ki her geri adım, yeni bir talebi beraberinde getirmektedir. Bu nedenle bugün yeniden çözüm olarak sunulan şey, yeni bir reçete olmaktan ziyade, neticesi ülkenin tarihsel hafızasına kazınmış bir başarısızlığın tekrarından ibarettir.
Şehit Devrim Lideri, 12. Hükümet ile yaptığı son görüşmede, bu hükümetin Batı ile yıllar süren müzakere tecrübesinin ardından en net hülasayı sunmuştu: “Başkaları sizin tecrübelerinizden faydalanmalıdır. Ben özellikle bir tecrübeyi not ettim ki bunu sizlerle ve halkla defalarca paylaştım, şimdi de aynı sözü tekrarlıyorum: Bu tecrübe, Batı’ya güvensizliktir; gelecek nesiller bu tecrübeden yararlanmalıdır. Bu hükümet döneminde Batı’ya güvenmenin bir sonuç vermediği açıkça anlaşılmıştır.”
Buna rağmen görünen o ki birileri tecrübe edilmişi tekrar tecrübe etmekte ısrar ediyor. Nükleer Anlaşma bitti, ancak Nükleer Anlaşma reçetesi halen yazılmaya devam ediyor.
