Fareed Zakaria’dan ABD’nin İran Karşısındaki Yenilgisine Dair 9 Gerekçe

Önde gelen uluslararası ilişkiler gazetecisi, analisti ve CNN’in “GPS” programı sunucusu Fareed Zakaria, Washington Post gazetesinde yayımlanan makalesinde, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaştaki askeri kazanımlarının bir zafer anlamına gelemeyeceğini savundu.

Zakaria, Washington’ın İran’a ağır hasarlar vermesine rağmen ne ülke yönetimini devirebildiğini ne de savaşın ekonomik ve askeri maliyetlerinden korunabildiğini belirtiyor. Analiste göre ABD, şu anda Hürmüz Boğazı’ndaki şartları, saldırılar başlamadan önceki savaş öncesi duruma döndürmek için mücadele veriyor.

Söz konusu makalenin öne çıkan ana başlıkları şu şekildedir:

1. ABD, Şartları Savaş Öncesine Döndürmek İçin Savaşmaktadır

ABD’nin zafer kazandığını savunanların iddialarına yanıt veren Zakaria, temel meselenin Washington’ın zaten savaş başlamadan önce açık olan bir güzergâhı yeniden açmak için çabalaması olduğunu ifade etti. İran, saldırılara yanıt olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatmış; Washington ise askeri gücünün büyük bir kısmını Tahran’ı bu durumu sonlandırmaya zorlamak için seferber etmiştir. Analiste göre bu açıdan bakıldığında, ödenen maliyetler dikkate alınmaksızın eski duruma geri dönülmesi bir zafer olarak adlandırılamaz.

2. Savaşın Asıl Hedefi İran Yönetimini Devirmekti

Savaşın sonucunu değerlendirmek adına ABD ve İsrail’in farklı aşamalarda ulaşmaya çalıştığı hedeflere dikkat çeken gazeteci, Haziran 2025’te iki ülkenin İran’ın nükleer tesislerini bombaladığını ve Donald Trump’ın nükleer programın tamamen yok edildiğini iddia ettiğini hatırlattı. Buna rağmen Şubat 2026’da savaş daha geniş hedeflerle yeniden başladı. Bu kez İranlı liderler hedef alındı; İslam Cumhuriyeti Lideri ve çok sayıda üst düzey yetkili suikasta uğradı. Trump da açıkça İran halkına yönetimlerini devirme çağrısında bulundu. Zakaria’ya göre savaşın bu aşamasındaki asıl hedef İran’da rejim değişikliğiydi. Ancak bu hedef gerçekleşmedi. İslam Cumhuriyeti ayakta kaldı, güçleri komutanların etrafında kenetlendi ve yeni bir lider göreve geldi. Devamında ise İran, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olan Hürmüz Boğazı’nı kapatma kozunu kullandı. Analist, bu gelişmelerin bir ülkeye askeri hasar vermenin mutlaka savaşın siyasi hedeflerine ulaşılmasını sağlamadığını gösterdiğini vurguluyor.

3. Savaşın Maliyeti On Milyarlarca Dolara Ulaştı

ABD resmi verilerine dayanan Zakaria, savaşın maliyetinin şu ana kadar 45 milyar dolara ulaştığını yazdı. Kongre Bütçe Ofisi (CBO) ise çatışmaların düşük yoğunlukta devam etmesi halinde dahi aylık 2 milyar dolar ilave maliyet getireceğini öngördü. Bu rakamlar, savaş maliyetinin büyük askeri operasyonların bitmesiyle veya sahada bazı başarılar elde edilmesiyle son bulmadığını gösteriyor. ABD, hedeflediği siyasi sonuca henüz ulaşamamışken operasyonları sürdürmek ve İran üzerindeki baskıyı korumak için ciddi mali kaynaklar ayırmaya devam etmek zorundadır.

4. Önleyici Füze Stoklarının Tükenmesi

İran saldırılarına karşı koyma sürecinde ABD’nin bazı gelişmiş önleyici füze (önleme füzesi) stoklarının muhtemelen yarısı ila üçte ikisini harcadığını belirten uluslararası analist, bu mühimmatların yerine yenilerinin konmasının beş yıldan fazla sürebileceğini kaydetti. Bu meselenin önemi yalnızca füzelerin yeniden tedarik ve üretim maliyetiyle sınırlı değildir. Söz konusu mühimmatlar Çin ile olası bir karşı karşıya gelme açısından da hayati önem taşımakta olup, stokların azalması ABD’nin dünyanın diğer bölgelerindeki askeri gücünü etkileyebilir. Ayrıca Haziran ayı sonuna kadar en az altı Amerikan savaş gemisi Pasifik Okyanusu’ndan Orta Doğu’ya kaydırılmıştır. Böylece İran ile girilen savaş, yalnızca ABD’nin mali ve mühimmat kaynaklarını tüketmekle kalmamış, aynı zamanda başka bölgede konuşlu askeri teçhizatın da bu sahaya çekilmesine yol açmıştır.

5. Savaş Maliyetinin Amerikan Halkının Yaşamına Yansıması

Enerji fiyatlarındaki artışı savaşın ABD’ye getirdiği maliyetlerin bir diğer göstergesi olarak değerlendiren yazar, makalesindeki verilere göre Brent petrolün varil fiyatının savaşın başından bu yana ortalama 100 dolar seviyesine ulaştığını ve savaş öncesine kıyasla yaklaşık yüzde 40 arttığını belirtti. Moody’s Analytics Kıdemli Ekonomisti Mark Zandi, Temmuz ayına kadar yükselen fiyatlar, faiz ödemeleri ve askeri harcamalar nedeniyle savaşın Amerikan hanelerine maliyetinin 1.200 doları aştığını tahmin etti. Amerikalılar ayrıca benzin ve motorin için yaklaşık 130 milyar dolar daha fazla ödeme yapmak zorunda kaldı. Motorin fiyatlarındaki artış; mal taşımacılığı, tarım ve gıda üretimi maliyetlerini de yükseltti. Evlerini ısıtmak için yakıt yağı kullanan aileler kışın yüzde 50’ye varan daha yüksek maliyetlerle karşılaşabilir. Sonuç olarak savaşın faturası sadece devlet bütçesi veya askeri kalemlerde görünmemekte, bir kısmı yükselen enerji ve temel tüketim maddeleri fiyatları üzerinden hanelere yansımaktadır.

6. ABD Müttefiklerinin Uğradığı Zarar

Zakaria, savaşın sonuçlarının ABD ile sınırlı kalmadığı görüşündedir. Fars Körfezi ülkelerinin Washington’a olan güveninin ciddi şekilde zedelendiğini belirten yazar, bu ülkelerin aynı zamanda artan deniz taşımacılığı maliyetleri ve turizmdeki düşüşle karşı karşıya kaldığını kaydetti. Örneğin Dubai’deki otel doluluk oranları Şubat ayındaki %85 seviyesinden Mart ayında %23’e gerilemiştir. Bölge hükümetleri ayrıca Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla altyapıyı yeniden inşa etmek, enerji ve mal taşımacılığı için alternatif güzergâhlar oluşturmak adına milyarlarca dolar harcamak zorundadır. Diğer yandan dünyanın dört bir yanındaki enerji ithalatçısı ülkeler de yükselen tedarik maliyetleriyle yüzleşmiştir. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar savaş meydanının ötesinde sonuçlar doğurmuş, maliyeti bölgesel ve küresel ekonomilere yayılmıştır.

7. Washington’ın Taleplerinin Reddedilmesi

Makalenin merkezinde yer alan argümanlardan biri, düşmanın askeri gücünü imha etmek ile siyasi sonuca ulaşmak arasındaki farktır. Vietnam Savaşı’na atıfta bulunan analist, ABD ordusunun o savaşta da imha edilen silah ve öldürülen düşman gücü sayılarını düzenli olarak raporladığını; ancak başarının temel ölçütünün verilen zarar değil, düşmanın nihayetinde teslim olmaya yanaşıp yanaşmaması olduğunu vurguladı. Yazarın belirttiğine göre İran şu ana kadar teslim olmamıştır ve daha fazla bombalamanın da bu durumu mutlaka değiştirmeyeceğini gösteren gerekçeler mevcuttur. Zakaria bu bölümde Vietnam, Afganistan ve Irak savaşları deneyimlerine de değinmektedir. Ona göre ABD defalarca karşı tarafın ordularını ve askeri altyapısını ağır şekilde tahrip etmeyi başarmış, ancak bu kazanımları kalıcı siyasi sonuçlara dönüştürmekte başarısız olmuştur.

8. Trump Hükümetinin Hedeflerindeki Çelişki

Uluslararası meseleler yorumcusu, Trump yaklaşımındaki temel sorunun savaşın nihai hedefinin belirsizliği olduğunu düşünmektedir. Yazara göre ABD yönetimi, İran’ın politikalarını mı değiştirmek istediğine yoksa rejimini mi devirmek istediğine henüz karar verememiştir. Bu çelişkiyi göstermek adına ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in açıklamalarına dikkat çeken Zakaria; Bessent’in Eylül ayında Washington’ın diğer ülkelere mesajının “bu rejimin sonudur” olduğunu söylediğini, ancak aynı zamanda hedefin mutlaka İran yönetiminin çöküşü olmadığını ve Washington’ın Tahran’ı müzakereye zorlamak istediğini vurguladığını hatırlattı. Trump da BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında bir yandan İran’ın yeniden daha güçlü bir ülkeye dönüşmesine izin verecek bir anlaşma ihtimalinden söz ederken, diğer yandan İslam Cumhuriyeti’nin hızlıca yok edilmesinden bahsetmişti. Bu açıklamalar, temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’in İranlı yetkililerle görüşmeler yürüttüğü bir sırada dile getirilmekteydi. Zakaria’ya göre böyle bir yaklaşım Tahran nezdinde şu soruyu doğurmaktadır: Eğer Washington her koşulda İran yönetimini yok etmeyi hedefliyorsa, İran neden taviz versin? Böyle bir durumda İranlı liderler direnmeyi, ABD’ye maliyet yüklemeyi ve karşı taraf yıpranana kadar savaşı sürdürmeyi daha uygun bir seçenek olarak görebilirler.

9. Savaşı Bitirecek Siyasi Bir Anlaşmanın Bulunmaması

Zakaria, Steven Biddle ve arkadaşlarının Foreign Affairs dergisindeki argümanlarına dayanarak, savaşların nihayetinde siyasi anlaşmalarla sona erdiğini yazmaktadır. Askeri güç bir anlaşmanın şartlarını iyileştirebilir, ancak siyasi anlaşmanın yerini tutamaz. Buna göre, ABD savaş alanında üstünlüğe sahip olsa bile bu üstünlük tek başına İran’ın Washington’ın taleplerini kabul edeceğini garanti etmez. Kalıcı bir sonuca ulaşmak için müzakerelerin hedefinin ne olduğu ve hangi şartların savaşı sona erdirebileceği netleştirilmelidir.

Analist son olarak Trump hükümetinin iki yol arasında karar vermesi gerektiğini vurgulamaktadır: Eğer amaç İran’ın politikalarını değiştirmek, Hürmüz Boğazı’ны yeniden açmak ve nükleer programını sınırlandırmak ise Washington net ve ulaşılabilir talepler belirlemeli ve bunların Tahran tarafından kabul edilmesi için baskı kurmalıdır. Ancak amaç İran yönetimini devirmekse ABD, bölgedeki diğer ülkelere de yayılma ihtimali bulunan daha kanlı bir çatışmaya kendisini hazırlamalıdır. Zakaria’nın bakış açısına göre, Washington bu çelişkiyi çözmediği sürece askeri kazanımlarını kesin bir zafer işareti olarak nitelendiremez ve Orta Doğu’daki bir başka savaş bataklığına saplanmış kalmaya devam eder.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın