Bugün Suudi semalarında yaşananlar, derin siyasi ve bölgesel kökleri bulunan çatışmaların çözümünde askeri gücün sınırlarına dair bir uyarı niteliğindedir.
Yemen’den Suudi Arabistan’ın havalimanlarına, şehirlerine ve petrol altyapılarına yönelik saldırıların şiddetlenmesi, Riyad’ın Yemen güçlerine karşı askeri kampanyaya yeniden dahil olmasının —Suudi yetkililerin beklentilerinin aksine— krizi dizginlemekle kalmayıp ülkeye yeni güvenlik ve ekonomik maliyetler yüklediğini göstermektedir. Suudi Sivil Havacılık Kurumu’nun açıklamasına göre Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na 10 Ekim’de düzenlenen ve 12 kişinin ölümü ile 309 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan saldırı, çatışma alanının genişlemesinin ve bu ülkenin stratejik altyapısının kırılganlığının en son göstergesidir.
Suudi Arabistan’ın yıllardır kendisini küresel bir yatırım, turizm ve organizasyon merkezine dönüştürmek adına çaba harcadığı bir ortamda; havalimanları ve petrol tesislerine yönelik saldırıların tekrarlanması, doğrudan bu planları etkisi altına alabilir. Şimdi temel soru şudur: Riyad askeri operasyonları tırmandırarak arzuladığı sonuca ulaşabilir mi, yoksa ucu açık yeni bir yıpratma krizinin içine mi saplanacaktır?
Askeri Müdahaleden Krizin Suudi Topraklarına Geri Dönüşüne
Suudi Arabistan on yıldan uzun bir süredir Yemen’deki nüfuzunu pekiştirmek ve muhalif güçlerin yükselişini engellemek adına askeri ve siyasi araçları kullanmaktadır. Bununla birlikte geçmiş yılların deneyimi; silah üstünlüğünün ve hava saldırılarının siyasi hedeflere ulaşmak anlamına gelmediğini göstermiştir. Riyad, gerilimin azalması ve diyalog arayışlarıyla geçen bir dönemin ardından bu yaz yeniden çatışmanın yeni bir evresine girdi; askeri operasyonların şiddetlendiği ve sınır ötesi saldırıların tekrar başladığı bir evre.
Yayımlanan raporlara göre, Suudi Arabistan destekli Yemenli güçler, muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri geri almak adına yeni bir operasyon başlatmıştır. Riyad da hava ve askeri desteğiyle bu operasyonu arkalamaktadır. Ancak saldırıların Suudi topraklarının derinliklerine kadar genişlemesi, çatışma sahasının artık Yemen coğrafyasıyla sınırlı kalmadığını gözler önüne sermektedir. Riyad ve Abha havalimanlarına yönelik saldırılar ile Dammam’daki Kral Fahd Havalimanı yakınlarına bir füzenin/mühimmatın isabet ettiği yönündeki raporlar, hava ulaşım ağı ve Suudi Arabistan’ın hayati altyapılarının güvenliğine dair endişeleri artırmıştır.
Riyad Havalimanı’na düzenlenen son saldırıda, havalimanı faaliyetleri bir süreliğine akamete uğramış ve hava yolu şirketleri bazı uçuşları iptal etmek ya da rota değiştirmek zorunda kalmıştır. Bu gelişmeler yalnızca askeri bir mesele değildir; havalimanları Suudi ekonomisinin dünyayla temas kurduğu kapılardır ve buralardaki aksamalar tüccarların, turistlerin ve yatırımcıların trafiğini etkileyebilir. Bu açıdan bakıldığında, şekillenmekte olan durum Suudi Arabistan’ın hava sahası ve iletişim altyapısı üzerinde bir tür baskıdır; Riyad’ın bu baskıyı dizginleyebilmek adına dış savunma desteğine ihtiyacı bulunmaktadır.
Riyad’ın Üç Stratejik Hatası ve ABD Desteğinin Sınırları
ABD’nin eski Riyad Büyükelçisi Michael Ratney CNN’e verdiği mülakatta, Yemen krizinin geri dönmesinde Riyad’ın bir dizi hatalı hesabının etkili olduğunu belirtmiştir. Bu yayın organının aktardığına göre ilk sorun, Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki görüş ayrılığına ve BAE güçlerinin Yemen’den çekilmesine dayanmaktadır. Bu gelişme, iki ülkeyle uyumlu yerel güçlerin yapısını bozmuş ve Suudi Arabistan önceki komuta ve kontrol sisteminin yerine hızlıca etkin bir alternatif koyamamıştır.
İkinci mesele, Yemen güçlerinin operasyonları sürdürme ve saldırıları genişletme kapasitesine dair yapılan yanlış değerlendirmeydi. Suudi Arabistan içindeki hedeflere yönelik saldırıların esintisiz sürmesi; hava üstünlüğü sağlamanın veya askeri mevzilere zarar vermenin karşı tarafın çatışmayı sürdürme kabiliyetini mutlaka ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Bu nedenle, Riyad destekli güçlerin sahadaki başarıları bile komuta bütünlüğü, sürdürülebilir destek ve ele geçirilen bölgeleri elde tutma kapasitesi olmadan krizin sona ermesinin garantisi değildir.
Üçüncü hata ise doğrudan ABD desteğine aşırı bel bağlanmasıydı. CNN raporu, Muhammed bin Selman’ın Donald Trump ile yaptığı görüşmelerde ABD’nin Yemen güçlerine saldırmasını talep ettiğini, ancak ABD Başkanı’nın bu operasyona doğrudan girmekten kaçındığını aktarmaktadır. Washington bunun yerine Yemen güçleriyle vardığı ateşkese sadık kalmaya çalışmış; Suudi Arabistan’a ise istihbarat desteği ve hedef tespiti yardımı sunmakla yetinmiştir.
2025 tecrübesi de Beyaz Saray açısından önem taşımaktadır. ABD o yılın 15 Mart tarihinde Yemen güçlerinin mevzilerine karşı geniş çaplı bir operasyon başlatmış, 6 Mayıs’ta ise Umman’ın arabuluculuğuyla saldırılarını durdurduğunu ilan etmişti. Reuters, bu operasyonun Yemen güçlerine zarar verdiğini ancak güçlerini yok edemediğini bildirmişti. Bu tecrübe, hava operasyonlarının ağır maliyetler yükleyebileceğini fakat tek başına siyasi ve askeri denklemi kalıcı olarak değiştirme garantisi sunmadığını göstermektedir.
Dış Yardım: Krizin Çözümü mü Yoksa Çatışmanın Tırmanmasının Önü mü?
Suudi Arabistan savunma kabiliyetini pekiştirmek adına başka ülkelerin desteğini almaya da çalışmıştır. Raporlar Fransa ve İngiltere ile savunma iş birliğine, ayrıca Türkiye ve Pakistan ile güvenlik koordinasyonu sağlama çabalarına işaret etmektedir. Amerikalı askeri danışmanların varlığı ve sağlanan istihbarat desteği de Washington’ın doğrudan saldırılara katılmaktan kaçınsa bile Riyad ile askeri ilişkisini kesmediğini göstermektedir. Dolayısıyla temel mesele dış desteğin tamamen yokluğu değil; ABD’nin kabul etmeye yanaştığı müdahalenin kapsamı ve türü üzerindeki anlaşmazlıktır.
Michael Ratney analizinde ABD’nin askeri kısıtlamalarına da dikkat çekmiştir; bazı önleme füzelerinin stoklarındaki erime, bazı savaş gemilerinin bakıma ihtiyaç duyması ve ABD’nin bölgedeki askeri tesislerinin zarar görmüş olması bu kısıtlamalardandır. Böyle bir ortamda yeni bir cepheye doğrudan girmek Washington açısından daha fazla maliyet yaratabilir. Bu kısıtlamalar, Trump’ın çatışma alanının genişlemesini engelleme isteğiyle birleştiğinde, ABD’nin Suudi Arabistan’ın talebi karşısındaki temkinli tutumunun bir kısmını açıklamaktadır.
Bununla birlikte dış savunma yardımları tek başına ana meseleyi çözmemektedir. Önleme sistemlerinin güçlendirilmesi bazı füze ve İHA’ların isabet etme ihtimalini düşürebilir; ancak Yemen’deki çatışma sürdüğü ve taraflar kalıcı bir siyasi anlaşmada uzlaşmadığı sürece saldırıların tekrarlanma olasılığı baki kalacaktır. Diğer taraftan Suudi Arabistan’ın saldırılarını tırmandırması da Yemen güçlerinin yanıt verme yelpazesini daha da genişletmesine ve her iki taraf için güvenlik maliyetlerinin artmasına yol açabilir.
Sonuç
Yemen krizinin Suudi Arabistan’ın içine geri dönmesini, Suudi Arabistan’ın Yemen’i yıllarca abluka altında tutmasının ve cinayetlerini sürdürmesinin stratejik sonuçlarından biri olarak görmek gerekir. Riyad şimdi havalimanlarını ve petrol tesislerini korumanın, güvenlik itibarını muhafaza etmenin ve ekonomik planları ilerletmenin eş zamanlı olarak baskı altında kaldığı bir durumla yüzleşmektedir.
Yemen güçleri operasyonlarını genişleterek Suudi Arabistan’a maliyet yükleme kabiliyetine sahip olduklarını kanıtlamışlardır. Bu girdaptan çıkış yolu; saldırıların sonsuz şekilde tırmandırılmasında ya da yalnızca dış yardıma bel bağlanmasında değil, askeri eylemlerin durdurulmasında, sivillerin korunmasında ve işgalcilerin Yemen’den çekilmesine ile Sana’daki yasal Yemen hükümetinin tanınmasına dayanan siyasi bir anlaşmanın şekillenmesinde yatmaktadır.
Eğer Riyad bir kez daha askeri baskıyı artırarak krizi hızla dizginleyebileceğini zannederse daha da ağır maliyetlerle karşılaşabilir. Bugün Suudi semalarında yaşananlar, derin siyasi ve bölgesel kökleri bulunan çatışmaların çözümünde askeri gücün sınırlarına dair bir uyarı niteliğindedir.
Not: bu analiz mehrnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
