Pakistan’ın Yemen Denklemi: Finans ve Silah Arasında

Betul

Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın askeri hükümleri gündeme gelirken Pakistan’ın harekâta katılımının kapsamı belirsizliğini koruyor. İslamabad, Suudi Arabistan’ı savunma taahhüdünü yerine getirirken hem kendi sınırlarındaki çatışmaları hem de içerideki savaş karşıtlığını gözetmek zorunda.

CGTN Türk Dış Haberler Servisi

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Pakistan ile Suudi Arabistan arasında geçen yıl imzalanan ikili savunma paktını daha geniş bir çerçeveye taşıdı. Husilerin Suudi petrol tesislerini ve tankerlerini yeniden hedef alması, Kızıldeniz kıyısında geniş toprak kazanımları elde etmesi ve Babülmendep Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmesinin ardından anlaşmanın askeri hükümleri gündeme geldi.

Pakistan ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a geçen hafta “üzerinde mutabık kalınan askeri güç ve kabiliyetleri sağlayacağını” açıklaması uluslararası basında tartışılmaya devam ediyor.

Birmingham Üniversitesi’nde Pakistan-Suudi Arabistan ilişkileri üzerine çalışan Umer Karim’e göre diplomatik manevra alanı tükenmekte. Financial Times’a konuşan Karim Pakistan’ın artık İran ile doğrudan karşı karşıya konumladığının vurguladı. Gazete İslamabad yönetiminin içinde bulunduğu durumun mali durumun S. Arabistan’la ile yakınlaşmanın ana motorlarından biri olduğunun altını çizdi. Pakistan, nisan ayında 3 milyar dolarlık finansman açığını kapatmak için Suudi Arabistan’dan talepte bulunmuştu.

Askeri kapasite var, hareket alanı sınırlı

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün verilerine göre Pakistan silahlı kuvvetlerinde 660 binden fazla asker ve yaklaşık 400 avcı ve yer taarruz uçağı bulunuyor. JF-17’ler ile ABD yapımı F-16’ları kullanan ülke, bazıları Türkiye’yle işbirliği içinde olmak üzere muharebe ve keşif amaçlı insansız hava araçları da üretiyor.

Bu kapasite, ülkenin kendi güvenlik yükünden bağımsız değil. İslamabad, ülke içindeki silahlı grupların saldırılarını durdurmakta ise zorlanıyor. Yeni Delhi merkezli Güney Asya Terörizm Portalı’na göre geçen yıl 1.200’den fazla Pakistan güvenlik personeli hayatını kaybetti. Bu yirmi yılı aşkın sürenin en yüksek kaybı olarak kayıtlara geçti. Son aylardaki hava saldırılarına rağmen Afganistan sınırındaki şiddetin de artması, Yemen’e ayrılabilecek kaynaklar üzerindeki baskıyı büyütüyor.

Pakistan’ın mevcut harekâta ne ölçüde katıldığı henüz açıklığa kavuşmuş değil. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, geçen hafta Husilere karşı hava harekâtına 100 savaş uçağının katıldığını duyurdu. İslamabad, kendi pilotlarının operasyonlarda görev alıp almadığını doğrulamadı. Pakistan Silahlı Kuvvetleri de operasyonel ayrıntıları teyit ya da reddedemeyeceğini bildirdi.

2015’te parlamento durdurmuştu

Askeri katılımın genişlemesi, Pakistan yönetimini içeride de zorlayabilir. Financial Times gazetesine göre geniş bir Şii nüfusa sahip ülkede, İran’ın ABD ve İsrail’e karşı tutumu destek buluyor. İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney’in şubat sonunda öldürülmesinin ardından binlerce kişinin yas tutması, bu yakınlığın göstergelerinden biri oldu. Lahor merkezli dış politika yazarı Ejaz Haider, kamuoyundaki itirazın yalnızca Yemen’e asker gönderilmesiyle sınırlı olmadığını vurguluyor. Haider’e göre Pakistan halkı, Suud Hanedanı adına yürütülecek bir savaşın ülkeyi ABD’nin yanında ve İran’ın karşısında konumlandıracağını düşünüyor.

İslamabad, Riyad’ın Yemen için yaptığı askeri çağrıyı daha önce geri çevirmişti. Suudi Arabistan 2015’te savaş gemileri, uçaklar ve kara birlikleri istediğinde, dönemin Başbakanı Navaz Şerif yönetimindeki Pakistan’da parlamento oybirliğiyle tarafsızlığın korunması yönünde karar almıştı.

cgtnturk

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın